Kürtler dün de yalnızdı, bugün de yalnız!

- A +

Hapishaneler Kürt siyasetçilerle dolup taşıyor, Kürt siyasal hareketi topyekun bir kıyıma uğratılıyor.
2015 yılı temmuz ayından beri HDP'de 10083 gözaltı var, 4420 de tutuklama.
Tam bir siyasal kırım yaşanıyor.
Ama tık yok medyada.
Kamuoyu ses vermiyor.
HDP'nin neredeyse bütün belediye başkanları görevden alınıyor, 84 belediye eş başkanı tutuklanıyor, 77 belediyeye kayyım atanıyor.
Kürt halkının oylarıyla belli ettiği iradesi devletten ölümcül bir darbe yiyor.
Tık yok medyada.
Kamuoyu kayıtsız.

13 HDP milletvekili hapiste.
Demir parmaklık arkasındaki HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın milletvekilliği düşürüldü. Meclisteki bu oylama kaç yıldır bir ilki oluşturuyor.
HDP'nin diğer Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da kasım ayından beri tutuklu. Hakkında istenen hapis cezaları yüz yılları geçiyor.
Milletvekilleri Meral Danış Beştaş tutuklu, İdris Baluken tutuklu, Ayhan Bilgen tutuklu.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanları Gültan Kışanak'la Fırat Anlı, Van Büyükşehir Eş Başkanı Bekir Kaya kaç zamandır hapis yatıyorlar.
Tık yok medyada.
Kamuoyu hiç ses vermiyor.

Roboski'de 28 Aralık 2011'de savaş uçaklarının köylüleri bombalaması sonucu 34 sivil hayatını kaybetti

Tam bir siyasal kırım yaşanıyor. Ama tık yok medyada. Kamuoyu ses vermiyor

HDP kadrolarına dönük gözaltı ve tutuklama operasyonları sistemli bir biçimde yürütülüyor.
Özellikle HAYIR için çalışma yapacak kadrolar operasyonun hedefi seçiliyor.
Ama ne yazık ki bütün bunlar haber bile olmuyor, sadece sayıya indirgeniyor.
Eski Batman milletvekili Ayla Akat da geçen yılın kasım ayından beri demir parmaklık arkasında. Uzun yıllar hapis cezası isteniyor hakkında.
Bugünkü yazımın başlığını Ayla Akat koydu:

Kürtler dün de yalnızdı,
bugün de yalnız!

Türkiye'de barış, demokrasi, hukuk ve özgürlük isteyenler, başı dik bir Kürt siyasetçisi olan Ayla Akat'ın bu cümlesini anlamaya, yüreklerinde hissetmeye gayret göstersinler.
Bu cümlede yatan duygusal kopuş nedir, bu kopuşlar neden barış yollarını kapatıyor sorularının karşılıklarını düşünsünler.
Bu soru işaretlerinin çengelinde sallanan meseleler, ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri çözülmüş değil.
Yine yanlış yolda olduğumuzu, Kürt siyasetçileriyle dolup taşan hapishanelerin ev sahipliği yaptığı siyasal kırım gösteriyor.
Ayla Akat, "Kürtler dün de yalnızdı, bugün de yalnız!" başlıklı mektubunu bana Uludere (Roboski) Katliamı nedeniyle yazmıştı.
Erdoğan iktidarının üstünü örttüğü 'devlet katliamı'yla ilgili bu mektubu 1 ocak 2012'de Milliyet'teki köşemde yayınlamıştım. Bazı bölümlerini yine köşeme alıyorum.

Figen Yüksekdağ'ın milletvekilliği düşürüldü. Meclisteki bu oylama kaç yıldır bir ilki oluşturuyor    
 

Hasan Cemal, merhaba;
Duyguların yoğun olduğu anlarda yazmak da zorlaşıyor.   
Roboski, Uludere’nin sınıra en yakın köylerinden.

