Tayyip Erdoğan ve şeytanla ittifak!

- A +

Gazetelerin manşetlerinde dün iki büyük haber vardı:
34 yıl sonra müebbet!
Balyoz çöktü!
İlki, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, diğeri Anayasa Mahkemesi’nin kararıydı.
Ağır Ceza Mahkemesi, 97 yaşındaki Evren’le 89 yaşındaki Şahinkaya’yı 1980’de yaptıkları 12 Eylül darbesiyle ‘devlete karşı suç işlemek’ten dolayı ömür boyu hapse mahkûm etmişti.
Bu karar eğer Yargıtay tarafından onanırsa, iki emekli orgeneralin rütbeleri de sökülecek, er seviyesine indirileceklerdi.
Manşetlerdeki bir diğer habere, Anayasa Mahkemesi kararına gelince...
Balyoz davasında 230 sanığın haklarının çiğnendiğine karar vermiş, tahliye ve yeniden yargılama yolunu açmıştı.
İkisi de önemli, olumlu kararlardı.

Meclis’te Kader Senfonisi

12 Eylül’ün lideri ve eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren’le, 1980 yılının Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkında 34 yıl sonra gelen ömür boyu hapis kararını öğrendiğimde, o sahne yine bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti gitti.
18 Eylül 1980.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Onur Salonu.
Çıt çıkmıyor, ağır mı ağır bir hava.
Herkesin suratından devlet ciddiyeti akıyor.
12 Eylül darbecileri, Genelkurmay Başkanı Evren’le kuvvet komutanları salona girerken, Beethoven’ın Kader Senfonisi çalınıyor, üst kattaki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası tarafından.
Yemin töreni bitti, kutlama faslı başlıyor.
Yüksek yargı mensupları, Anayasa Mahkemesi üyeleri, sırtlarında fiyakalı cüppeleri, sıra sıra, demokrasi ve hukuku daha bir hafta önce katleden askeri cuntanın önünden selam çakarak geçip gidiyorlar.
Ve biz gazetecilere de, bürolarımıza gidip demokrasi adına gerçekten utanç verici olan bu sahnenin haberini yazmak kalıyor.

12 Eylül’ün ne olduğu artık biliniyor

Her şey hazindi.
Bu ‘darbe sahnesi’nin ayrıntıları ve o günlerde bir sivil olarak hissetmiş olduğum yenilmişlik duygusu, ilk kitabım olan Tank Sesiyle Uyanmak’ın sayfaları arasında vardır.
34 yıl geçti aradan.
12 Eylül’ün demokrasi, hukuk, insan hakları ve özgürlükler açısından tarihimizde nasıl kapkara bir leke olarak durduğu, bu memlekette demokratik hukuk devletini nasıl geciktirdiği ve siyasete istikrarsızlık tohumları ektiği artık biliniyor.
Bunun içindir ki, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 34 yıl sonra da olsa, devlete karşı suç işledikleri için darbecileri ömür boyu hapse mahkûm etmiş olmalarını önemsiyorum.

Asker düşmanlığı değil, demokrasi

Asker düşmanı değilim. Askerin siyasal tarihimizdeki ‘olumsuz rolleri’ni vurgulamak asker düşmanlığı değildir.
 

Ey Asker Siyasete Karışma!
Bu slogan 2010’da çıkan Türkiye’nin Asker Sorunu isimli kitabımın kapağında bir damga olarak yer alır.
Askerin siyasetle iç içeliği bu memlekete büyük kötülükler yapmıştır.
Ben de bir zamanlar askeri darbe yapması için kışkırtmış bir kişi olarak bu gerçeği iyi bildiğimi sanıyorum.
Şimdiye kadar yazdığım 11 kitabın omurgasını asker sorunu oluşturur; hepsinde ‘asker ve siyaset’in bu memleketin başına sarmış olduğu belalar yazılıdır.
Elbette ‘asker sorunu’ aynı zamanda bir ‘sivil sorunu’dur bu ülkede. Bunun da altını her seferinde kalın olarak çizmeyi, anlatmayı ihmal etmedim.
Asker düşmanı değilim.
Siyasal tarihimizdeki askerin olumsuz rolleri’ni vurgulamak asker düşmanlığı değildir.
Demokrasiden yana tavır koymaktır.

