Kötü Kedi Şerafettin: Alanında bir zirve... Ama, ah o şiddet!..

- A +

Kötü Kedi      X  X  X
Yönetmen: Ayşe Önal, Mehmet Kurtuluş
Senaryo: Levent Kazak, Bülent Üstün
Görüntü: Barış Ulus
Kurgu: Ayin Tinel, Çiğdem Yersel
Müzik: Serkan Çeliköz, Oğuzkaplangı, Sabri Tuluğ Tırpan
Seslendirenler: Uğur Yücel, Demet Evgar, Okan Yalabık,
Cezmi Baskın, Ayşen Gruda, Ahmet Mümtaz Taylan,
Yekta Kopan, Gökçe Özyol

Anima İstanbul yapımı

Biliyorum, bu çizgi-roman, kendi alanında bir fenomen… Ama çizgi-roman artık benim ilgi alanım içinde değil. Gençliğimizde Hürriyet’in Fatoş ile Basri, Güngörmüş Ailesi, Milliyet’in Hoş Memo gibi çizgi-romanlarını yutarcasına izlediğimizi ya da 1001 Roman adlı haftalık çizgi-roman dergisini hiç kaçırmadığımızı hatırlarım.

Ama aradan koca bir hayat geçti. Ve ben bu alışkanlığımı oldukça yitirdim.

Ancak elbette  olay devam ediyor ve bu alanın fanatikleri var. Aralarında sevgili Uğur Vardan’ın da bulunduğu… Onlar belki bu filmden daha çok heyecan duyacaklardır.

Bense tarafsız bir görüşle şöyle diyorum: Film teknik açıdan süper. Ve son dönemin Batı filmlerini aratmıyor. Yaratılan İstanbul düşlerin değil, gerçeğin İstanbul’u. Eşsiz kentimiz, kimi semtleriyle (özellikle de Cihangir!) öylesine sağlam ve inandırıcı bir görselliğe kavuşmuş ki... Sanki gerçekten daha gerçek olmuş. Hatta bir ara bu kent görüntülerinin animasyon değil, gerçek çekimler olduğunu düşünür gibi oldum!..

Böylece artık animasyon/ canlandırma da ülkemizde ‘rüştünü ispat etmiş’ oluyor. Türkiye artık bu alanda da bir merkez olur mu?  Ertuğrul Özkök bu temennide bulundu, umarım olur.

Bana gelince… Ben öncelikle asıl çizgilerden gelen bir şeyi yazmak isterim: bir kedi bu kadar mı çirkin olur? Tamam, Şero gerçekten kötü bir kedi. Ve yapılan da kara mizah. Yine de böylesi meymenetsiz, bu denli ürkünç bir yaratık doğru bir seçim miydi?

Ama hakkaniyetli olmak için, dişi kedi Misket’in tam tersine güzeller güzeli, rüya gibi bir yaratık olduğunu söylemeliyim. Elbette o ölçüde de Şero’nun başını döndürüyor!..

Ancak yarı şaka, yarı ciddi bu eleştiriden çok, filmin içerdiği şiddet, hatta vahşete takıldım. Örnekse, daha ilk 10 dakika içinde iki kedi telef oldu, bir de insan öldü. İlk ikisi bir bıçağın ve bir makasın hedefi olarak...İnsanoğlu ise yüksekten düşüp betona çakılarak… (Gerçi sonra ‘geri geliyor.’ Ama nasıl! Eski deyimle “Allah muhafaza!”)

Küfürlerden ise söz bile etmiyorum. Ne de olsa bunlar ‘eğitimsiz kediler!’ Ama o şiddet duygusu var ya… Özellikle küçükler için olacak şey değil. Konan 13 yaş sınırı bence en az 15 olmalıydı.

Ama asıl sorun şu: sonuç olarak en çok küçüklere seslenen bir alan olan çizgi-romanı ve çizgi-filmi, böylesi bir şiddetle donatarak, onu asıl sahiplerinden uzak tutmak ne kadar doğru? Tartışmaya değmez mi? 

Ayrıca çok başarılı bir seslendirmeye karşın, konuşmaların boğuk kaldığını ve iyi anlaşılmadığını da belirtmem gerek. Ben kendi duyma sorunum sandım, ama hemen herkesin böyle düşündüğünü gördüm.

Her şeye karşın, yineliyorum, alanında büyük bir başarı ve bu türde bir doruk noktası.   

Yarın: Arka Pencere’de Hitchcock/ Yeniden doğan Sinematek

Okuyucu Yorumları