Yeniden merhaba, 15. Altın Kayısı ve "Kaliteler Tesadüf Değildir"

- A +

Sevgili okuyucularım merhaba ...

Yapmakta olduğum yüksek lisansın sınavları yüzünden, yazılarıma ara vermiştim. Hayırlısıyla bitirdim, tezim kaldı, onu da Ocak ayına kadar bitireceğim inşallah. Ama gönül rahatlığıyla, sohbet - hasbıhallarımıza, iki ülkeye, iki ülkeden pencere açmaya devam edeceğim yeniden...

Bu arada, tabii, Ermenistan'da müthiş sosyal-siyasi gelişmeler olmadı değil ...

Olayları, demini alınca, ak koyun - kara koyun ortaya çıkmış haliyle, daha soğukkanlı halde, sizlere yansıtarak, değerlendirmeler yapma imkanını bulacağıma inanıyorum...

Şimdi gelelim, sinemaya....

Ermeni halkının, ezelden beri 'tasvir' etmekten yola çıkarak, 'foto'ya olan merakıyla devam eder isek, bir 'fotoğraflar manzumesi' de olan 'sinema'ya aşinalığının tesadüf olmadığını biliyoruz ..

Orta doğu'nun, Arap-İslam dünyasından, Osmanlı coğrafyasına, Batı Avrupa'nın bir zamanlar çok anlamda merkezi Fransa'sına kadar, artık Abdullah, Aslan ve Sarrafyan (Osmanlı-Süriye-Lübnan) kardeşlerden tutun, Boyacıyan kardeşlere (Habeşistan / Etiyopya) abartmasız 100 değil, 100'lercesini sayabiliriz; bunlardan (Madin'li) Yusuf Karş ve (Kostantiniyye'li) Ara Güler ve sinemayla devam edersek, dünya sinema tarihinde birçok ilklerin (ses, montaj, sinematografik çekim vs) sahibi Gürcistan doğumlu Ruben Mamulyan, Tekirdağ'lı Aşot Malakyan (Henri Verneuil), Tiflis doğumlu Sergey Paracanov (Sarkis Paracanyan) ve bugünlere gelirsek Atom Egoyan ve yüzlercesine kadar sayabiliriz ... 

Kısaca, 17.ci Yy.ı, çizgi filmin doğuşunu kabul edersek, iki asır sonra film gibi film anlayışının yerleşmeye başladığı 19. Yy.da, Fransa'daki Lumiéres kadeşlerin halka seyrettirmeye başladığı Sinema yani 7.ci sanatını, Ermeniler çok sevmiş... Bunun için de başarılılar, dünyanın hangi bölgesinde, ülkesinde olurlarsa olsunlar, bu artık belli...

Ayrıntılarını bilahare konuşuruz ...

Bugün, uluslararası sinema festivalleri içerisinde - inanılmaz maddi zorluklara rağmen - yine inat, sebat, ısrar ile adeta bir hayat yaratmış, yaratmaya da devam eden, Uluslararası Erivan Altın Kayısı Film Festivali, üç sevdalı tarafından kuruldu; bugün 15.ci yıl dönümünü kutluyor ...

Sinema eleştirmeni, Susanna Harutyunyan, sinema hocası Mikayel Stambulysyan (soyadı 'İstanbullu' denek) ve uluslararası film festivallerinde ödülleri toplayıp ülkeye dönen Akhırkalak (Gürcistan) doğumlu, Ermenistanlı belgeselci, Harutyun Khaçadıryan ...

Bu üç çılgın kafadar, her zaman olduğu gibi hayal ederek bu işe başlamışlardı ...

Bazı hayaller gerçekleşir, bazıları 'edenlerce' değil de, başkalarının nöbeti devralıp uygulamaya koyuşlarıyla gerçekleşir; bazıları ise uzun zaman beklerler, ta bir çılgın / çılgınlar çıkana kadar...

Daha 2008'de ünlü Screen International dergisi, bu üç çılgının gerçekleştirmiş olduğu sinema festivali için ''Ermenistan, bu organizasyonuyla kayısı devrimini gerçekleştirmiş oldu'' diyordu.

Davit D'arcy'nin bu yazısıın üzerinden tam 10 yıl geçti ...

