REKLAMI GİZLE

Veli Saçılık: Bakan "Onları sosyal ölüler haline getirdik" dediğinde açlık grevi emrini vermiş oldu

"Bu ülkede Genelkurmay Başkanı 'terörist' olmadı mı; Nuriye ve Semih'e 'terörist' demeleri normal"

- A +

Darbe girişiminin ardından ilan olağanüstü hâl (OHAL) kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararname (KHK) ile İçişleri Bakanlığı'ndaki işinden atılan Veli Saçılık, kendisi gibi KHK ile görevlerinden atılan iki eğitimcinin açlık grevine başlamasına ilişkin olarak "Bir bakan da 'Biz onları sosyal ölüler haline getirdik' dedi. Sosyal ölü de şu demek: Başka bir işte çalışamazsın, ailece pasaportunuz iptal edilir, yurtdışına da gidemezsin. Akrabaların, eşin, dostun tecrit olur. Seni intiharla ya da yok oluşla karşı karşıya bırakırlar. Ağaç kökü yesinler ve sosyal ölü haline getirdik dedikleri anda aslında açlık grevi emrini kendileri vermiş oldu" görüşünü dile getirdi.

Açlık grevlerinin 76'ncı gününde tutuklanmasına akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça'nın KHK ile işten atılmasından sonra başlattıkları eylelerine da değinen Saçılık, "Ben solcu olduğum için değil, AKP’li olmadığım için atıldım. AKP dedi ki ‘Veli’yi, Semih’i, Nuriye’yi atıp bir toplumsal korku yaratırız, herkes bunu kabullenir, sonra bütün memurlar AKP’nin milisi olur.’ Biz bir partinin ya da cemaatin memuru olmayı reddettik. Biz halkın memuruyuz. Ben engellilere sosyal yardımları dağıtıyordum. ‘Allah AKP’den razı olsun’ dediklerinde ‘Bunu AKP vermiyor, devlet size hak ettiğiniz için bunu veriyor’ dediğimiz için atıldık" yorumunda bulundu.

KHK ile ihraç edilen akademisyenleri eleştiren Saçılık, "Haklarını teslim etmeleri gerekir, aslında ihraç edilenlerin en canlıları. Sokak akademisi, kooperatifler gibi yollarla sosyal dayanışma içindeler. Onların dışındakiler hareketsiz ve örgütsüz. Bireysel kurtuluş peşinde koştular. Ama akademisyenler de şu havadalar: ‘Biz akademisyeniz, bir duruşumuz var’ falan diye baktılar. Ama dönem o dönem değildi artık" görüşünü dile getirdi.

Sosyolog Veli Saçılık, iki eğitimci hakkında "DHKP-C örgütüne bağlı oldukları" iddiasıyla birlikte "Biz çocuklarımızı terörist olarak eğitsinler diye okula göndermiyoruz" ifadesini kullanan İçişleri Bakanı Süyelman Soylu'yu eleştirdi. Saçılık, "Bu ülkede kim terörist değil ki? Genelkurmay Başkanı terörist olmadı mı? Kuddusi Okkır’ı örgütün kasası olarak suçlamadılar mı? Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesi, Sözcü gazetesi FETÖ’cü olmadı mı? ‘Hayır’ diyen yüzde elli terörist değil mi? Buradan baktığınızda, Veli’ye, Nuriye’ye, Semih’e terörist demeleri çok normal görünmüyor mu?" dedi.

Veli Saçılık'ın Cumhuriyet gazetesinden Kemal Göktaş'a verdiği söyleşi şöyle:

- Yüksel Caddesi’ndeki direniş nasıl başladı?

Önce Nuriye başladı. 10 gün sonra Semih başlamış. Ben Semih’ten 2 gün sonra, ihraç edilince gidip yanlarına oturdum. Çok kötü dayaklar yedik, çok gözaltına alındık. Ardından Acun Karadağ kendi okulunda yaptığı eylemi bizim yanımıza taşıdı. Sonra eylem sonuç verdi, çok direndik, Semih’in eşi Esra’yı da ihraç ettiler. (Gülüyor) O da geldi. Ahmet Atakan’ın kuzeni Mehmet Ersulu da gelince 6 kişi olduk. Aslında sadece sopa yiyorduk. Doğru düzgün haber bile olamıyorduk. Fotoğraf çekmek için bile sokaktan geçenlerden rica ediyorduk.

