Amos Oz'un son söyleşisinden: "İsrail bir düştü, kâbus oldu"

- A +

Geçen hafta "Hayatın şifrelerini" çözmüş çok kıymetli bir yazarı, Amos Oz'u kaybetik. Sosyal medya yıkılırken ana akım medyada ise ölüm haberi neredeyse hiç yer almadı. Oysa ki, ölümler de tanışmak için bir vesiledir...

Türkiye'de en çok "Fima", "Bir Kadını Tanımak", "Aşk ve Karanlık" adlı kitapları sevildi. Esas adı Amos Klausener'di. Güç, cesaret, cüret anlamına gelen Oz soyadını sonradan almıştı. Bu, aynı zamanda onun yaşam çizelgesi olmuştu... Asla bir romancı olmakla yetinmemiş, son derece cesur ve cüretkar davranarak, barış yanlısı, İsrail rejimine karşı mücadele eden İsrail'in "Peace now" hareketinin önderlerinden birisi olmuştu 1977 'den beri.

Evrensel adalet duygusu çok gelişmiş bir insandı. Sen ne isen karşındaki de odur anlayışı ile  Filistinlilerle hep empati içinde olmuştu. Bu sebeple, yargılamayı değil de anlamayı seçen bir yapısı vardı.

İsrail-Filistin çatışması için bir son diliyordu ve bunun Shakespeare trajedileri gibi kanlı değil, Çehov trajedileri gibi  kırık kalpli, ağır faturalı, mutsuz ama kansız olması için çalışıyordu.

Son söyleşisini L'Espresso dergisi için vermişti, bu onun bu dünyadaki  son sözleri de sayılabilir :

-6 Gün Savaşı 50 yıl sonra hala bitmedi. Oysa 1967 'de her şey değişmiş, bir düş gerçekleşmişti. Ama bu düş bir süre sonra kabusa dönüştü. Bu, yaşamın birçok alanında da böyledir. Roman, yolculuk, seks... Düşlemesi daha güzeldir, gerçeğe dönüştüğünde kabus olma ihtimali çok yüksektir, ya da en azından hayal kırıklığı.

-1967 yılında 28 yaşındaydım. Hulda Kibbutz'unda yaşıyordum ve Sina'da askerlik yapıyordum. İsrail 6 Gün Savaşı ile komşuları Suriye, Mısır, Ürdün'ü yenerek büyük bir askeri başarı elde etti. Mısır Hava Kuvvetleri birkaç saat içinde büyük kayıplar yaşadı ancak en büyük kayıpları ulusal liderleri Nasır oldu. Nasır anti sömürgeci, ulusalcı ve çok kıymetli bir liderdi. Mısır 'ın Karizması onarılmaz bir şekilde çizildi. Suriye Golan Tepelerini, Ürdün ise Betlemme, Hebron, Doğu Kudüs'ü kaybetti.

-İsrail , Auschwitz 'in kapanmasından 3 yıl sonra kuruldu, bu bir mucize idi. 6 Gün Savaşı, 1967 yılı için doğru bir savaştı. İsrail'in genç generalleri, Diaspora aşağılamasına maruz kalmamış, ezilme, dışlanma  duygusu ile tanışmamışlardı. Bu yüzden, özgüvenleri fazlasıyla yüksekti. Başarıları tesadüf değildi. Ağlama Duvarı, Hebran ve Rachel anıtları böyle kazanıldı.

- İsrail yoksulca, sosyalist bir ülke olarak kurulmuş, tüm dünyanın sosyalistlerinin, devrimcilerinin  sempatisini kazanmıştı... Ama sonra işler böyle gitmedi. Giderek kültürel-askeri egemenlik kurmak isteyen, komşusunu yok etmeye çalışan, ulusal sınırlarını bir türlü sabitleştiremeyen, çok antipatik bir ülkeye dönüştü.

-Sonuç olarak, Filistinliler için kabus oldu, bizim gibiler için de... İsrail hayal kırıklığının sebebi, İsrail değil bence. Düşlerin tabiatı budur. Hayal biter, katı gerçeklikle karşı karşıya kalırsın.

-Nostalji de benim için öyle bir şeydir. Roman yazmaya, film yapmaya yarar ama bir bankomat değildir. Hayatın içinde gerçekçi bir karşılığı yoktur.

-Ailem buraya "Seneye Kudüs'teyiz" sloganın peşine düşerek gelmedi. Binlerce yıl daha Polonya'da, Rusya 'da yaşamaya devam edebilirlerdi. Avrupa Musevileri öldürmeye başlayınca geldiler.

-Dedem laik bir adamdı ama ilk İsrail parasını eline alınca öpüp başına koyup kutsamıştı. Ben kutsamadım çünkü bunu benim yerine yapmış olan birisi vardı. Filistinlilerin de böyle bir dedeye ve buna aldırmayan torunlar yetiştirmeye ihtiyacı var.

-Bu yaşa gelince insan septik oluyor, ben hiç bir şeyden emin değilim artık, ölümden bile. Önce deneyimlemem lazım..

Çok uzun ve tümüyle siyasi bir söyleşinden küçük bir alıntı yaptım. Bize dönersek :

Yaşar Kemal, Amos Oz'u "Hiç kimseye zorunlu bırakıldıkları hayata bağlandıkları için kızmadım diyen, hayatın şifresini çözmüş muhteşem bir yazar" olarak tarif etmişti.

Ben Amos Oz'u, Samiye ve Erdal Öz'ün Nişantaşı'ndaki evlerinde, yeni romanının Türkçe 'de çıkışının şerefine verdikleri davette tanımıştım... O'na ne sorduğumu hatırlamıyorum ama O'nun bana  sorduklarını ve ağız dolusu kahkasını dün gibi hatırlıyorum.  Sorularından biri de Türkiye'deki  gazeteci maaşları idi. Benim "500 lira ile 50 milyon arasında" yanıtıma dakikalarca gülmüş, şaka yapmadığımı anlatabilmek için örnekler vermek zorunda kalmıştım...

Bej rengi ceketi, ütüsüz pantolonu, kıyıya köşeye kaçma eğilimi ile kısacık isminin büyüklüğünün farkında olmayan gerçek bir yazar ve insan görmüştüm o gece...

Okuyucu Yorumları