Ve bugün... Sahip oldukları hayali gerçekleştirmiş olan üç çılgın insan, geçmiş 15 yılı şöyle değerlendiriyorlar...

'' (...) 15 yılda 'birlik', 'fedakârlık', 'karşılıklı merak-ilgi', 'maceralar', 'rüyalar', 'çokluluk', 'eşitlik', 'fikir destekçiliği', 'imkânların genişlemesi için emek', 'cesaret', 'ilham veren fikirler' ve tabii ki 'güzel bir kayısı gibi verimlilik' örnekleri yaratıp sergilemeye çalıştılk'' diyorlar ...

Festival'de Türkiye filmleri başlığıyla bir bölüm var ... Sinema seyircileri, Altın Kayısı film festivali sayesinde, gerek Türkiye, gerekse Ermenistan'da ''neler oluyor?'', ''ne gibi sorunlar tartışılıyor?'', ''farklı konuları insanlar nasıl düşünüyor?'' diye meraklarını giderebiliyorlar ...

Dahası ''Ermeni-Türkiye resmi'' ve ''Ermeni-Türk-Türkiyeli birey ilişkileri''ne yeni boyutlar kazandırabilecek olan film projelerini birlikte inceliyor ve yapımına destek sunuyorlar ....

Lafla değil, fiiliyatta işte böyle gerçekleşmiş oluyor ''birbirine o kadar yakın ama bir o kadar da uzak bu iki ülkenin, iki toplumları'' arasında sanal ama gerçek bir köprüsü ...

Altın Kayısı Festivali sayesinde birçok Ermenistanlı sinemacı, hiç bir sorunla karşılaşmadan, özgür bir şekilde, Türkiye'nin istediği bölgesine gidiyor, film çekiyor, görüşmelerini yapıyor, resmi makamlardan gereken izinleri alıyor ve dönüyorlar ... Türkiyeli sinemacı da keza öyle, Ermenistan'ın dilediği bölgesine gidip, sorunsuz ve özgürce, filmini çekiyor, görüşmelerini yapıyor, resmi makamlardan izinlerini alıyor ve dönüyorlar ...

Ermenistan, uluslararası çağdaş dünyaya doğru, bir kristalin ışık saçan birçok yüzünden biri gibi 103 yıldır içinde birktirdiği ışığını, işte Uluslararası Altın Kayısı Festivali aracılığıyla da, yansıtma imkânını bulmuş olabiliyor ...

Uluslararası Altın Kayısı Festivali, Ermenistan'ın artık gururu, uluslar arası büyük camiada sunduğu kartvizitlerden biri haline geldiği için; dost olmayan bazı çevreler de bunun farkında olup; onun finans kaynaklarını kısmaya çalıştılar ... Ama, unuttukları bir şey vardı; bu çilekeş Ermeni milleti, zorluklarla karşılaşa - karşılaşa daha bir bileyleniyordu ...

Altın Kayısı'nın ''baş sponsoru'' VİVA CELL MTS telefon şirketinin Genel Müdürü, Ralph Yirigyan, türlü baskılara rağmen, bu sıfatını hâlâ koruyor, korumaya devam da edecek ...

Hatırlayanlar bilir ... Sn Hikmet Çetin'in Dışişleri Bakanı olduğu 1991'de, Türkiye Hükümeti, Alarko Holding Yönetim Kurulu Başkanı, Sayın İsak Alaton’un Trabzon Limanını serbest bölge ilan edip Ermenistan Cumhuriyetinin kullanımına açma girişimini zımmen de olsa onaylamıştı.

Alaton’un bu projede bir Ermeni iş ortağı vardı. Sayın Hrayr Hovnanyan ...

İşte Uluslararası Altın Kayısı Festivali'nin baş sponsoru Viva Cell MTS'den hemen sonra gelen ortak ise, Sayın Anna ve Hrayr Hovnanyan'ın kurdukları kültürsel projelere destek veren vakıf. Tüm bunların kalitenin tesadüf olmadığını belirtmek için hatırlatmak istedim ...

Bugünlük bu kadar ...

Yarın görüşmek üzere ...

Okuyucu Yorumları