- A +

Cemil Meriç Tanzimat’tan beri Türkiye’de iki şeyin yasak olduğunu söylemişti. İslamiyet ve Sosyalizm. Sosyalizmin Türkiye için bir felaket olduğunu belirtse de, hiç değilse Batı düşüncesini eleştirme imkanı sağladığını söylemeden geçemez.

Dine karşı olmak sol ideolojinin yapıtaşlarından biri olmuştur uzun zaman boyunca. Zaten tüm ideolojilerin handikabı teorinin pratiğe önceliği kıskacından kurtulamamasıdır. Bu zaaf belli bir ideolojinin yoluna baş koyanın her yanlışı teoriyi öne sürerek olumlama, o ideolojinin karşıtlarını ise pratiği örnek göstererek teoriyi topyekun yanlışlama hatasına düşürür. Pratik yüzünden teori sınıfta kalır ya da teori sayesinde pratik aklanır. Bu çift taraflı çelişki madalyonun hangi tarafına bakarsanız bakın mevcuttur aslında. Siyasi ideolojiler birer dogmaya dönüştüğünde, otoriter ve totaliter rejimler gibi algılanan dinden bir farkı kalmaz. Peşinen kabul edilen ilkeler de Tanrı kelamı addedilir ve aykırı sesler çıkaranlar bahçedeki ayrık otları gibi temizlenir. Bu nedenle, sol yelpazenin neresinde konumlanırsa konumlansın din düşmanı haline gelmiş bulabilir kendini insan. Muhafazakar kesim de solun din karşıtlığını komünizmi kötülemek adına ustalıkla kullanmıştır zaten.

Sol ve İslamı harmanlayan, kesiştiği yönleri dile getirip yeni bir düşünce sistemi ortaya koymaya çalışan düşünürler yok değildir aslında. Ali Şeriati’nin İslami doktrinlere sosyolojik yaklaşımı ‘Dine karşı din’ diyalektiğini beraberinde getirmişti. Ona göre mücadele Müslümanlar ile dinsizler arasında değil, Müslümanlar ile zalimler arasında olmalıydı. Proudhon’un Ahlakçı Sosyalizm tezine konferanslarında sürekli yer vermişti.

Mısırlı Hasan Hanefi de Marksist gelenek mensubudur. Tarihte yer alan baskıcı, tutucu ve gelenekçi her teolojiyi sağ teoloji, bunun karşısındaki cereyanları ise sol teoloji olarak adlandırmıştır. Sol İslam vahyi inkar etmez. Nasıl ki Spinoza kutsal metinleri bireysel metinler gibi tefsir ediyordu, Hanefi bu yöntemin Kuran’a da tatbik edilmesi gerektiği görüşündedir.

İhsan Eliaçık da tıpkı Ali Şeriati, Hasan Hanefi gibi, oldukça sert tepkilerle karşılaşan, açıklamaları infial uyandıran bir müfessir. Kuran’da kurban kesin diye bir emir olmadığını, selanın bir bid’at ve hurafe olup Kuran’da geçmediğini dile getirerek muhafazakar kesimin persona non grata’sı haline gelmiş, sol cenahın ise sıcak ilgisiyle karşılaşmıştı.

19 Eylül 2017’de Veysi Dündar’a verdiği röportajda ezberbozan yaklaşımıyla İslam’da doğru bilinen yanlışları tek  tek sıralamıştı:

“Kuran inanmayanların öldürün diyor” iddiası…

“Kuran kadını yarım görüyor” anlayışı…

“Kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı” fikri…

“Kuran, çok eşliliği emrediyor” anlayışı…

“Demokrasi küfürdür, laiklik dinsizliktir” görüşü…

Bunlar gibi pek çok yanlışın doğrusunu Çağdaş Dünyada İslam adlı kitabında yazdığını söylemişti o röportajda.

Daha önceki açıklamalarında Kuran’ı kutsal kitap olarak görmenin onu ölü metin haline getireceğini, kutsal kitapların anlaşılması gerekmediğini sadece tapınmaya yaradığını söylemiş, İslam’ın dinler dünyasındaki reformcu özelliğini kaybederek dinlerden bir din haline geldiğine dikkat çekmişti.

İhsan Eliaçık “Allah, Ekmek, Özgürlük” ve “Mülk Allah’ındır” sloganlarıyla kurulan Antikapitalist Müslümanların öncü ismi aynı zamanda. Mahalleler arasındaki duvarı yıkmak ve yeni bir diyalog alanı oluşturmaktı temel amaç. Hatta muhafazakar kesimin şimşeklerini üzerlerine çeken bir manifesto ble yayımladılar.

Antikapitalist Müslümanlar aslında hem müslümanları hem solcuları özeleştiriye davet etmişti, bugüne kadar o özeleştirinin pek de yapılmadığı kanaatindeyim. Öyle ki, aklındaki ideal Müslüman tanımına uymayanı ötekileştirenler hedef olarak İhsan Eliaçık’ı seçti. Müslümanlığın tanımını biz yaparız demek istediler kısaca, ufak çaplı bir gövde gösterisiydi bu saldırı.

İhsan Eliaçık’a alenen saldıranlar onun ve lideri olduğu Antikapitalist Müslümanların hangi yönünden daha çok rahatsızlar acaba? Yüzyıllardır sorgusuz sualsiz benimsenen otoriter ve totaliter İslam’a karşın özgürlükçü ve modern bir yaklaşım benimsemelerinden mi, yoksa İslam ve sosyalizmi bağdaştıran görüşü temsil etmelerinden mi?

Kimisi başı açık Müslüman istiyor, kimisi başı kapalı. Kimisi sokakta kapatsın, kamu yerlerinde açsın diyor, kimisi baş örtülü çalıştırmam işyerinde diyor. Bazısı namaz kılmayanı, cumaya gitmeyeni Müslümandan saymıyor, bazısı ibadet Allah ile kul arasındadır diyerek karışmamayı tercih ediyor.

Başını kapatıp makyaj yapanı ayıplayıp Müslümanlığına laf uzatmayı vazife biliyor kimisi. Kimisi de kimin kalbinde ne kadar iman olduğunu Allaha bırakmayı uygun görüyor. Bazı solcu başı kapalı kadınları özgürlüğüne erişememiş, bir bakıma toplumsal anlamda evrimleşememiş görüyor, kadının başının zorla açtırılamayacağını savunan solcuya müstehzi bakışlar fırlatılıp hakaret edercesine liberal deniyor. Kimisine göre her çember sakallı Cihadçı, kimine göre her Müslüman yobaz. Bir de karşı cephesi var bu işin. Kimine göre laiklik demek İslam karşıtlığı demek, Müslüman düşmanlığı demek. Bu şartlar altında ne kadar zor makul Müslüman olmak! Ne kadar zor sadece ve sadece insan olarak görülebilmek!

Bu saldırı İslami kesimin nasıl bir Müslüman prototipini makbul gördüğünün de ispatı. Saldıranların zihniyeti belli. Tek tip Müslüman istiyorlar, tüm mesele bu!

Geçmiş olsun İhsan Eliaçık. Umarım düşüncelerinizi söylediğiniz için daha ağır bedeller ödemek zorunda kalmazsınız.

Ama belli olmaz, burası Türkiye. Yeni Türkiye.

Okuyucu Yorumları