- A +

Ertuğ Uçar

Bir sıradağ gözünüzün önüne getirin. Yer kabuğundaki hareketler sonucu sıkışmış ve yükselmiş bu coğrafi şekil, birçok asimetri barındırıyor olsun: Sırtlar, platolar, irili ufaklı zirveler, sarp uçurumlar, güneş almayan diplerde bir suyun akmakta olduğu yarıklar, obruklar ve vadiler. Ilık rüzgârlara açık, tarıma uygun sekiler oluşturulabilen yamaçlarda ufak yerleşimler, plato kıyılarında hayvancılık yapan küçük köyler olsun. Bir de çizgi düşünelim. Bu sıradağın üzerine sanki bu şanlı bir sıradağ değil de göz alabildiğine uzanan bir ovaymış gibi gazlı kalemle çekiverilmiş olsun. Sonra bu çizginin bir tarafına bir ülkenin ismi, diğer yana da bir başka ülkenin ismi yazılsın. İşte buna biz Siyasi Harita diyoruz.

Nehirlerden yardım alındığı tek tük örnek dışında siyasi haritalar coğrafi şekillere pek kulak asmaz. Sınırlar yerin üzerinde ne olduğundan çok altında ne olduğuyla ilgilenir. Bu sıradağın üzerinden geçen sınır, köyleri, hayvan sürülerini, ormanları, yamaçları, bağları, kayalıkları ülkelere ayırır -ki bir ülkenin neye tekabül ettiği, din, dil, mezhep, ırk, milliyet veya ülkü birliği anlamına mı geldiği uzun uzun tartışılabilir- biz haritada bir ülkeyi mesela turuncu, diğerini de bej renkte görür, bu çizginin iki tarafında başka başka dünyalar varmış sanırız.  

Halbuki renklerin ve kesikli çizgilerin ortadan kaldırıldığı coğrafi haritalara bakınca Dünya tektir ve bir bütünlük içerisindedir. Çöller sarıyla, zirveler koyu kahverengiyle, denizler derinleştikçe koyulaşan bir maviyle gösterilir. Ovalara doğru yeryüzü yeşillenir, ağaçlar çiçek açar, meyve verir. Coğrafi haritaların renkleri dünyamızla bir ahenk tutturuyorken, siyasi haritalar dünyayı büyük ve beceriksizce dikilmiş bir yamalı kumaş gibi gösterir. Sınırların yok olduğu haritalara uzun uzun bakarsak kıtaların nasıl ve nereden birleştiğini anlayabiliriz; sıradağların tüm bir kıtayı baştan sona kat ettiğini, bir okyanus kıyısında doğan akarsuyun binlerce kilometreyi nasıl sabırla aşıp başka bir okyanusa döküldüğünü izleriz. Hatta gerektiği kadar odaklanabilirsek kıyı çizgisinin bile gerçek bir sınır olamayacağını görürüz. Okyanus tabanlarındaki yer hareketleri karadakilerin devamıdır. Dünyamızın yüzeyi asimetrik, düzensiz ancak bir o kadar da mükemmel bir süreklilik içerisindedir.  

Siyasi haritalarsa başka saiklerle şekillenir. Denize yakınlık, yeraltı zenginlikleri, bir tarihi kent, kader, anılar, çoğu kez sadece hırs bu çizgileri çizer. Biz de böylece gözümüzü kapadığımızda ülkeleri bir geometrik şekil olarak gözümüzün önüne getirebiliriz. Mesela Türkiye bir dikdörtgendir. Suriye bir üçgen, Mısır ise bir karedir. Şili bir yılan, Rusya dev bir buluttur.

Bu soruyu ilkokuldan hatırlıyorum. Ülkemizin sınır komşularını sayınız. O zamanlar en uzun sınırımız Suriye ile idi. Sanırım hala öyle. En kısasını ilkokuldan Yunanistan sınırı diye hatırlıyordum. Nahçıvanmış. Biz, bir sınırın ne anlama geldiğini bilmeden ve bir sınırın gerçekten dünyamızı farklı farklı mekanlara böldüğünü, bu mekanlarda bizden tamamen farklı insanların yaşadığını düşünerek komşuları sırasıyla sayardık. Ülkemizde doğup sınırlar geçerek denize dökülen akarsuları, uzaklarda kaynayıp Türkiye’de denize kavuşan akarsuları ezbere söylerdik. Bizden çıkıp dışarı giden sıradağları, yarısı komşuya uzanan ovaları bilirdik, ama komşularla aramızdaki o çizginin mahiyetini bilemezdik. Siyasi harita, okul kitaplarında mutlu, renkli, komşu ülkeler demekti. Bir de o ülkeyle yaptığınız takas. Petrol alır, üzüm verirsiniz.