- Niye yalnız kaldınız?

OHAL kapsamında AKP kim ağzını açsa çok fena bastırıyor. Genel bir korkmuşluk hali vardı. Herkes de ‘Nasıl olsa işimize geri döneriz, OHAL bitsin’ havasındaydı. Ama biz OHAL’in bitmeyeceğini, bir sistem olarak Türkiye’ye yerleşeceğini anladık. Elimizde zaten bir şey yok, ‘buyurun bizim bedenimiz var, tutuklayacaksınız, biz birer birer karşınıza çıkacağınız’ dedik. İrade savaşına çevirdik. Onlar bu irade savaşını anlamadılar. Ellerinde balyoz olduğu için her şeyi ezeceklerini düşündüler ama biz o balyozun şiddetine daha önceden alışık olduğumuz için pek oralı olmadık. Onlar bizi dövdükçe sesimiz daha yüksek çıktı.

"Kamu bir partiye teslim edilmek isteniyor"

- O günlerde topluma yönelik bir kızgınlığınız var mıydı?

KESK Başkanı Lami Özgen yanımızda bir kere dursaydı sesimiz daha çok çıkacaktı. Kimsenin postu benim postumdan daha değerli değil. 40 yaşındayım, bir kız babasıyım, geçindirmek zorunda olduğum bir ailem var. Tutuklanmayı, dayağı göze alıyorsam bu kurumların başındakiler de bunu göze almalıydılar. Alamadılar. Bürokratik görüşmelerle çözebileceklerini sandılar. Yüz binlerce insanın ihraç edilerek kamunun bir partiye teslim edilmesi stratejisini anlamadılar. Ben solcu olduğum için değil, AKP’li olmadığım için atıldım. AKP dedi ki ‘Veli’yi, Semih’i, Nuriye’yi atıp bir toplumsal korku yaratırız, herkes bunu kabullenir, sonra bütün memurlar AKP’nin milisi olur.’ Biz bir partinin ya da cemaatin memuru olmayı reddettik. Biz halkın memuruyuz. Ben engellilere sosyal yardımları dağıtıyordum. ‘Allah AKP’den razı olsun’ dediklerinde ‘Bunu AKP vermiyor, devlet sizehak ettiğiniz için bunu veriyor’ dediğimiz için atıldık.

- Toplumun yanı sıra ihraç edilenler de katılmadı eyleminize.

Herkesin atılmasının FETÖ ile bağlantılı olduğu düşünüldü. Bizim eylemimizin önemi orada zaten. Biz bunun Fethullahçılıkla alakası olmadığını, kamu alanının tasfiyesi ve yeniden yapılandırılması, memurun iş güvencesinin ortadan kaldırılması olduğunu anlatmayı başardık. Zaten AKP’nin üzerimize çullanmasının nedeni bu. Akademisyenler aslında ihraç edilenlerin en canlıları. Haklarını teslim etmeleri gerekir. Sokak akademisi, kooperatifler gibi yollarla sosyal dayanışma içindeler. Onların dışındakiler hareketsiz ve örgütsüz. Bireysel kurtuluş peşinde koştular. Ama akademisyenler de şu havadalar: ‘Biz akademisyeniz, bir duruşumuz var’ falan diye baktılar. Ama dönem o dönem değildi artık.

- Yani ‘Biz öyle gözaltına alınıp yerdem sürüklenemeyiz’ mi dediler?

Evet. ‘Veli yapar bunu ama biz yapamayız... Biz profesörüz, biz doktoruz’ diyorlardı. Bir doktor yerde oturduğu için sürükleniyorsa bu toplum gözünde çok daha etkili olurdu, bilemediler. Kendilerini biraz daha üstten konumlandırdılar. Mesela Kaboğlu’ndan bir eylem beklerdim ama kendi kabuğuna çekildi. Benzeri sessizlikler üst üste ekleniyor. Biz az olduğumuz için sopayı yiyen ve bedeli ödeyen biz oluyoruz. Sonra da ‘bunlar zaten böyledir’ atmosferi yaratılıyor.

