57 cana mal olan faciada medya rezaleti mi yaşanıyor?

- A +

 

29 Kasım 2007 gece yarısı İstanbul’dan kalkış hazırlığı yapan Atlasjet’in 1996 model MD 83 tipi yolcu uçağı Isparta’ya hareket etmek üzere kapılarını kapattı. Uçakta 50 yolcu ile 7 mürettebat vardı.

Saat 23.23 sıralarında Ankara’daki radar istasyonu,  uçuş prosedürlerini alması için uçağın Isparta Hava Meydanı ile temasını sağladı. Bu temasın ardından bir süre geçtikten sonra Atlasjet uçağı Isparta’ya hareket etmek üzere İstanbul’dan havalandı.

Başlangıçta her şey normal görünüyordu. O kadar ki, uçak Isparta’ya yaklaşmış,  kaptan pilot Serhat Özdemir Isparta Kule ile temas kurmuştu:

Kaptan Pilot: Isparta Kule, iyi geceler.

Isparta Kule: İyi geceler, devam edin.

Kaptan Pilot: Atlasjet KK 4203, Isparta VOR üzeri.

Isparta Kule: Anlaşıldı. In-bound oluş ikaz.

Kaptan Pilot Özdemir, bu konuşmayla “VOR” olarak adlandırılan Isparta Süleyman Demirel Havalimanı’ndaki sinyal vericinin üzerinde olduğunu bildiriyordu.

Sıra “in-bound olmaya”,  yani uçağın uzaktan iniş pistini karşılamasına gelmişti. Saat 01:36’da bir kez daha kuleyle temas kuruldu:

Kaptan Pilot: Isparta Kule, in-bound olduk.

Isparta Kule: Anlaşıldı Atlasjet, yaklaşmaya devam edin.

Uçakla kule arasındaki son haberleşme bu oldu. Piste yaklaşık 18 kilometre mesafede bulunan uçak 01:45 sıralarında radardan kaybolmuştu! Isparta Kule “Yaklaşmaya devam edin” anonsu yapıyor, ancak uçaktan haber alınamıyordu.  

“Acil durum” uyarısı da gelmeyen uçağın Burdur Gölü’ne düşmüş olabileceğinden endişe edildi. Ancak transit geçiş yapan uçaklarla kurulan temaslardan bu yönde bir ihbar alınamadı.

Uzun süre bağlantı kurulamayan uçak sabaha karşı bulundu. Atlasjet’in World Focus Havayolları’ndan kiraladığı MD 83 tipi uçak, inişe geçtiği sırada, iniş rotası üzerinde bulunmayan Isparta’nın Keçiborlu ilçesi Türbetepe mevkiinde kuyruğunu tepeye çarparak düşmüştü!

 

57 cana rağmen dava son anda açılabildi

 

57 kişi arasında kurtulan olmamış, kokpit ve gövdesi ayrılan uçaktaki yolcuların çoğu yaklaşık 500-600 metre çevreye savrulmuştu.

CERN’deki Atlas deneyinde çalışan Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Engin Arık’ın da aralarında bulunduğu altı fizikçi de, kazada hayatını kaybedenler arasındaydı.

Atlasjet yönetimi, kazanın hemen ardından hiçbir teknik arıza olmadığı savunmasını öne sürdü.  Ancak yolcu yakınları öyle düşünmüyordu.  Bu nedenle yargı  yoluna başvurdular,  ancak bir dava açılmasını sağlamaları iki yıl sürdü! Zira, 57 kişinin hayatını kaybettiği facia için Atlasjet ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yetkilileri hakkında verilen “kovuşturmaya yer olmadığı” kararını aşmaları zaman aldı.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararına yapılan itirazı yerel mahkeme reddedince yolcu yakınları Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık, dava açılabilmesi için öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu gün yazılı emir yoluyla kararı bozarak son anda dava açılmasını sağladı.

İşte o davanın Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki  14. duruşması 22 Şubat’ta yapıldı. 2 ila 15 yıl arasında hapis cezası istenen 17 tutuksuz sanığın katılmadığı duruşmada hayatını kaybeden yolcuların yakınları ile avukatları hazır bulundu.