Başka bir ülkeyi ilk gördüğümde 13 yaşımdaydım. Kapıkule sınır kapısından öteki tarafa geçmiş ve görmüştüm ki, ağaçlar, dağlar ve elmalar aynı.  

Sınır, bir insan yapısı. Üzerine açılan kapıların olduğu bir duvar. Süreklilikleri kesintiye uğratması bekleniyor. Eğer ülkelerin kimlik kartlarına bakarsanız dil, din, bakkalda satılan bisküviler, kıyafetler, alfabenin harfleri, insanların renkleri, her şey çizginin diğer tarafına geçtiğin anda değişiyor. Ama gerçek öyle değil. Bir savaştan, bir anlaşmadan sonra çekiliveren kesikli çizgilerle nasıl bir dağ sırasını, bir kanyonu veya bir ormanı ikiye bölemezseniz bir bölgeyi, bir köyü, bir kültürü, tarihi bölemiyorsunuz. Sınırların iki tarafındaki tabelalarda alfabeler ve yol çizgilerinin rengi değişse de konuşulan dil, bakışlar, yemekler, şarkılar ve acılar o kadar kolay değişmiyor.

Yunanistan’a giden insanlardan duymuşuzdur; veya biz aynı şeyi başkalarına söylemişizdir. “Aynı biz.” Ne sandın ya. Şaşırmamıza şaşırmak lazım. “Sınırı geçtik, dağlar aynı, denize baktım orada da tuzlu.” Ülkeler arasında daha ciddi farklar, sınırların içlerine, daha uzaklara gittikçe oluşuyor. Kıtalar arasında farklar bir uçtan diğerine oluşuyor. Sarp sınır kapısından Batum’a geçince, tıpkı nemden ıslanmış bitki örtüsü ve denize inen kayaların rengi gibi insanların da birbirine benzediğini  görürüz.

Hep dile getirildiği gibi bu siyasi çizginin iki tarafında yaşayan komşu halklar birbirinden etkilenerek kültür alışverişi yapmazlar. Zaten aynı olanlar birbirine nasıl benzesin? Önceden bir olan şey sınırla ayırılmış, komşu edilmiştir asıl; gözlediğimiz, zamana direnen ve hala kanallar bulup beslenen kültürel devamlılıklardır. Aslında onlar birbirinin aynasıdır. Komşu kültürler, bir zamanların komşu evlerini, bir sınırla komşu ülke yapan siyasi iradenin tıkadığı iletişim kanalları sebebiyle olsa olsa zamanla birbirinden uzaklaşır.

İşte sınır böyle bir şey. Sınırın ne olduğunu en çok sınırın dibi sıra yaşayanlar bilir. Bir gün önce komşu olanlar, bir gün sonra komşu ülke oluverirler. Burası A ülkesi, burası B. Siz A’ya denk geldiniz.

İyi bir komşu nedir?

Bu soruyu bir de sınırları çizenlere, ülkeleri yönetenlere sormak gerek.

İyi bir komşu her pazartesi T24'te

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek 15. İstanbul Bienali, “iyi bir komşu” başlığını taşıyor. 

Mahallelerin ve ev içi yaşantılarının dünyanın her yerinde geçirdiği köklü değişimler, bir arada var olma şekillerimizin uğradığı değişimleri konuşmayı da zorunlu kılıyor. “iyi bir komşu”nun kim olduğu, aynı zamanda kendimizin “iyi bir komşu” olup olmadığı sorusunu soran İstanbul Bienali, T24 işbirliğiyle internet ortamında bir sohbet başlatıyor.

Bienal başlayana dek her pazartesi sürpriz bir yazar, sanatçı, akademisyen, mimar, psikanalist veya gazeteci T24’te “iyi bir komşu” hakkında yazıyor.

15. İstanbul Bienali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 1987 yılından bu yana düzenlediği İstanbul Bienali’nin 15'incisi, 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset’in küratörlüğünde, “iyi bir komşu” başlığıyla gerçekleştirilecek. Koç Holding sponsorluğunda düzenlenecek ve iki ay boyunca ücretsiz olarak gezilebilecek 15. İstanbul Bienali’nde, birbirine komşu mekânlarda yer alacak serginin yanı sıra bir dizi performans ve konuşma da düzenlenecek.

 

Okuyucu Yorumları

Bu Haberin Dahil Olduğu Konu Başlıkları

'İyi bir komşu'ydu; 15. İstanbul Bienali hakkında 35 yazı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 15. İstanbul Bienali kapsamında her pazartesi, sürpriz bir yazar, sanatçı, akademisyen, mimar, psikanalist ve gazetecinin yazıları, "iyi bir komşu" başlığı altında T24'te yayımlandı.

Devamını Oku