Emrah Serbes olayı ve 'mahalle'ye göre adalet algımız

- A +

İnsanlar adalet duygularını kişisel sempatileri üzerinden şekillendirdiğinde hak ve hukuk arayışları da manasını yitirir.

Şöyle ki; sevmediğiniz ve beğenmediğiniz bir şahıs suç işlediğinde adalet yerini bulsun diye sesiniz kısılıncaya dek haykırıyorsanız, babanız da olsa suçu işleyen aynı gür tutumla haykırmalısınız.

Yapamıyorsanız da en azından sessiz kalmalısınız bu konuda.

Bu giriş sözlerini 'Emrah Serbes olayı' için sarf ettim.

Daha doğrusu Emrah Serbes olayında 'durun o iyi bir Gezi direnişçisiydi' ve benzeri savunularla ortaya çıkanlar içindi bu kısa nasihat!

Son yıllarda ülkede yaşanan en büyük sorunlardan biri de adalet duygusunun aldığı darbelerdir şüphesiz.

Hangi köşeyi dönersek hakkı yenmiş, acı çekmiş insan hikâyeleri ve hepsi de çok yakınımızda yaşanmakta!

Peki bunca adaletsizlik neden hep bir kesimin başına geliyor, cevabı çok net; gücü elinde tutanlar sadece kendi mahallelilerini seviyor, fikirdaşlarını kolluyor, kendine yakın ve hatta mümkünse destekçilerinin refahıyla alakadar oluyor.

Oysa bizim beklentimiz nedir; düşüncelerin ötesinde bir insanlık!

Düşüncelerine göre vezir veya rezil edilmeyen insanlar!

Durduğu yer sebebiyle cezalandıran veya mükâfatlandıran bir sistem!

Bizler bunların yaşanmadığı bir hayat düşler ve hatta bu düş uğruna bedeller ödemeyi göze alırız..

Çok yakın tarihlerde benzer bir olay yaşandı, hatırlarsınız; Sinan Çetin'in oğlu Rüzgar Çetin aracıyla yaptığı kazada bir polisin ölümüne neden oldu.

Rüzgar Çetin olay yerinde gözaltına alındı, tutuklandı.

Bir süre cezaevinde yattı (ki benzer olaylarda süre daha kısa olmasına rağmen ihtimal 'sevilmeyen' bir karakterin oğlu oluşu, kamuoyunun verdiği tepki ve kazada vefat edenin bir polis olması süreyi uzattı).

Girişi de çıkışı da büyük öfkeyle karşılandı.

Girerken; şımarık zengin çocuğu, altında Porche marka otomobiliyle sokaklarda ölüm saçıyor, dendi. 

Çıkarken; zengin çocuğunu tahliye ettiler, yine adalet yerini bulmadı, dendi.

Neden, çünkü o dünyalarda Sinan Çetin sevilmeyen bir adamdı. 

Eskinin sol çevrelerinden çıkma, para kazandıkça kapitalist düzenin simgelerinden olan ve bir süre sonra da güçlüyü övmekte beis görmeyen, AK Parti'ye fazlasıyla yakın durma çabasını gözlere seren... Özetle 'bizden olmayan' biri...

Diğer yandan, malum, Rüzgar Çetin'in vukuatları bitmek bilmiyordu.

Rüzgar Çetin şimdi nerede ve ne yapıyordur bilemiyorum, ama artık 'buralarda' yaşam ona pek de kolay değildir eminim...

Gelelim Emrah Serbes olayına...

Serbes Chevrolet Camaro marka aracıyla (ancak bu olayda bir önceki gibi marka ve pahası konuşulacak kadar önemli bulunmuyor) çarptığı bir diğer araçtaki baba-kızın ölümüne, annenin de komaya girmesine sebebiyet verdi.

Olay yaşanırken Serbes'in yanında yakın bir arkadaşı vardı. Kazayı o üstlendi ve tutuklandı. Aradan birkaç gün geçti ve Emrah Serbes kendi hesabından bir mektup yayınladı. Vicdanı müsaade etmemişti; suçu üstlenecek, gerçekleri anlatacak ve cezasını çekecekti.

Ardından savcılığa gitti, suçunu itiraf etti ve  teslim oldu.

