Kredi kartı borcuna af ve yoksula bedava elektrik: Yetmez ama evet!

- A +

Bu yazıya başlangıçta “Sol, yoksulların kalbindeki yerini popülist sağa nasıl terk etti?” gibi havalı bir başlık atmıştım ama sonra anlaşılmayacağı endişesiyle vazgeçtim. Aslında anlatmaya çalışacağım şey basit: Devletin gelir-gider dengesine yoksul ailelerin gelir-gider dengesinden daha çok önem veren bir siyasi hareketin Türkiye gibi yoksulluğun yaygın olduğu bir ülkede seçim kazanma şansı bence yok.

AKP’nin önceki gün açıkladığı, yoksulların oylarını hedeflediği aşikâr kararlar, sosyal medyada çok tepki topladı. Halk TV’de ekonomi programı yapan Erkin Şahinöz ve Murat Muratoğlu, kredi kartı borçlarına Ziraat Bankası aracılığıyla çok düşük faizle af getirilmesini, “132 milyarlık kredi kartı borcu Ziraat Bankası’nın boyunu aşar. Aşınca, görev zararı olur Merkez Bankası para basar. Tatlı tatlı yedirmenin acı acı faturası çıkar” diye eleştirdi örneğin.

El hak, haklılar.

Prof. Dr. Yalçın Karatepe de benzeri bir eleştiri getirdi: “BDDK verilerine göre 2018 yılı sonu itibariyle toplam kredi kartı borcu 103,4 milyar lira. Ziraat Bankası bu kadar parayı nereden bulup vatandaşa kredi olarak verecek?”

El hak, o da haklı.

Sosyal medyada bunlara benzeyen çok sayıda eleştiri okudum. Şu tweet hepsinin bir özeti gibi: “Öden(e)meyen kredi kartı borçlarının Ziraat Bankası’ndan alınacak krediyle kapatılması batık kredilerin kamuda toplanmasından başka bir şey değil.”

El hak, bu tweet de haklı.

Ama haklı olmak, bu kararın AKP’ye oy getireceği gerçeğini değiştirmiyor. AKP’nin düşük gelirli ve düşük eğitimli toplumsal kesimlerden daha çok oy aldığını, gelir ve eğitim seviyesi yükseldikçe oylarının düştüğünü sağır sultan bile duydu. Kadıköy ve Beşiktaş’ta yüzde 16-17 alabilirken Esenler ve Bağcılar’da yüzde 57 ve 51 alması bunun en somut göstergesi.

Erdoğan’ın önceki gün açıkladığı kararlar da zaten Kadıköy, Çankaya, Karşıyaka’yı değil kendi seçmen tabanını, Esenler ve Bağcılar’ı hedefliyor, ekonomik krizin etkisiyle kendi tabanında yaşanan çözülmeyi durdurmayı amaçlıyor.

Kredi kartı borçlarının Ziraat Bankası üzerinden çok ucuz faizle kapatılması, açıklanan paketin sadece bir ayağı. Bunun yanı sıra 150 kilovat saate kadar elektriğin devlet tarafından ödeneceği (2.5 milyonun üzerindeki ailenin aylık 80 liraya kadar olan faturaları), Halkbank’ın 350 bin esnafa 22 milyar lira kredi kullandıracağı, köylülerin borçlarının vadesinin uzatılacağı da açıklandı.

Bu kararlar şahsen benim bir işime yaramıyor. 2001 Krizi’nde ağzımın yanmasından bu yana kredi kartı borcumun şişmemesine dikkat ediyorum, ayda 80 liradan fazla elektrik kullanıyorum, esnaf değilim, köylü de değilim. (Zaten oturduğum ilçede AKP’nin kazanma şansı da yok.)

Ama toplumda azınlıkta olduğumun da farkındayım. Seçim kazanmak isteyen bir parti beni ve orta sınıf komşularımı değil yoksulları hedeflemeli. Çünkü (belki şaşıracaksınız ama) yoksullar ve düşük eğitimliler bugün hâlâ Türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturuyor.

Belirli bir kilovatın altındaki elektriğin devlet tarafından karşılanması, yoksulları destekleyen önemli bir sosyal politika aracı. AKP’nin keşfettiği bir politika değil. Başka ülkelerde kullanılıyor, Türkiye’de de daha önce önerenler oldu. (Enerji Günlüğü sitesinin kurucusu Mehmet Kara birkaç ay önce bu öneriyi yapmıştı mesela.)

Peki sosyal medyada bu kararları eleştirenler haksız mı? 2.5 milyon ailenin cebine her ay 80 TL koymak ve kart borcunu ödeyemeyen 684 bin kart kişinin borcunu kapatmak devletin gelir gider dengesini bozmayacak mı? Bozacak.

Fatura sonuçta yine bize, vergisini düzgün veren vatandaşa, yani Kadıköy, Beşiktaş, Şişli, Bakırköy, Çankaya ve Karşıyaka’da oturanlara çıkmayacak mı?

Evet, çıkacak. (“Kendimi yolunacak kaz gibi hissediyorum” diye yazıyordu önceki gün Twitter’da bir gazeteci arkadaşım.)

Öyleyse bu politikalara karşı mı çıkmalıyız?

Türkiye, güçlü bir orta sınıfın bulunduğu bir ülke olsaydı, yoksulluk diye bir dert olmasaydı, seçim sonucunu yoksullar değil mesela İngiltere’de olduğu gibi orta gelirliler belirleseydi, belki.

Ama Türkiye İngiltere değil. Güney Kore de değil. Merkez sağ partiler, iktidar kendilerindeyken Güney Kore’nin yaptığı yapıp Türkiye’yi gelişmiş ülkeler arasına sokmuş olsaydı, bugün seçimleri çok farklı dinamikler belirliyor olacaktı. (Kim bilir, o zaman bizim de Kanada Başbakanı Trudeau gibi dünyanın hayranlık duyacağı bir Başbakanımız olurdu.) Ama olmadı, 1950-2000 arasında Türkiye’yi yöneten merkez sağ, ekonomi ve eğitimi eline yüzüne bulaştırdı. Türkiye, yoksul ve ortalama eğitim seviyesi çok düşük bir ülke olarak kaldı.

Yoksulluğun bu kadar yaygın olduğu bir ülkede seçim sonucunu da yoksullar belirler. Böyle bir ülkede iktidara gelmenin yolu yoksulları ikna etmekten geçer. Bunun için de biraz popülizm şart. “Devletin gelir-gider dengesine yoksul ailelerin gelir-gider dengesinden daha çok önem veren bir siyasi hareketin Türkiye gibi yoksulluğun yaygın olduğu bir ülkede seçim kazanma şansı bence yok”, derken bunu kast ediyorum.

Yoksula bedava elektriğe ve kredi kartı borcunun affına evet ama yetmez, belirli bir kontöre kadar toplu ulaştırma, belirli bir seviyeye kadar su, belirli bir gigabyte’a kadar internet de ücretsiz olmalı!

Okuyucu Yorumları