 

Cihazlar bozuk, tutuklu bürokrat ekip başkanı

 

Yolcu yakınlarının ana konusu, “pilot hatası” iddiasında odaklanan bilirkişi raporuydu.  Ajanslara düşen haberlere göre, yolcu yakınlarının avukatlarından Şehnaz Doğan Yüzer, “9 aydır bekledikleri raporu aldıklarında hayal kırıklığına uğradıklarını” söyledi. Yüzer, “bilirkişi heyetinin somut  tespitlerden uzaklaşarak  bir yargıç gibi hüküm verdiğini” öne sürdü.  “Bilirkişi raporunda daha çok yere yaklaşım cihazının arızasının ön plana çıkarıldığına” işaret eden Yüzer, "Oysa İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (daha önce) hazırladığı raporda sadece bu cihaz değil, pek çok cihazın arızalı olduğu belirtiliyordu. ‘Pilotlar asli kusurludur’ deniliyor. Eğer böyleyse Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü yeteneksiz pilotları nasıl uçurdu, belgelerini nasıl onayladı" diye soruyordu.

“Uyarılara rağmen uçak arızalı cihazlarla uçuruldu” diyen Yüzer, “ Bilirkişi ‘yere yaklaşım cihazı çalışsaydı bu uçak düşmezdi’ demektedir. İyi de bu cihazı kim denetledi, neden arızalı, cihazın uçağa takılmasına bu raporda neden yer verilmedi" sorularını yöneltiyor ve bir süreden beri  dile getirilen ilginç bir noktanın altını çiziyordu:

“Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazasındaki kara kutuları karartmaktan tutuklu olan Feridun Seren, bu kazanın da kırım heyeti başkanıydı. Dolayısıyla bu kazada da bilgileri saklayıp saklamadığını bilmiyoruz. Bu hususa raporda hiç yer verilmemiş…"

 

Atlasjet’in işbirliği yaptığı okuldan bilirkişi

 

Yeni bir bilirkişi heyeti tayin edilmesini isteyen yolcu yakınları, Yazıcıoğlu ve yanındakilerin hayatını kaybettiği helikopterin neden düştüğünü araştıran ve önemli bulgulara ulaşan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) Isparta’daki kazayla ilgili olarak da devreye girmesi için imza topladılar. Bir grup yolcu yakınının imzasıyla Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e iletilmek üzere hazırlanan dilekçede önemli iddialar bulunuyor.

Örneğin dilekçede,  Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu’ndan bilirkişi tayin edilmesi, Atlasjet ve Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün  bu okulla ilişkisi olması gerekçesiyle eleştiriliyor.

Gerçekten, Atlasjet’in kurduğu Atlantik Uçuş Akademisi’nin internet sitesine girdiğinizde,   Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu ile Atlasjet arasında “işbirliği protokolü” yapıldığı duyurusunu görüyorsunuz.

Cumhurbaşkanı’na yazılan dilekçede, “bu uçağın neden düştüğünün değil, neden uçurulduğunun sorgulanması gerekir” diyen yolcu yakınları, “Zira” deyip ekliyorlar:

“Bu kaza ile ilgili raporu hazırlayan heyetin başında da siz Sayın Cumhurbaşkanımızın helikopter kazası nedeniyle gösterdiğiniz duyarlılık sayesinde birçok yanlışı ve ihmali görüldüğü için şu anda Malatya'da tutuklu bulunan Sivil Havacılık yetkilisi Feridun Seren isimli kişi vardır. Oysa bu kişinin kaza kırım heyetinde bulunma ehliyeti yoktur. “

Uçaktaki veri kayıt sistemi ile yere yaklaşma uyarı cihazının (EGPWS) arızalı olduğu anlatılılan dilekçede  uçağı kiralayan World Focus şirketi de suçlanıyor.

Bu arada, World Focus’un eski genel müdürünün de, eski şirketini, uçakların bakımını gerektiği ölçüde yapmadığı iddiasıyla suçlayan ifadeleri kamuoyuna yansımış bulunuyor.

 

Sabah:  Muhsin Yazıcıoğlu raporunda Atlasjet de var

 

Facianın üzerine kararlılıkla giden Sabah gazetesi, cumartesi günü, ailelerin umudu haline gelen Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun daha önce hazırladığı Yazıcıoğlu dosyasında Atlasjet kazasıyla ilgili olarak da önemli kayıtlar olduğunu duyurdu.

Sabah’ın “Kaza bağıra bağıra geldi” başlıklı haberine göre, DDK, Isparta kazasından bir ay önce tespit edilen 77 kusurun hem Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, hem de ilgili uçak şirketleri tarafından atlandığını ve/veya gizlendiğini saptadı.

