Eski-Yeni tartışmalarında değişmeyen futbolumuz

- A +

Süper Kupa finalinde yaşanan gelişmeler sonrasında futbol dünyamız bir kez daha benzer görüntüler üzerinden yapılan tartışmaları yaşadı! Burada hiç kuşkusuz en ilgi çekici olan ise Türkiye futbol federasyonu başkanı Yıldırım Demirören’in A Spor ekranlarında yaptığı açıklamalardı.

Bu arada hemen ilave edelim her nedense bu açıklamalar hep aynı kanallar üzerinden ve hep aynı isimlerin katıldığı programlarda yapılıyor. Yıldırım başkan ‘eski Türkiye’yi yeni Türkiye’de uygulamaya kalkmasınlar…Türkiye, bir süreçten geçiyor. FETÖ ile kavga ediyoruz. Bu teröristlerle kavga ederken, ülkemize zarar vermeyelim’ cümlelerini kullanıyordu.

Ülkemizin içinden geçmekte olduğu hassas döneme göndermede bulunmayı adet haline getiren sayın başkana ilk olarak kendi döneminde futbolun siyasileşmesi konusunda attığı adımlardan ötürü tebrik etmek gerekir. Çünkü bundan önce kendisinin eski olarak nitelediği Türkiye döneminde de futbol, siyasetin bir parçasıydı ancak bu dönemde olduğu kadar bu ilişki ayyuka çıkmamıştı.

İkinci olarak son dönemde yapılan bütün icraatların koltuğu korumaya dönük adımlar olarak karşımıza çıktığı gerçeğini de not etmek durumundayız. Çünkü sürekli olarak siyasilerden daha fazla siyasi bir ağızla konuşan ve yaptıklarını sürekli olarak göstermeyi seçen bir anlayışla karşı karşıyayız. Öte yandan yine her zaman olduğu gibi hiç değişmeyen milliyetçilik sosuna batırılmış bir vatanseverlik anlayışını da eklediğimiz zaman resim tamamlanmış oluyor.

Milli Takım kampında yaşananlar, ülkenin futbol koordinatörünün görevinden el çektirilmesi ve ardından verilecek olan yüklü bir miktar tazminatın yanı sıra var olan durumun örtülmesini sağlayacak bilindik bir teknik direktörün göreve getirilmesi ile işlem sürdürülüyor. Ardından yapılan açıklamalarda ise daha önce sanki hiçbir şey olmamış gibi milli takımın eski kaptanına mesajlar yollanıyor ve o da, bu gelen pası göğsünde yumuşatarak gol yapacak altın vuruşu ‘kutsal forma’ söylemi ile taçlandırıyor.

Lafı öyle eğip bükmeden net olarak söylemek gerekirse şu anda sürekli olarak gündemde olan eski ve yeni Türkiye tartışmaları içerisinde futbol nerede duruyordu sorusunun yanıtı aslında çok ama çok net bir biçimde hep aynı bilindik yerinde şeklinde yanıtlanmalı. Buradaki asıl üzerinde durulması gereken unsur ise hiç şüphesiz, bu alanın geçmişte olduğundan çok ama çok daha fazla para ile haşır neşir olmuş olmasıdır. Ve paranın iktidarı arttıkça, paranın yaratmış olduğu arsızlık ve ölçüsüzlük de artıyor. Aynı zamanda futbol iktidarı üzerinden siyasal iktidar ile bağlantı kurabilmenizin önü de ardına kadar açılıyor. Medyanın yarattığı olanaklar, popülarite ve kanaat önderliği pozisyonuna oturtulma durumu ise işin diğer kayda diğer yanları olarak not edilmeli. Futbolumuzun her geçen yıl biraz daha şişirilen balon haline dönüştürülmesine karşın bir türlü istediğimiz başarıları elde edemediğimiz bir alan olması gerçeği ise herkesin bildiği ama söyleyemediği bir sır olarak aramızda büyümeye devam ediyor.

Peki tüm bu paranın, medyanın ve tabii ki yaratılan janjanlı dünyanın içerisinde futbol ile kendi küçük dünyalarında bağlantı kurduğunu zanneden küçük insanların durumu nasıl bir seyir içerisinde görünüyor? Çıkartılan bütün yasal düzenlemelerin onları hedef alıyor olmasından artık futbol federasyonu başkanı bile şikayet ediyor ve yönetici döven yöneticileri, medyayı da yasaya uymaya davet ediyorsa, durum gerçekten kaygı vericidir. E-bilet uygulamasının uygulanmadığı Türkiye kupası ve Süper Kupa finalleri ile ilgili olarak yapılan düzenlemeler sonrasında Passolig uygulamasına geçiş yapılıyor.

Federasyon Başkanı balta ile silah ile maça gelenlerin bundan sonra çok daha dikkatli bir şekilde aranacağı uyarısında bulunuyor. Bu kişilerin neden maçlara balta, bıçak, silah ile gittiği meselesi üzerinde en ufak bir şekilde durmadığımız müddetçe almayı düşündüğümüz bütün takibat önlemlerinin geçici güvenlik duygusu yaratacağı gerçeğini, yine her zaman ki gibi göz ardı ediyoruz.