Balyoz, haksızlıkları girecek kapıyı araladı

Gazetelerin dünkü manşetlerindeki ikinci büyük habere, ‘Balyoz Çöktü’ye gelince...
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararını da önemsiyorum.
Olumlu bir karar.
Balyoz Davası’ndaki haksızlıkları giderebilecek kapıyı araladığı için öyle.
Balyoz gibi ‘Ergenekon Davası’nda da bu kapı Yüksek Mahkeme tarafından açılmış durumda...
Hukuk ve adalet açısından vicdanları rahatlatacak yeni yargısal süreçlerin açılması hiç kuşkusuz isabetlidir.

Ya kurulan tezgâhlar...

Ergenekon ve Balyoz çerçevesinde demokrasiye karşı tezgâhlar hiç mi kurulmadı?

Ama bir de ‘ama’sı var.
Bu ‘ama’yı belirtmeden, konuyu sorgulamadan geçmek olmaz.
Ergenekon ve Balyoz içi boş komplolar mıydı?
Ergenekon ve Balyoz çerçevesinde demokrasiye karşı tezgâhlar hiç mi kurulmadı?
28 Şubat’ın devamı olarak Erdoğan ve AKP’ye karşı 2002 yılı sonundan itibaren hiç mi ‘darbe tezgahları’na tanık olmadık?
Bunun için asker-sivil ittifaklar oluşturulmadı mı?
Sarıkız neydi, Ayışığı neydi?..
Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek günlüklerinde, Balbay günlüklerinde yazılanlar hayal ürünü müydü?..
Ya darbe ortamı hazırlamaya dönük operasyonlar?..
Ve bunların asker raporlarına operasyon halkaları diye geçen Rahip Santoro, Hrant Dink cinayetleri, Zirve Yayınevi katliamı...
Bütün bunlar yaşanmadı mı?..

Gerçek barış ve demokrasinin yolu

Evet, geçmişin tutsağı olmayacağız.
Maziye takılıp kalınmayacak.
Ama bu yaşananları da gün ışığına çıkarmak zorundayız.
Hesap sorulacak hukuk yoluyla.
Yaşananlarla yüzleşeceğiz.
Ancak böyle yapabilirsek, geçmişten ders çıkarmış ve önümüzü aydınlatmış oluruz.
Gerçek barış ve demokrasinin yollarında ancak böyle yürünebilir.

‘Dindar Kemalist’ Erdoğan

Kendi ‘sivil despotluğu’na hizmet edebilecek her yol Erdoğan için ‘mübah’tır.

Bir başka nokta daha var.
Bütün bunlar artık Tayyip Erdoğan’ın umurunda değil.
Çünkü o devlet olmuş durumda.
Çünkü o mutlak iktidarın peşinde.
Çünkü o iktidarı paylaşmak istemiyor.
Bu çerçevede şu rahatça söylenebilir:
Erdoğan bugün artık ‘dindar Kemalist’tir.
Ve kendi başkan babalık hesapları içinde, kendi ‘sivil vesayeti’ni oturtmak için şeytanla bile ittifak yapabilir.
Tayyip Erdoğan, asker kendine tabi oldukça, Ergenekon’cu yapılar kendine çalıştıkça, yargı kendine biat ettikçe, geçmişe tamamen sünger çekebilir.
Çünkü artık onun umurunda olan demokrasi değil, kendi ‘sivil hegemonyası’dır.
Kendi ‘sivil despotluğu’na hizmet edebilecek her yol Erdoğan için ‘mübah’tır.
Erdoğan yarın Sarıkızları da unutur, Ergenekonları da!
Unutmaya, hatta bunların hepsini ‘paraleller’e yıkmaya başlamıştır bile...

İnanıyorum…

Ama ben yine de geleceğe dair umudumu korumaya çalışıyorum.
Nasıl, 34 yıl sonra da olsa, korkunç bir darbenin hesabı şöyle ya da böyle sorulabiliyorsa...
Nasıl, dört beş yıla kalmadan, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki haksızlıkları giderecek kapı aralanabiliyorsa...
Tayyip Erdoğan’ın -özellikle 17 Aralık sonrasında- demokrasi ve hukuku hiçe sayan adımlarının da bir gün hesabını soracak hukuk insanlarının bu memlekette var olduklarına, var olacaklarına inanıyorum.

Okuyucu Yorumları