- A +

Katalanlar ne ister?

Yıllar önce bir Kürt arkadaşımın, konuşurken uzaklara dalmış biraz mahzun, biraz pişman, biraz çaresizce bakışlarıydı bana bu soruyu sordurtan. Bugün bile her düşündüğümde, hafızamın derinliklerinden ince bir sızı gelip peydahlanan o an, benzer sorularla daha sonraki yıllarda da haşır neşir olmamın önemli sebeplerinden biri olacaktı.

Geçenlerde İspanya’nın 17 özerk bölgesinden biri olan Katalonya, bağımsızlık için referanduma gitti.

Katalan halkının bu son derece sakin, ağırbaşlı, olgun tavrına Madrid hükümeti şiddetle tepki gösterdi. İspanyol devletinin kolluk güçleri oy kullananlara acımasızca saldırdı. Bizim de yakinen bildiğimiz manzaralardı bunlar; biber gazı, kalkan, cop; canhıraş çığlıklar, kanlar içinde kalan kadınlar, yerlerde sürüklenenler…

Gelişmiş Avrupa demokrasileri, İspanyol polisinin şiddetinden nasibini alarak kafası kırılan, yüzü gözü kan içinde kalan, feryat figan çırpınan Katalanları görünce ne menem duygulara sahip olmuştur bilinmez.

Ancak, İspanyolların tehdit, şantaj ve sonrasında uyguladığı sıra dışı şiddete Katalan halkı boyun eğmedi. Referandum başarılı bir şekilde yapıldı. Sandıktansa, tam bağımsızlık yönünde bir irade çıktı.

Katalanların, demokratik bir şekilde kendi kaderlerini tayin etme konusundaki bu girişimleri, İspanyol devletinin yanı sıra Avrupalı devletleri de fena kızdırdı.

Sovyetler Birliği dağılırken, ya da Yugoslavya kanlı bir şekilde parçalanırken halkların self determinasyon hakkını kutsayan bu ülkelerin, konu Katalanlar olduğunda ortaya çıkan ikiyüzlülüğü, “batı demokrasisi” nin gerçek kimliğini gösteriyor olabilir miydi, bilinmez…

İspanyollar, on yıllardır düşlerini İspanyolca kurmayı dayatmışlardı Katalanlara. Bunun için kimi zaman telkinlerde bulunmuş, kimi zaman tehdit ve şantajlara başvurmuş, bazen de zor kullanmıştı.

Tüm bunlara rağmen Katalonya, zamanla özerk bir statüye kavuşmuştu; kendi bölgesel hükümetine, meclisine ve anadilde eğitim hakkına sahip olmuştu. Çeşitli kamusal hizmetlerdeki özerklik, kültürel haklar, hatta kendi polis gücü bile vardı artık...

Oysaki şimdi, yapılan referandum bütün bunların yetmediğini gösteriyordu.

Kütçe konuşmak yasak!

Bir zamanlar bir arkadaşım anlatmıştı.

Çocukluğunu köyde geçirmiş bir arkadaşımdı.

Kürt asıllı değildi, Kürt’tü!

Keyifle başlamıştı konuşmaya:

“Evde hep Kürtçe konuşurduk. Oyunlarımızı sokakta Kürtçe oynar, türkülerimizi Kürtçe söyler, Kürtçe şakalaşır, sinkaflarmızı bile aynı dilden çekerdik.”

Arkadaşımın okula başlama yaşı gelmiş, ailesi onu, okuması için kasabadaki amcasının evine yerleştirmişti.

Söylediğine göre, zaten okumaya karşı oldu olası büyük bir merakı varmış. İlk defa okula gidecek olmasının sevinci, coşkusu, kıpır kıpırlığı; dikilen önlükler, hazırlanan çantalar; defterler, kitaplar, kalemler…

Sonra, kaşlarını biraz çatarak anlatmaya öyle devam etmişti:

“Okula başladığımız gün, öğretmen sınıfa girdi, söylediği ilk şey, ‘Kürtçe konuşmak yasak!’  dedi.”

Sesi, derinlerde bir yerlerde, çoktan kabuk bağlamış bir yaranın yeniden kanaması gibi acı ve hüzün doluydu:

Bununla kalsa iyi! Öğretmen, kürek gibi açtığı elinin beş parmağını sınıfa uzatarak ‘Kürtçe konuşacağınız her kelime için okkalı bir tokat yersiniz!’ demişti.”

Henüz ertesi gün olmuş ve arkadaşımın o kocaman kürekle tanışması gecikmemişti…

“Babam” demişti, “beni hiç dövmemişti. O gün, hayatımın ilk tokadını, babamdan değil de öğretmenimden yemiş olmak bana çok ağır gelmişti.”

O günden sonra arkadaşımın, diğer bazı öğrencilerle birlikte, aynı tokatla yakınlığı hep devam etmişti. Çok az Türkçe bilen biri olarak, onun nasibine düşen tokat sayısıysa çok daha fazla olmaktaydı.

Yüzünde patlayan her okkalı tokat, onun okumaya olan heyecanını biraz daha törpülemiş, ilgisini biraz daha azaltmıştı.