367 sayfalık DDK raporuna göre, düşen uçağı Atlasjet’e kiralayan World Focus’un kazadan bir ay önceki ruhsat yenileme denetiminde, “onaysız ve eğitimsiz personel çalıştırma” ve “fiziki yetersizliğin” de aralarında bulunduğu  60 kusur saptandı.

Sabah’ın haberinde, DDK’nın; izleyen denetimlerde de sorunları tespit edilen şirketin 60 kusurun 18’ini gidermediğini, bu arada 10 yeni eksikliğin gözlendiğini saptadığı ve raporunda şu ifadeleri kullandığı anlatılıyor:

"01-02 Kasım 2007 tarihlerinde yapılan denetimi müteakip işletmede tespit edilen bulgular nedeniyle herhangi bir ceza uygulanmamış ve bulgular tamamen kapatılamadan işletmeye ait, 29 Kasım 2007 tarihli 'uçak sub-charter kira anlaşması' ile Atlasjet havayollarına kiraladığı Mc Donnell Douglas MD-83 tipindeki TCAKM tescil işaretli uçak 30.11.2007 tarihinde Isparta'da düşmüş ve 57 kişi hayatını kaybetmiştir.

Görüldüğü üzere yapılan denetimler neticesinde tespit edilen bulgular kazanın habercisi olabilmekte. Dolayısıyla, işletmede işlerin standartlara uygun gitmediğini gösteren ihlallerin tespit edildiği durumlarda tedbirlerin gecikmeksizin alınması önem kazanmaktadır."

Sabah, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün de DDK rapodrunda şu ifadelerle söz konusu edildiğini duyuruyor:

"30.11.2007 tarihinde Isparta'da Atlasjet'e ait uçağın geçirdiği hava aracı kazası sonucunda hazırlanan raporlarda bakım hatalarına yer verilmesine rağmen SHGM tarafından ilgili bakım personeli ile bakımdan sorumlu yöneticilerin mesleki yeterliliklerine yönelik idari bir işlem başlatılmamış ve lisansları gözden geçirilmemiştir."

Mehmet Y. Yılmaz’ın da, 1 Mart Perşembe günü  “Bu işin siyasi sorumlusuna ne oldu?” başlığıyla Hürriyet’te yayımlanan yazısında, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü  ile bağlı bulunduğu Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumluluğunu sorguladığını  not düşerek devam edelim.

 

Kazayı sorgulayan Sabah’a ambargo

 

Atlasjet yönetimi geçen hafta perşembe günü bir basın toplantısı düzenledi. Ancak burada gerçek anlamda bir “hattı müdafaa” yapıldı. Zira uzun süredir devam eden haberlerinde kazaya ilişkin olarak Atlasjet ile World Focus şirketlerine önemli sorular yönelten Sabah gazetesinin muhabirleri  Erhan Öztürk ile İlhami Yıldırım, güvenlik görevlilerinden birer suçlu muamelesi görerek engellendiler ve basın toplantısına alınmadılar!

Bir basın toplantısı ilan edip orada gazeteci ayıklamak kimsenin haddi olmasa gerektir. Ancak burası Türkiye ve bazıları bu seviyede yaptıkları şeye “savunma” diyebiliyor!

Kararı elbette yargı verecek. Ancak yolcu yakınlarının “zamanaşımı makamı”ndan da korktuklarının altını çizelim.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, devlet başkanı olarak, 57 cana mal olan kazanın gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılması ve kamu vicdanının huzur bulması açısından kendisine yapılan başvuruya kayıtsız kalmayacağını da umut edelim.

Sahi, başlıkta “Isparta faciasının bir medya rezaletine de dönüşmekte olduğunu” yazmıştım.

İnternette “Sabah’ın Atlasjet’ten ilan almak için baskı amacıyla bu yayınları yaptığına” ilişkin yorumlara rastladım. Çeşitli vesilelerle bu köşede en çok eleştirilen gazetelerden biridir Sabah. Ancak Sabah, Isparta faciasında kritik dosyalar yayımlıyor, kazayı aydınlatma yolunda son derece önemli sorular yöneltiyor.

Sabah, gerek görürse kendisini hedef alan iddialara yanıt verir. Fakat 57 cana mal olmuş bir faciayı soruşturan gazeteciliği  “ilan şantajı”na bağlamak çok acı geldi bana.

Hayır, Sabah gazetesi için değil. Sabah’a yönelen iddiayı tersinden okuduğum için.

Öyle ya; Sabah Atlasjet kazasını ilan alamadığı için sorguluyorsa, sorgulamayanlar ilan aldıkları için mi susuyor!

 

 

Okuyucu Yorumları