Serbes çarptığı arabanın yanına gidip ölü ve ağır yaralılar olduğunu görünce kendini kaybetmiş, suçu üstlenememiş ama ambulans çağırmıştı.

İddialar ise Serbes'in anlatımından biraz farklıydı.

İddialara göre, "yüksek miktarda alkol söz konusuydu, ambulans da çağrılmamıştı. Mobese kayıtları gündeme gelmiş ve Serbes'in yakalanması an meselesiydi, bu mektuplu itiraf da ondan dolayı gelmişti." 

İşin aslı yakında netleşecektir.

Zamanla hep beraber öğreneceğiz tüm gerçekleri.

Benim söylemek istediklerim aslında bunlar değil.

Serbes mutlaka iyi bir yazardır, mutlaka ortak görüşlerde buluşmuşsunuzdur ve mutlaka vicdanıyla baş başa kaldığında da zorlanmıştır... Bunlara hiçbir itirazım yok. 

Mutlaka Rüzgar Çetin de Sinan Çetin'in oğludur.

Ve mutlaka eleştiriye açık bir yaşam/davranış tarzı vardır…

Buna da bir itirazım yok!

Her iki kazada tarafların asla başına gelmesini istemeyeceği, ölen tarafın kendileri olmasını tercih edebilecekleri, hayatlarının en zor dönemi olduğu da doğrudur. Bir hayata, hayatlara mal olmanın vicdani yükünün "insan" olan bir insanın başına gelebilecek en talihsiz olaylardan biri olduğuna da kuşku yok.

Fakat tartışmasız olan tek bir gerçek vardır.

Ortada bir suç vardır.

Suç işlenmiştir.

Takım elbise giyerek 'mektuplu teslim' seremonileri yaratılsa da, o suç işlenmiştir.

Ve refleksif olarak, ilk an tepkisiyle, hiç düşünmeden suç bir başkasına yıkılmıştır, yıkılabilmiştir!

Birkaç gündür konuyu sosyal medyada takip ediyorum. Bir çevre tarafından Serbes'in kollanmaya çalışıldığını görebiliyorum. O kesimin içinde 'adalet arayışçıları' da var, tanıdığımız bildiğimiz insanlar. Ve  sırf şahsi duyguları için olayı ve kişiyi sahipleniyor, arkasında duruyorlar.

Oysa mağdurları var bu olayın!

Kayıplar var!

Acılar var!

En önemlisi hak var yerini bulması gereken!

Sonra bazı yazılar okuyorum, 'solcular Serbes'e sahip çıkıyor' deniyor.

İyi de arkadaşlar bu teknik olarak mümkün değil!

Solsa mesele; bir solcu için hakaret sayılır kaçmalar, suçu yıkmalar, takım elbiseli iyi hâl yaratma çabaları filan!

Beşiktaş'sa mesele; asla 'delikanlılığına' yedirmez arkadaşını kodese göndermeyi!

Ben o yüzden hiç anlayamadım kim, neden ve nasıl sahiplenebilir bu davranışları!

Ve birbirine benzeyen boyutlarıyla Rüzgar Çetin ve Emrah Serbes örneklerinin içinden 'bizden olan'ı kenara ayırmak, kayırmak, daha bir anlayışla yaklaşmak iç güdüsündeyseniz o halde kusura bakmayın ama sizden olmayan, sizin gibi düşünmeyenden de adalet beklememelisiniz. Siz sizden olmayana nasıl acımasızsanız size de aynısı uygulanıyor şu anda.

Anlayışla karşılamalısınız erkin size zulmünü, çünkü ondan değilsiniz! 

Yargısız infaz Emrah Serbes için geçerli bir kavramsa, bunu hiç sevmediğiniz Rüzgar Çetin için de düşünebilmeliydiniz!

Doğrusu şu; kendinize yakın gördüğünüz için Emrah Serbes'e bazı tanımlamalar getiriyorsunuz. Bunlardan en sık yaptığınız 'Gezi direnişçisi' olduğu. Bunu yapmayın, çünkü savunduğunuz değerleri ve durduğunuz yerleri sarsıyorsunuz!

Tolstoy'un Anna Karenina'ya nasıl başladığını hatırlar mısınız:
Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
Bu olaylarda ihmal edilen hikâyeler hangi tarafa ait dersiniz?..

Okuyucu Yorumları