'İçimden Geçen Zaman': Öznel bir yazı

- A +

 

Hayata devam edebilmek için unutmak gerekir. Arkasında bir dolu tatsız anıyı bırakarak yolunuza devam etmeniz gereklidir. İnsan hafızası, iki ayrı “ceza” ile örülmüştür; biri hatırlamak diğeri de unutmak ya da unutabilmek.

Yaşanan olaylar, hafızanızın en derinine itilmiş olsa dahi, bir ufak anıyla yeniden çıkabilecek denli bugünün dünyasıyla etkileşim içinde yer alır. Bugün yaşadığınız ufak bir olay, bir şekliyle dünü hatırlatır ve bugün ile bu anların yaşanmasının önüne de geçer. Hele ki, her günün bir acıyla bezeli olduğu bir coğrafyada yaşıyorsanız, yaşamaya mecbur olduğumuzu düşünürüz; türlü ağıtla yüklü olarak.

Bu uzun girişi, annem Güldal Mumcu’nun yazdığı kitap üzerine kaleme aldım. Hayatımın büyük bir kısmı, babamın öldürülmesi ve babamın öldürülmesinden sonra onu en azından hafızalarda da olsa yaşatma inancı ile onu yaşatmamak için uğraşan zihniyetin garip dansıyla geçti. Hayatlarımızın, diyelim. Çünkü yaşanan o an, bir ülkeyi kedere boğduğu kadar, ailemizin dünyasını da bir bilinmezliğe sürükledi. Tüm dünya yeniden yerinden oynadı; bir deprem gibi, bildiğimiz, inandığımız her değer teker teker yıkılıverdi.

Yaşamaya devam edebilmek için, terör örgütlerinin yanımızda cirit attığını ve çoğu zaman okula giderken bizleri de gözlediğini unutmamız gerekti. Evde olan cinayet soruşturmasına veya anmaya ilişkin bir olayı, sıra arkadaşımıza anlatmaya çalıştığımız zaman onun gözlerinde beliren o anlayamaz ifadeyi unutmak gerekti; çoğu zaman ise susmak gerekti. Çünkü hayata olağan akışında devam edebilmek için, hiçbir şey olmamış gibi yaşamak gerekiyordu. Bir yandan okulu bitirmek ve bir gelecek kurmak gerekirdi. Bir hayatı adam gibi yaşayabilmek; bir geleceğe inanabilmek gerekirdi. İnandıklarının ardından öldürülmüş bir babanın evlatları olabilmek gerekirdi.

 

İçimden Geçen Zaman

 

Annem, uzun zamandır bu kitap üzerine çalışıyordu. Olayın yaşandığı ilk zamanlarda aile dostumuz Demet Börtücene, olanların üzerine unutma perdesi inmemesi için anneme anlattırmıştı; ne oldu, nasıl oldu diye. Kasetleri deşifre ederek başladık önceleri. Hatta zorlandığı zamanlar, sen konuş, bir teybe anlat, nasılsa yazı diline aktarırız, dediğimi de hatırlıyorum.  O kadar zordu ki, tüm o kasetlerin yeniden deşifre edilmesi ve tüm bunları yeniden hatırlamak; üstelik unutmak mümkün değilken. Kaç yumru defalarca oturdu boğazıma.

Ardından defterlere gün be gün aldığı notlar geldi. Çeşitli anekdotları anlattığı dostlarımız soruyordu: “bu insanlar neden sana bu kadar açık konuşuyor?” Annem de acı tatlı gülerek yanıtlıyordu: “Beni itiraf.com sanıyorlar galiba.”

Kitabın yazımı bitene kadar elimi sürmedim. “İçimden Geçen Zaman” dosyasını da, birkaç hafta önce bir uçak yolculuğunda okudum. Elimde mendillerle, olayın ufak tefek detaylarını yeniden hissederek. Yaşadığımız olayları ne kadar yalın ve sade anlattığını iliklerimde hissettim.

Bu kitap, babam Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin ardından annem Güldal Mumcu’nun yazdığı çok önemli bir kitap. Çünkü adım adım bir cinayetin, kimler tarafından hasır altı edilmeye çalışıldığını anlatıyor. Cinayeti örtbas etmeye çalışan tarafın, yakınları öldürülen ve bu cinayeti sorgulayan bir aileye hangi psikolojik savaşlarla uğraştığını da satır satır ve isim isim okuyacaksınız. Araştırmacı Gazetecilik üzerine çalışmak için kurulan bir Vakfın temellerinin nasıl atıldığını da okuyacaksınız. Geçtiğimiz 20 yılın acı bir özetini…

 

“Yapmak zorunda kaldığım bu görüşme ve tartışmalar, bana, olayın ağırlığını ve ciddiyetini farklı yönlere taşımak niyetinin her kesimde olabileceğini gösteriyordu. O’nun ardından yapılacak her şeye karşı dikkat etmemin gerekebileceğini de…” (s. 61)

 

Bir insanın hayata devam etmesi için unutması gerekir, başta dediğim gibi. Ama yaşadığınız travma toplumsal bir travmayken, bu travma sonucu yaşananları geçmişin sisli duvarlarına mı gömmek gerekir? Her şeyi açıkça söylemek, babamın onun için uğraştığı topluma ödenmesi gereken bir borç değil midir? Duvarların arkasında hangi duvar varsa artık yıkılmasının zamanı gelmedi mi? Bizler, barış içinde yaşayacağımız bir toplumu özleyen bizlerin, “onlar”ın dümen suyuna gitmemiz mi gerekiyor? Bu duvar sadece kan, kin ve dinmez acı doğurdu; insani değerlerin üzerine bir set çekti; bizleri acılarımızı yarıştırır hale getirdi.

“Bu kitapta yazılanların hepsi gerçektir” diyor ya. Evet, bu kitapta yazılan her şeyin birebir tanığıyım / tanığıyız.

Mumcu ailesi olarak ise ayrıcalıklı değiliz, sadece tüm bunları yaşadık ve Güldal Mumcu da aktardı. Ve elbette, ortalık biraz karışacak. Ne de olsa "denizler durulmaz dalgalanmadan..."

 

Okuyucu Yorumları