Mahşeri bir kalabalık toplanmış. Feryatlar, figânlar!
Şikâyet edenler, yaşlı gözler.
Acı o kadar büyük ve gerçek ki. Söyleyebileceğim, yapabileceğim hiçbir şey yok.
Bir dükkânın kapısını açıyor köyün ileri gelenleri.
Çocuklar yerde yatıyor.
Sessizlik...
Kiminin vücut bütünlüğü var ama tanınmayacak halde.
Kimisi paramparça bir torbanın içinde.
Kiminin organları dışarı çıkmış, kiminin gözleri açık...
“Bu kazağı annesi yeni örmüştü...”
Nasıl tanıyacak aileler çocuklarını diye soruyorum ağlayarak.
Bir baba, bu kazağı annesi yeni örmüştü diye cevap veriyor, bir diğeri, bu ayakkabı benim oğlumun diyor...
Gördüklerime inanamazken duyduklarıma anlam vermeye çalışıyorum. ‘Vekilim‘ diyor biri, ‘Elinde  tuttuğu yulardan (katırın yuları) tanıdık birini... O yuların hangi ailenin katırına ait olduğunu biliyoruz.‘ Avucunun içinde sıkı sıkı tutulan yular, ekmek kapısı, her şeyi...
Toparlanmaya çalışıyorum.
Öfkeliyim.
Hesabını soracağız diyorum.
Kim olarak mı?
Bir insan, bir Kürt, bir kadın ve bir anne olarak...
Binlerce insan bekliyor dışarıda.
Onları bir araya getiren yaşanan ortak acı.
Kürtleri yalnızlaştırmak...
Yalnızdı Kürtler...
Şimdi de yalnız Kürt halkı...
Acıları ve sevinçleri ortaklaştıramamış bir toplum birlik ve beraberliğini nasıl sağlayabilir ki?..
Teklik mantığı ile, kimliğimizi, dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ve inancımızı yok saymaya çalışanlar, bu amaçlarına henüz ulaşamadılar.
Ancak bu politikalarla acıda ve sevinçte bizleri yalnızlaştırdılar.
Başarabildikleri bu oldu.
Halbuki, Türk ve Kürt halklarını bugüne kadar bir arada tutan değerler manevi değerlerdi.
Bu sınırları biz çizmedik Hasan Cemal.
Kardeşlerimizi, amcamızı, teyzemizi, halamızı, dayımızı, onların çocuklarını biz bırakmadık sınırın öte tarafında.
O yüzden bu sınırlarla her zaman problemlerimiz oldu.
Çizilen sınırlar, bu gerçek karşısında sunileşti.
Gençler, çocuklar ne düşünecek?
Analar ağlamasın deniyordu.
Ben cenazeler kaldırılırken gözlerindeki yaşlar durmayan gençleri, hatta çocukları gördüm.
Bu gençler ve çocuklar gözyaşlarını sildikten sonra düşünmeye başlayacaklar.
Ne yaşadılar?
Kimleri kaybettiler?
Nasıl kaybettiler?
Boşluklarını nasıl dolduracaklar?
Neden bunlar onların başına geldi?
Söyleyin:
Kürt olmak ve Kürdistan’da doğmak dışında ne suçları olabilirdi bu çocukların?..
Dükkânın içine tekrar bakıyorum.
İki yetişkin, gerisi çocuk. 12, 13, 14, 15’inde ancak...
Kaçakçı onlar!
Sınır ticareti yapıyorlar.
Başka bir geçim kaynakları yok.
“Operasyon kazası”nda öldüler.
Önce terörist sanıldılar, sonra terörist zannedilerek öldürüldüler. 
Zulüm coğrafyasının küçük emekçileriydi onlar. 
Kışın çok soğuk geçtiği Uludere’de, bir kazak, bir pantolon, birkaç defa gidip biriktirebilirse, belki bir palto, defter kalem alabilecek.
Sınırın öte tarafı ile yapılan ticaret onlar için de geçim kaynağı.
Çocuk yaşta başlayan bir öğrenme süreci bu.
Tıpkı bir berberin, bir marangozun çırağı olmak gibi...
Kaçakçı onlar!
El ele öldüler, el ele gömüldüler.
Olay yerine ilk gidenler, tanınmayacak halde olan iki çocuğun el ele tutuştuklarını görmüşler.
Aileler bu nedenle o iki çocuğu aynı yerde gömmeye kara verdiler.
“Onlar, el ele beraber öldü, biz  ayırmayalım” dediler.
Yüreğim kor ateş oldu. 
Cenazeler, katliamı gizlemek isteyenlere inat, binlerce insan tarafından toprağa verildi.
Üzerimizden helikopterler geçiyordu.
Gece geç saatte yetiştik Diyarbakır‘a. Oğlum uyumamış, sarıldım ona... Gözyaşlarımı saklamak istedim olmadı. Çok özledim seni ondan, dedim.
“Kalk oğlum uyuma vakti değil”
Kulaklarımda, kalabalıkta yüzünü göremediğim, Kürtçe, “Kalk oğlum, uyuma vakti değil” diye ağıt yakan babanın sesi çınlıyor.
“Benim oğlum yedinci sınıf öğrencisiydi. İlk defa kaçağa gitti. Gitme dedim. ‘Anne ihtiyaçlarım var, harçlığım olur’ dedi ve gitti” diye ağlayan o anne gözlerimin önünden gitmiyor.
“Ailemizden 28 genci öldürdüler, genç kalmadı ailemizde” diye ağıt yakan ninenin sözleri aklımdan çıkmıyor.
Gece nasıl ağır, nasıl...
Ancak, dünü bugün için rehber olarak görenler, gerçeğin gücüyle yarını kazanabilirler.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Ayla Akat Ata
Ayla Akat'ın beş yıl önceki duygu ve düşünceleri böyle.
Kasım ayından beri de hapiste.
Hakkında ağır cezalar isteniyor.
Bir kez daha yineliyorum.
Ayla Akat'ın yukarıdaki satırlarına sinmiş acıyı anlamadan, bu acıları yüreğinde hissetmeden, satır aralarında kendini belli eden duygusal kopuşları yakalamadan, lanet olsun haykırışlarının altındaki nedenlere eğilmeden -ve hapishanelerin kapıları açılmadan- bu memlekette barış yakalanamaz.

Okuyucu Yorumları