- A +

Size bu yazıyı 155.sıradan yazıyorum.

Biliyorum, hemen neyin sırası diye soracaksınız.

Eski Sovyet ülkelerinin çoğundan sonra mesela… Örneğin bugünün Rusya’sından… Sonra Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan ya da Ermenistan…

Sakın Afganistan demeyin! Afganistan’ın dahi çok arkasından yazıyorum. Hani şu Taliban denen örgütün bir büyük devlet eliyle başa bela edildiği; dünyaya meydan okuyup vahşete boğan El Kaide’nin ülkesi; işte o Afganistan’ın bile ardından yazıyorum…

“Acı çekiyorum”

Bugünlerde Rusya’ya karşı teyakkuzda batılı demokrasi hazretleri. Avrupa’nın pek demokrat ülkeleri, Rus diplomatlarını bir bir sınır dışı ediyorlar.

Nedeni ise, Rusya’nın eski bir ajanını öldürtmesi diyorlar…

Mümkündür, olabilir…

Peki ya, 2003 yılında kimyasal silahlar var diyerek egemen Irak ülkesine hücum eden ABD ve İngiltere’ye ne demeli? Elbirliğiyle tam 1 milyon Iraklıyı ölmüşlerdi…

Hani ABD’nin uydu görüntüleri, fotoğraflar, raporlar falan; hepsinin sahte olduğu ortaya çıkmıştı ya; hani dönemin İngiltere başbakanı sonradan, “acı çekiyorum” demişti ya… Hâlbuki tek bir kimyasal silah dahi bulunamamıştı Irak topraklarında.

Peki, ne yapmalı şimdi, 1 milyon Iraklının kanını akıtan medeniyetin koalisyon devletlerine?

*  *  *

Dedim ya, oldukça gerilerden yazıyorum.

Bu yazıyı size açlığın, yokluğun, kıtlığın coğrafyasından sonra yazıyorum; Afrika ülkelerinin bile çoğundan sonra; örneğin Mozambik’ten, Kongo’dan, Kenya’dan; hatta Gabon ve Tanzanya’dan; açlığın pençesindeki Etiyopya’dan bile sonra…

Libya’da, kellesini çokta aldı Kaddafi’nin özgürlükçü Fransa. Kabileler bir süredir birbirini boğazlıyor oralarda. Şaşıracaksınız, bu yazıyı size Libya’nın bile ardından yazıyorum.

Bitmedi; ırkçılığın anayasasını yazmış Apertheid rejimi; 28 yıl cezaevinde bırakılmış “terörist başıMandela’nın ülkesi; şimdilerde on bir resmi dili mevcut G.Afrika’dan bile çok sonra yazıyorum…

Dünyada şarlatanlığın endeksi

Dünya tedavi edilemeyen hastalıklarla dolu. Bilim bir yandan kansere çare arıyor, bir yandan genetik hastalıklarla baş etme çabasında, bir yandan bebek ölüm oranlarını azaltma mücadelesi veriyor…

Ne anlamlı, ne güzel çabalar bunlar.

Öte yandan, ölümü araştırıyor medeniyet! En kolay, en hızlı, en sessiz ölümleri… Bunun için araştırma geliştirme giderlerine milyarlarca dolar ayırıyorlar. Ölüm üreten fabrikalar kuruyorlar bizlere… Toprağa, suya, binalara dokunmadan; insanları uzaklardan izleyip, böcekler gibi topluca imha eden kolay ölümler üretiyorlar...

ABD, Rusya, Çin, Almanya ve Fransa dünya toplam silah satışının %74’nü gerçekleştiriyor.

Dünyanın demokrasi ligindeki şampiyon ülkeleri bunların bazıları; dünyanın en çok ölüm üretenleri... Amerika dünyanın en az 100 ülkesine ölüm satıyor. Toplam silah satışının yarısı ise Ortadoğu’ya. Bu bölgede son beş yılda silah satışları %86 oranında artmış…

Bilirsiniz, türlü türlü endeksler üretiliyor dünyada. Gelişmişlik endeksi, yoksulluk endeksi, demokrasi endeksi… Bir de şarlatanlığın endeksi yapılsa, ne zalim bir paradokstur bu, sıralama nasıl olur acaba?

Geçenlerde görmüştüm. Belediyesine kayyım atanan Batman Belediyesi’nin çöp konteynerlerinin dibindeydiler. Bir ana, dizlerine uzanmış iki çocuğu; açlığın, soğuğun, insansızlığın pençesindeydiler. Hayatta kalmaya çabalıyorlardı…

Gözlerim bir süre o fotoğrafta kaldı.

Düşündüm, kaç füze kurtarırdı sizi o çöplükten çocuklar? Kaç ölüm ertelense dinerdi, anaların yüreklerine sessizce zerk edilen o acı?

Soramadım, içimde kaldı…

*  *  *

Dedim ya, size bu yazıyı inanılmaz gerilerden yazıyorum.

Sayısını bilen var mı, kaç diktatör değiştirdi bugüne dek Nijerya? Peki ya Benin, Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Gana? Yamyamlık, seks köleliği, katliamlarla ünlenmiş Uganda… Bu yazıyı hepsinden ama hepsinden sonra yazıyorum…

Örneğin Orta Asya’ ülkeleri; Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Nepal’dan sonra; uzak Asya’nın Maynmar’ı, Kamboçya’sı, Tayland’ı ve Malezya’sı; Moğolistan’ı söylemiyorum bile, o bizden çok önce; Lakin, Srilanka ve Tayvan’dan bile sonra yazıyorum…

Mesela Ortadoğu’da İslam dünyasına bir göz atalım; Katar’a, Kuveyt’e, Umman’a ve hatta bunları geçip Ürdün’e bakalım… İstisnasız hepsinden, ama hepsinin ardından; Lübnan’da ise çok daha sonra yazıyorum bu yazıyı...

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne kayyım atamışlar

Kısa bir seyahatteydim. Öyle günlerden geçiyoruz ki, bir an olsun gözünüzü kapamaya, arkanızı dönmeye gelmiyor. Her an, her dakika yeni kötülükler yıkılıyor üzerinize.

Rektörün biri “demokrasi isteyen kâfirdir, tövbe etmezse öldürülmelidir” demiş. Meclis başkanı ise Çanakkale Zaferi için mecliste düzenlenen tiyatroda “kadınlar sahneye çıkmasın” diye buyurmuş. Böyle de uygulamışlar, iyi mi? Bir de Silopi’de öğrencilere türban dağıtmış milli eğitim müdürü…

Hepsinden önemlisi Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne kayyım atamışlar! Yetmemiş, basıldığı matbaaya el konulmuş; 27 gazete çalışanı ise gözaltında…

Şaşırmadık!

Çünkü bedeli var özgürlüğün…

Böylece, bir burcu daha eksildi basın özgürlüğünün. Demokrasinin bir bayrağı daha savruldu. Şimdi onu yere düşürmeden tutacak yenileri sırada.

Bu mektubu size en gerilerden yazıyorum; dünyada basın özgürlüğü sıralamasında en sonlarından; 180 ülke içinde tam 155.sıradan yazıyorum!

Adaletin iki dudak arasına sıkıştığı, hukukun cübbesine düğmelerin dikildiği, düşünce özgürlüğünün esamesinin bile okunmadığı bir yerlerden…

Bu yazıyı size Türkiye’den yazıyorum…

Okuyucu Yorumları