İnsanoğlunun tek düşmanı kendisidir

- A +

Bugünlerde tan atarken, Bodrum’daki evimizin üzeriden geçen kırlangıç sürülerinin yumuşacık “cırk..cırk” seslerini dinliyorum. Kuzeyden geliyorlar, bu yılın yavrularını da peşlerine takmış. Onlara göçü, göç yollarını öğretiyorlar.

Belki bir belki birkaç gün bizim buralarda dinlenip beslenecekler, sonra yollarına devam edecekler. Yolları uzun. Güney Afrika’ya bile gidenleri olacak.

Kırlangıçlar havada yakaladıkları böcekler, sineklerle beslenirler. Hani şu hep şikâyet ettiğimiz böce-börtü ile. Biz ise cibinlik kurup, pencereleri açacağımıza, her yeri sıkı sıkı kapatıp, ilaç koyarak, yaşadığımız sitelerin her gün ilaçlanmasını dayatarak, havayı, suyu toprağı, sonuçta kendimizi zehirlemeyi akıllılık zannederiz. Böcekler sinekler ölünce bir de kırlangıçlar, yeterli yiyecek bulamayıp telef olurlar. Kısacası insanoğlu, şikâyet ettiği böcekler ve sineklerle mücadelesindeki doğal müttefikini de yok eder.

Önce leylekler gider. Ağustos sonuna doğru, kuzeyden, Boğazlar üzerinden gelenler, ülkemizdeki akrabalarını da alıp, güneye devam ederler.

Bir iki densiz arada bir zarar verse de insanımız leyleklere ilişmez. Hacı Baba leylek der. Kâbe’ye gittiklerini düşünür de ondan. Bilmez ve araştırmaz ki öğrensin. Leylekler sulak alanlarda, bataklıklarda yaşayan küçük canlılarla, kurbağa, yılan vb. beslenirler. Bu nedenle de Afrika’ya Nil Vadisine giderler. Çölde işleri ne?

Bıldırcınlar Eylül ortasına doğru gelirler. Ama önce bıldırcın kılavuzu gelir. Gece “Krek. Krek” diye öterek, inebileceği, ertesi gün belenebileceği uygun yer arar. Oraya iner ve seslenmeye devam ederek, arkadan gelen bıldırcın sürülerine inecekleri yeri gösterir.

Küçük kuşlar gece göç ederler. Düşmanları, yırtıcı kuşlardan korunmak için. Denizler gibi büyük su alanlarını, zorunlu olmadıkça geçmezler çünkü gerektiğinde inecek yer yoktur. Bıldırcın yine de Karadeniz’i geçip gelir ve gider. Gelirken lodos giderken poyraz bekler ki kolay uçsun. Kuşlar arkadan esen rüzgârı sevmezler. Uçakların rüzgâra karşı inmesi kuşlardan alınmış bir derstir.

İnsanoğlu bıldırcını, yorgun argın Karadeniz sahiline canını attığında- bugünlerde pek cesaret edemese de-  elindeki fenerin, lüks lambasının önüne koyduğu ağlarla yakalar. Göç sırasında teyp kurar. Bıldırcın katliamı yapar. Sadece öldürmekle kılmaz. Bıldırcın sürülerinin göçünü kesip, onları beslenip dinlenemeyecekleri yerlere indirerek bir de böyle telef olmalarına yol açar. Ve tahıla zarar veren zararlıların en büyük düşmanını yani kendi müttefikini yok eder. Sonra basar ilacı tarlalara, her yeri ve kendisini zehirler.

Yırtıcı kuşlar Doğu Karadeniz ve Boğazlar üzerinden gündüz göç ederler. Leylekler gibi. Onların düşmanı tektir: İnsan.

İnsanoğlu yırtıcı kuşları yakalar. Neymiş, atmacacılıkmış! Atmaca yakalamak için ağla tuzak kurar. Atmacayı tuzağa çekmek için gözünü kör ettiği kızıl sırtlı örümcek kuşunu kullanır. Serçe gibi ötücü kuşları öldürüp, atmacaya yem yapar. Sonra da bırakır atmacayı. Göç çoktan gitmiştir. Garip atmaca bir başına yol, iz bulamaz. Telef olur. Farelerin, kemirgenlerin düşmanı yani insanın dostu yırtıcı kuşlar da böyle yok edilir yine insan tarafından.

Doğada tek bir zararlı vardır: İnsan.

Ve yapamayacağını sık sık yaşadığı sel, deprem vb. felaketlerle görse de hala doğayı kendine göre deştirebileceğini düşünebilecek kadar aptal yaratık da insandır.

İnsanoğlunun tek düşmanı kendisidir.

Doğa ancak insanoğlu bu aymazlığı ile kendisini yok ettiği zaman rahat edecek ve dengesini bulacaktır. Bu da çok uzak görünmemektedir.

Okuyucu Yorumları