- A +

Yıl 1974, Ecevit Kıbrıs fatihi.
Kamuoyu kendinden geçmiş hâlde savaş havaları yaşıyor.
Gazeteler sanki savaş bülteni, her sabah çığlık çığlığa çıkıyor.
Elinde zeytin dalı, başında savaş miğferiyle çeşit çeşit Ecevit posteri çarşı pazarda yok satıyor.
Ecevit kurmaylarına gelince...
Onlar da kendilerinden çok emin. "Kıbrıs Barış Harekâtı"nın CHP'ye getireceği büyük seçim zaferini, tabii kapalı kapılar arkasında, dillendirmeye başlamışlar bile...
Bu ihtimali yine kapalı kapılar arkasında kara kara düşünen biri vardı:
Süleyman Demirel.
Adalet Partisi'nin ve ana muhalefetin lideri Demirel, Kıbrıs'a askeri müdahaleyi kamuoyu önünde destekliyordu.
Kapalı kapılar arkasında da, "...ama bir de bunun sonrası var" demeyi unutmuyordu.
Haklıydı.
Evet, 20 Temmuz 1974'te Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkmasının haklı ve meşru nedenleri genel kabul görüyordu.
Ancak, sonrasında Türkiye nelerle karşılaşabilir sorusu pek öyle gündeme gelmiyordu.
Bu soru, zafer şarkılarının gürültüsü içinde çok az kulağa ulaşabiliyordu.
Şimdi, 1974'ten 1980'deki 12 Eylül askeri darbesine kadar geçen altı yıllık zaman dilimini şöyle bir hatırlayın.

1. ABD'den ambargo...
2. Ekonominin 70 cente muhtaç hâle gelmesi...
3. ASALA terörü ve 1915'in uluslararası sahneye çıkması...
4. Kürt sorununun ısıtılması...
5. Ve PKK'nın doğuşu...
6. Ecevit'i yıkmak için Demirel'in öncülüğünde kurulan 'milliyetçi cephe' hükümetleri...
7. Türkiye'nin cepheleşme ve kutuplaşma ortamında terör ve şiddetin sistemli bir şekilde kışkırtılması, büyümesi...
8. Uluslararası sahnede Türkiye'nin Kıbrıs konusunda dımdızlak tek başına kalması... 1975'te Kıbrıs'ın kuzeyinde Ankara'nın kurduğu KKTC'nin sadece Türkiye tarafından tanınması...
9. Siyasal İslamcı hareketlerin orasından burasından mıncıklanmaya başlaması...
10. Ve 12 Eylül 1980 darbesi...

Her seferinde biraz durun, Allah için şöyle bir geçmişi düşünün demek geçiyor içimden.