Gözlerini kısarak onun, çok uzaklardaki bir maziyi yaşar gibi biraz mahzun, biraz pişman, biraz çaresizce bakışları aklımdan hiç çıkmayacak; konuşurken içime bir bıçak gibi saplanacak o cümlesini ise hayatım boyunca unutmayacaktım:

“Geceleri neşeli rüyalar görürdüm bazen. Ne bileyim işte, çocukça rüyalar, koşup oynardım arkadaşlarımla, yaramazlıklar, türlü muziplikler... Sonra birden, Kürtçe konuştuğumu fark eder, histerik çığlıklarla, kan ter içinde, korkuyla fırlardım yatağımdan.”

Madrid’in korkusu, Barselona’nın coşkusu

Sonraki yıllarda, rüyasını ana dilinde gördüğünü fark edip, histerik bir korkuyla arkadaşımı yatağından kan ter içinde uyandıran o düşleri hep merak ettim.

Bazen peşine takıldım o düşlerin, bazen ortağı oldum.

Bazense, ben istemeden karşıma çıktılar onlar.

Tıpkı Katalanların geçenlerde gösterdikleri, bağımsızlık yönündeki iradelerinde olduğu gibi.

Ne de olsa 21.yüzyıldaydık. Tarihte, bilinen ilk toplumsal kanunların yazılmasından bu yana tam 5.392 sene geçmişti. Fransız Devrimi yıllarında yayınlanan İnsan ve Yurttaşlık Hakları Beyannamesi ‘nden sonra ise 228 yıl... Birleşmiş Milletler’ ce hazırlanan ve hemen hemen tüm dünya ülkeleri tarafından imzalanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ‘nin kabulünden bu yana da 71 yıl geride kalmıştı.

Özellikle Avrupa ülkeleri olarak bir güzel medenileşmiştik!

Avrupa medenileşmişti de, Katalanlar için durum biraz farklı gözüküyordu. Onlar, yeteri kadar medenileşmemiş olmalıydılar ki, bir türlü uslu durmuyorlardı.

Onların, kendi geleceklerini belirleme ısrarları on yıllardır sürüp gidiyordu. Bu konuda çok da mesafeler kat etmişlerdi. Hatta İspanyol devleti, yüzyıllar boyunca itaat ettirmeyi başardığı İber Yarımadası’nın bu kadim halkına, sağ olsun bir parça özgürlük bile bahşetmişti.

Oysaki ona susamışlar için özgürlük bambaşka bir şeydi!

Katalanların yeteri kadar medenileşip medenileşmedikleri ayrı bir tartışma konusu olsa da, görünen oydu ki onlar, artık düşlerini Katalanca kurmak peşindeydiler.

Üstelik ısrarcıydılar da.

İspanyol devletinin şiddete ve kana bulanan tahammülsüzlüğüne rağmen bağımsızlık referandumunu başarıyla yapmışlardı.

Ve referandumdan Madrid’in korkusu, Barselona’nın ise coşkusu galip çıkmıştı.

Independencia

Özgürlük her hâlükârda güzel şeydi. Lakin ona sahip olmak kadar, istemenin de bir bedeli vardı.

Nitekim Katalanlar için de öyle oldu.

Medeni Avrupa’nın cümle devletleri, onlara kendi kendilerini yönetme hakkını zamansız gördüler.

Avrupa’nın uygar ülkelerinin desteğini arkasına alan Madrid hükümeti referandumu geçersiz saymakta gecikmedi. Katalanların özerk parlamentosu feshedildi, bakanları ve milletvekilleri hakkında tutuklama kararları çıkarıldı, birçok yerel yönetici gözaltına alındı. Katalanların bağımsız yaşama arzularına bir kez daha kelepçe vuruldu.

Katalanların İspanyol egemenlerine yanıtı ise İspanya’nın ikinci büyük şehri olan Barselona sokaklarından oldu.

Önümdeki bir videoyu izlerken anladım bu yanıtın anlamını.

Barselona’nın en büyük caddesi Avenue Marina’yı boydan boya dolduran bir milyona yakın kişinin, özgürlük talebiyle coşmuş ışıl ışıl görüntüsüydü bu. Ne yasaklarla bastırılacak, ne zincire vurulacak, ne de kelepçeyle durdurulacak bir görüntü…

Taşınan dövizlerde “INDEPENDENCIA” yazıyor, bütün Barselona aynı sözcüklerle inliyordu…

Düş kurmak güzel şeydir

Katalanlar.

Çağdaş Avrupa’nın ortasında süregiden özgürlük arayışı.

Beş yüz yıldır bitmeyen bir arayış, İspanyollara karşı 1714 Barselona yenilgisi, Franco faşizmine karşı direnişle tarihe geçen, üç yüz yıllık rüyanın sahibi bir halk.

Günü geldi, düşlerini Katalanca kurmak istediler.

Sevinçli bir rüyayı yaşar gibi; ama kendi dillerinde, ama özgürce; histerik çığlıklar içinde kalmadan, korkusuzca…

Düş kurmak güzel şeydir.

Düş kurmaktan çekinmek olur mu?

Hele ki düşleriniz kendi dilinizdeyse, korkusuzsa, neşeliyse…

Katalanlar bunu denediler!

Avrupa’nın ortasında Katalanca düşler kurmak istediler.

Peki, ya siz?

Düş kurmayı sever misiniz?

Düş kurmayı severseniz eğer, düşleriniz hangi dilde olsun istersiniz?

Okuyucu Yorumları