Çılgın bir fuar, 95 yaşındaki yorulmaz usta ve Sultan'ın mutluluğu

- A +

36. İstanbul Kitap Fuarı’na gittim: Cumartesi günü...Bu fuarın yıllar içindeki gelişimini elbette izlemiştim: bir yazar, ama daha önemlisi bir okur olarak...Bir zamanlar Tepebaşı’nda veya Taksim Marmara otelinin altında çok mütevazi biçimde başlayan fuarın Beylikdüzü’ndeki büyük alanda ve yepyeni bir kompleks içinde açılması ve gitgide eklenen yapılarla büyümesi, şaşırtıcı bir tempo içinde olmuştu. Bu yıl da iki yeni salon var: 12. ve 13. salonlar...

Ayni biçimde, şimdi nasılsa uyanan ve İstanbul’u nasıl mahvettiklerini geç kalmış bir pişmanlıkla itiraf edip duranların zamanında hiçbir sakınca görmeden şehrin bağrına sapladıkları o korkunç dev yapılar sayesinde, artık oralara gidip gelmenin nasıl bir büyük macera olduğunu biliyoruz. Bu yıl da bunu yeniden yaşadım.

En ünlüler oradaydı

Ama ne gam!..Bu ülkede herşey çığırından çıkmış olduğu için, her iyi ve güzel şeye erişmek belli bir özveri istiyor. Kitap Fuarı da bu kuralın en geçerli olduğu yer sayılabilir.

Aslında sabah erken (10’da) yola çıktığım için çabuk vardım: bir saatte...Ama dönüşüm iki saati geçti. Ve o saatte bile çok büyük kalabalıklar gördüm. Bu giderek tam bir insan mahşerine gönüştü. Dün tüm gazetelerde haber olan...

Bu kadar insan nereden, niçin gelmişti? Kitabın bunca popüler olması gerçekten inanılır şey miydi?

Evet, öyleydi. Üstelik bu bir kuru kalabalık değildi. Ben kendi adıma eski-yeni birçok kitabıma en çok imza attığım ve okurlarla yoğun biçimde ilişki kurduğum fuardı diyebilirim. Üstelik çoğu kararlı, bilgili, bilinçli okurlardı. İlgileriyle beni mutlu kılan... 

Ama kalabalığın başka nedenleri vardı elbette...Düşünün ki ayni günde Ahmet Ümit’ten Cem Yılmaz’a, Yılmaz Özdil’den Uğur Dündar’a, bu yılın ‘onur konuğu’ Ayla Kutlu’dan Canan Tan’a en popüler adlar oradaydı: herbiri  edebiyatın, basının ya da medyanın şövalyeleri olan...

Ayrıca da bizim bilmediğimiz, ama sosyal medyada ‘fenomen’ olmuş gencecik insanlar, belki geleceğin parlak kalemleri... 

Bir ustayla yanyana imzalamak...

Ama ben en çok Remzi standında birlikte imza yaptığımız yanıbaşımdaki üstad Hıfzı Topuz’u izledim: takdirle, hayranlıkla....95 yaşına varmış usta, hiç yorulmadan yazıyor konuşuyor, yanıtlıyordu. Gizli Aşklar, Başın Öne Eğilmesin, Taifte Ölüm, Gazi ve Fikriye, Birzamanlar Nişantaşı’nda gibi kitaplarını... Bizi hem Galatasaray’lı, hem eski Nişantaşlı olmak kadar, yıllardır ayni yayınevi için yazmak da birleştiriyordu.

Kalabalıktan çok az söyleşebildik, en çok onun da tanıklık ettiği Sabah Yıldızı: Sabahatin Ali belgeselinden söz ederek... Fuara ilgisini ve desteğini coşkuyla anlatan Beylikdüzü belediye başkanı Ekrem İmamoğlu ve Enis Berberoğlu’nun ‘hapishane kitabı’nı imzalayan grubun içinden Mustafa Balbay konuklarımız arasındaydı.

 Kendisi yoktu, ama sevgisi  oradaydı!...

Ben ayrıca Türkan Şoray paneline katıldım. Sevgili Şoray katılamamıştı: Cuma günü yazdığım sağlık nedenlerinden... Ayrıca Safa Önal da gelemedi: son dakikada merdivenden düşmüştü!...

Böylece iş bize düştü: yani panelin nedeni olan Türkan Şoray İle Yüzyüze kitabının (yeni basımı çıktı: Eksik Parça yayınları) yazarı Feridun Andaç ve bana...Bizler de iyi birer konuşmacı olarak görevimizi ifa ettik.

Hemen herkes hayli kalabalık olan salonda kaldı. Şoray sevgimize ve onun temsil ettiği toplumsal fenomene getirmeye çalıştığımız yeni yorumları ilgiyle dinledi, son bölümde sorularıyla katıldı.

Hediyeleriyle katılanlar da oldu: elle yapılmış bir portresi, eski ve hep bilinmeyen resimleri. Onun için örülmüş bir kırmızı atkı. O bitmeyen Sultan sevgisini bir kez daha yaşadık.  Ve armağanlarını bizzat teslim etmek üzere aldık. 

Dönüşte iki saat geçirdiğim arabadan onu aradım. Ve günün raporunu verdim.  Son derece mutlu olduğunu ve herkese teşekkür ettiğini söylemeliyim. Ama buluşmamız biraz gecikecek, çünkü 12 günlük bir kür için hastaneye yatmak üzere... 

Okuyucu Yorumları