Erdoğan'ın külhanbey politikası!

- A +

Belirsizliklere dolu bir Türkiye'de yaşıyoruz.
Önümüz karanlık.
Tünelin ucunda bir ışık bile gözükmüyor.
Yarın ne olacak, bilemiyoruz.
İnsan bazen Türkiye'yi neresinden tutacağını şaşırıyor.
Öylesine dökülüyoruz.
Hiç bu kadarını hatırlamıyorum.
Dış politikada Erdoğan külhanbeyliği devam ediyor.
Zaloğlu Rüstem gibi yedi düvele pala sallamaya bayılan bir tek adam var Türkiye'nin başında.
Avrupa Birliği'nden uzaklaşıyoruz.
Almanya'yla sorunlar derinleşiyor.
Amerika'yla kriz büyüyor.
AB ve ABD ile, Merkel Almanya'sıyla kavganın, siyasal ve ekonomik istikrar açılardan Türkiye'ye faturası yüksek olur.
Ekonomiye, piyasalara dönük olumsuzluklar şimdiden su yüzüne vurmaya başlamış durumda.
Bu konuda son derece kaygılı olan iş dünyasından ses çıkmıyorsa, bunun nedeni 'Erdoğan korkusu'dur.
ABD ile, AB ile, Almanya ile çatışan bir Türkiye'nin
dış politikada da manevra alanı daralır.
Batı'yı böylesine boşlayan bir Türkiye'nin Doğu'da da

ağırlığı azalır.
Sadece Rusya ve İran'la gidilecek yolun sınırı vardır.
Dikkat etmekte yarar var:
Moskova'yla Tahran, bölgede güçlü ve istikrarlı bir Türkiye görmek istemez. Türkiye'yi bir yere kadar kullanıp zorda bırakmayı tercih eder her iki başkent de...
Türkiye 'bölünmek'ten, 'parçalanmak'tan mı korkuyor?
Tarihten gelen böyle bir paranoya, devletin derinliklerine gider.
Ancak, böyle bir korkunun çaresi Avrupa'yla, Amerika'yla çatışıp onlardan uzaklaşmak değildir.
Rusya ve İran'la kanka olmaya kalkışmak da değildir.
Irak ve Suriye Kürtleriyle düşmanlık hiç değildir.
Yazın bir kenara:
Dış politikadaki bu Erdoğan külhanbeyliği, Türkiye'nin başını daha çok belaya sokar.
Hem Türkiye'de hem bölgede barış daha beter tehlikeye girer.
Türkiye'nin kendi Kürtleriyle sorunları derinleşir.
Zaten kırılganlaşmakta olan ekonomi daha da çalkantılı sulara açılır.

Hem siyasette hem ekonomide çalkantılara, krizlere hazırlıklı olun

Çare, ekonomide reformlardır.
Çare, içeride demokrasidir.
Hukuk devletidir.
Çare, hem kendi Kürtlerinle hem bölge Kürtleriyle barıştır.
Irak ve Suriye Kürtlerini Amerika'ya, Rusya'ya, İran'a itmekten, onlara muhtaç etmekten kaçınmaktır.
Türkiye ancak böyle bir nihai oyun planı ile yaşanmakta olan krizi bir fırsata çevirebilir.
Ama bu noktadan epeyce uzağız.
Ne yazık ki öyle.
Hangi pencereden bakarsak dökülüyoruz.
Hapishaneler ağzına kadar dolu.
Mahkemeler "darbeci"den, "casus"tan, "terörist"ten geçilmiyor.
İnsan hakları savunucuları gülünç iddianamelerle "casusluk"tan yargılanıyor.
Kürt siyasal hareketi tam bir siyasi kıyıma uğratılmış durumda.
Laiklik yerlerde sürünüyor.
Eğitim sisteminin medreseleştirilmesi yolunda hızla mesafe alınıyor.
Yargı bağımsızlığı hak getire.
Hukukun üstünlüğü de öyle.
Yargının, hukuk devletinin baş aşağı gittiği, güçler ayrılığının yerinde yerler estiği, tüm iktidar dizginlerinin 'tek adam'da toplandığı bir ülkede huzur ve istikrar beklemeyin.
Hem siyasette hem ekonomide çalkantılara, krizlere hazırlıklı olun.
Evet, yazımın başımda söylediğim gibi:
Belirsizliklere dolu bir dönemden geçiyoruz.
Önümüz karanlık.
Tünelin ucunda bir ışık gözükmüyor.
Türkiye'de yarın ne olacak, bilemiyoruz.

Okuyucu Yorumları