Evet, Kıbrıs fatihi Ecevit, 1977 seçimlerinde yüzde 41 küsur oyla sandıktan zaferle çıkacaktı.
Ancak bu on nokta Türkiye'nin başına öylesine büyük sorunlar açacaktı ki, Ecevit bu nedenle 2002'de seçim sandığında kaybolup gidecekti.
Şunu da unutmayın:
En başta Kürt sorunu ve PKK olmak üzere bu 10 noktadaki sorunların çoğunluğu bugün de çözülebilmiş değildir.
Ve 1974 Kıbrıs gibi bugün de Türkiye'de savaş tamtamları çalınmakta.
Kamuoyu savaş çığlıklarıyla dalgalanıyor.
Medya savaş bülteni gibi...
Sonrası ne olur sorusu kulaklara çalınmıyor.
Erdoğan meydanlarda istediği gibi at oynatıyor.
Barış diyenleri hapse atıyor, mahkeme kapılarına gönderiyor.
Kılıçdaroğlu ve CHP muhalefeti ise Erdoğan'ın milli ve yerli duruşuna selam çakmış durumda.
Hazin bir manzara.
Her seferinde biraz durun, Allah için şöyle bir geçmişi düşünün demek geçiyor içimden.
Türkiye, 1980'lerden başlayarak, elde silah Güneydoğu'da "terörle mücadele" etmedi mi?
Yine Kuzey Irak'ta "terörle mücadele" etmedi mi?
Kuzey Irak, Türkiye'nin arka bahçesi değil miydi?
Ne zaman canı istese, askeri operasyonlar yapmadı mı Irak'ın kuzeyinde?
Türk savaş uçakları yıllar yılı Kandil'i bombalamadı mı?
Peki sonuç?..
Ne elde ettiniz?..
Kuzey Irak'a girip çıktınız. Güneydoğu'da her tarafta PKK'lı kovaladınız, on binlercesini etkisiz kıldınız.
Binlerce şehit verdiniz.
Devlete faili meçhul cinayetler işlettiniz.
Köyler yakıp köyler boşalttınız. 
İşkencehaneler kurdunuz. 
Hapishaneleri doldurdunuz.
Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır sloganlarını dağlara taşlara yazdınız.
Peki söyleyin Allah aşkına, ne sonuç aldınız?
Şu yakın geçmişi biraz hatırlamaya çalışın.
Tarih, 8 Mayıs 2009.
Sevgili Mehmet Ali Birand 32. Gün programında Genelkurmay Başkanlığından yeni ayrılmış Yaşar Büyükanıt Paşa'yla konuşuyor:   

Birand:
Türk Silahlı Kuvvetleri Kandil’i temizleyebilir mi?       

Büyükanıt Paşa:
Şimdi Kandil hemen hududumuzun ötesinde değil, Hakkari’den kuş uçuşu 100 kilometre, çok kötü bir arazi...         

Birand: 
Yani bütün Silahlı Kuvvetleri'ni gönderseniz, temizlenmez mi?  

Büyükanıt Paşa:
Hayır, hayır, arazi çok kötü, çok uzun mesafe...

Bakın, sadece bu kısa konuşma bile, Türkiye'nin en büyük ve en sıcak sorununun silahla çözülmesinin ne kadar güç olduğunu gösterir.
Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi, Büyükanıt Paşa yanılmış olsa, bugün Kandil dümdüz edilse, Kuzey Suriye ya da Rojava tamamen işgal altına alınsa, değişen bir şey olmaz.
Kürt sorununu çözmediğiniz sürece PKK gider, PYD gider, YPG gider, hiç kuşkunuz olmasın, sizin deyişinizle bir başka "terör örgütü" sahneye çıkar.
Kürt sorunu ise silahla çözülmez.
Daha düne kadar Kuzey Irak'ı arka bahçe yapmıştınız. İstediğiniz zaman girip çıktınız. Talabani'leri, Barzani'leri kaymakamlara, yüzbaşılara muhatap kıldınız.
Peki, istediğiniz sonucu alabildiniz mi?
Yanıt, koskoca bir hayırdır.
Şimdi aynı hatalı politikaları Kuzey Suriye'de uygulamaya başladınız.
Kuzey Suriye'yi arka bahçe yapmanın peşindesiniz.
Bu da bir çıkmaz sokaktır.
1974 Kıbrıs sonrasında, yukarıdaki 10 noktada özetlediğim sorunlar nasıl ortalığa saçılmışsa, nasıl 1990'lar sonrasında Kuzey Irak'taki çıkmazlar suyun üstüne çıkmışsa, bugün de Kuzey Suriye'de Türkiye'nin başına çok büyük belaların sarılması uzak ihtimal değildir.
Bölgedeki düğüm düğüm sorunlar elde silah çözülemez.
Silahla daha beter derinleşir. 
Silahla beklenmedik yeni sorunlar sahneye çıkar.
​Yer yuvarlığının bu bölgesi, öylesine derin çelişkiler ve bıçak sırtında nazik dengelerle fokur fokur kaynıyor ki, 2018 Afrin'i Türkiye'nin başına 1974 Kıbrıs'ından çok daha fazla sorun çıkarabilir.    

Okuyucu Yorumları