Bataklığı kurutmak yerine sivrisinekleri öldürmeyi maharet sayıp, icraatlarımıza bir yenisini eklemekle övünüyoruz. Oysa bunlar olurken, ülke içindeki o sıradan insanların futbolla kurdukları algı giderek daha fazla zarar görüyor. Futbol karşılaşmalarını risklerine göre gruplara ayırmak ve bu doğrultuda önlemler almak işin sadece bir kısmını halledecektir. Neyi nasıl yaptığınız kadar aslında ne yapmak istediğiniz ve bu doğrultuda neleri öne aldığınız gerçeğini de ortaya koymak durumundasınızdır! Futbolu nasıl gördüğümüz sorusu beraberinde futbol sahalarında olup bitenler hususunda neler yapabileceğimiz hususuna da yön verecektir. Türkiye’de futbolun 3 Temmuzdan çok önce başlayan çürüme sürecini başarı ile yönettiğini zanneden bir futbol federasyonu başkanı bulunuyor. Her geçen gün biraz daha fazla atarlanan yönetici profili ve buna eşlik eden teknik direktörler ve futbolcuları görüyoruz. Zaten futbol medyasındaki erkeksi dil ve söylem her daim tavan yapıyor iken taraftarlar arasında da durum çok farklı gerçekleşmiyor.

Futboldaki çöküşümüz, toplumsal hayatımızda yaşamakta olduğumuz sıkıntılardan ve erezyondan çok daha hızla gerçekleşiyor. Bütün kuyruğu dik tutma gayretlerine karşın ortalaması 8 bini aşmayan bir süper ligimiz bulunuyor. Şimdi bu lige yapılan milyon euroluk transferleri izleyebilmek için ise futbolseverlerimizin süper lig ile birlikte Şampiyonlar ligi ve Avrupa ligi karşılaşmalarını yayınlayan Digitürk ve Tivibu kuruluşlarına toplamda 140 Türk lirası ödemesi gerekiyor. Cezalar ile yıldırılan taraftarların anayasal haklarını ellerinden alma işlemi ise tüm hızıyla sürdürülüyor. Son örnek süper kupa finalinde e-biletsiz karşılaşma sonrasında Konyaspor’a 5, Beşiktaş’a ise 1 maç seyircisiz oynama cezası verilmesi. Passolig ücretini ödeyen, yıllık kombine kartlarını alan ve olayların yaşandığı karşılaşmada bulunmayan taraftarları yine eskiden olduğu gibi aynı potaya atarak mağdur etmeyi sürdürüyoruz.

Dünyaları ayağa kaldırırım diyerek kendi kulübünün haklarını koruyan kulüp başkanları ile taraftarlarımızın vatanseverliklerine oynadılar diyen kulüp başkanlarımızın olduğu yerde futbol değil futbolun etrafındakileri konuşmak zorunda kalırız. Böylesi bir anlayış ise futbolun, o bilindik afyon tanımlamasını belki başka bir şekilde hayata geçirilmesine olanak sağlar. Bizim futbolumuz ve onun etrafında yaratmış olduğumuz kirli, maço ve son derece hamaset yüklü ortam sayesinde sürekli olarak içe dönük bir zihniyet dünyasını beslemeyi sürdürmekteyiz.

Milli takımın kaptanı hem ‘kutsal forma’ hem de ‘milli formanın hiçbir futbolcuya ihtiyacı yoktur ama bizlerin her zaman bu formanın onurunu taşımaya ihtiyacımız vardır’ şeklindeki sözleri tam da bu anlayışın şahikasıdır. Çok değil bir sene önce milli forma etrafında yaşanan prim tartışmaları ve sonrasında olup bitenleri de herhalde yine bu sözlerin anlamı ışığında değerlendirmeliyiz!

Çok eleştirilen eskinin futbol dünyasının hiç değilse kendi ölçüleri içerisinde futbolun önde gelen isimlerinin şahsında ilkesel bir duruş taşıdığı gerçeğini tarihe not düşmeliyiz. Şimdiki futbolcular ne mahallemizin topçularıdırlar artık ne de bir takımın neferleridirler.

Değişen futbol dünyası onları da, tıpkı futbolun diğer aktörleri gibi farklı bir pozisyona doğru yönlendirmektedir. Buradaki asıl sorun ise bizim her alanımızda olduğu gibi burada da adaleti, liyakatı ve ölçüyü ortadan kaldırmış olmamızdır.

Futbolumuzdaki kan kaybını pansuman tedbirlerle, hamasi söylemlerle ve göz boyayan yayınlarla ortadan kaldıramazsınız!

Futbol dünyamızdaki çöküş hızlandıkça, buradaki kargaşa ve buradan yayılacak sıkıntılar da artacaktır. Taraftarların, oyuna ve takımlarına sahip çıkma adına birbirlerine yönelik suçlamaları bir tarafa bırakmaları gerekmektedir. Aksi halde kalplerinde iz bırakan bir tortu olarak takımlarını da kaybetmeleri an meselesidir!

Okuyucu Yorumları