"Bu ülkede kim terörist değil ki?"

- Açlık grevi de uzun süre görülmedi, değil mi?

Oturma eylemimizin 120. gününde açlık grevi başladı. Nuriye ve Semih ‘4 aydır sopa yiyoruz ama kamuoyunu sarsacak ve uyandıracak bir şey yapamadık. Süresiz açlık grevine karar veriyoruz’ dedi.

- Örgüt üyeliğinden tutuklamaya ne diyorsunuz?

Bu insanları niye işten attın? Örgüt üyesi diyorsun. 198 gün orada direnmiş, niye sesi çıktığında birden örgüt üyesi oluyor? 10 yıldır devlet memuru, hakkında soruşturma, dava yok, hatta bir ihtar bile yok. O güne kadar yokken, birden 15 Temmuz sonrası mı terörist olmaya karar verdi? Her iki arkadaş da solcu, o net ama Nuriye’nin ailesi muhafazakâr bir aile. Bu arkadaşlar örgüt üyesi değiller. Ayrıca, velev ki örgüt üyesi olsunlar; bu arkadaşlar o alana çıktıklarında hiçbir zaman ‘bizi yargılamayın’ demediler. Normal koşullarda yargılayacaksanız yargılayın, aksi takdirde bizi işimize iade edin. Her türlü yargı yolunu kapattınız, biz de işimizi geri istiyoruz. Bizi Fethullahçıların, darbecilerin yanına filan katarak, gargaraya getirerek işten atamazsınız. 198 gün boyunca attığımız sloganlar ‘İşimizi geri istiyoruz, emekçiyiz, haklıyız, kazanacağız.’ Bana destek verirseniz sadece talebin altına imza atıyorsunuz. Ayrıca bu ülkede kim terörist değil ki? Genelkurmay Başkanı terörist olmadı mı? Kuddusi Okkır’ı örgütün kasası olarak suçlamadılar mı? Ahmet Şık, Cumhuriyet gazetesi, Sözcü gazetesi FETÖ’cü olmadı mı? ‘Hayır’ diyen yüzde elli terörist değil mi? Buradan baktığınızda, Veli’ye, Nuriye’ye, Semih’e terörist demeleri çok normal görünmüyor mu?

"Haksız oldukları için korkuyorlar"

- Nuriye ve Semih’in tutuklanması ile ne amaçlanıyor?

Eylemin etkisini kırmak istiyorlar. Dosyada örgütle alakalı tek bir evrak yok. Sürekli olasılıklardan bahsediliyor. Hükümetin adamları, bakanları ‘terör örgütü’ filan diyorlar. Bu safsataları ve inatlaşmayı bıraksınlar. Biz işimizi geri istiyoruz. Bizi yargılamak istiyorsanız, hukuku uygulayın diyoruz. Nuriye ve Semih’in tutuklanma kararında Gezi eylemleri ile Tekel direnişi gibi bir olasılıktan bahsediliyor. Korkularının nedeni çok haksızlık yaptıklarını bilmeleri. Biz diyoruz ki bunlardan bu kadar korkmak istemiyorlarsa, bu haksızlıkları ortadan kaldırsınlar.

- İçişleri Bakanı’nın Nuriye ve Semih için “yiyorlar” demecine ne diyorsunuz?

Semih 19 kilo verdi, Nuriye 9 kilo verdi. Hatırlayın, Hayata Dönüş operasyonunda 28 mahkûm, sonrasındaki ölüm oruçlarında 100’e yakın insan öldü. O zaman bir gazete ‘Sahte oruç kanlı iftar’ manşeti atmıştı. Kaynağı da dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’dı. Yiyorlar dedikleri ölüm orucunda 122 insan öldü.

- Cezaevlerindeki açlık grevleri biletartışılırken dışarıdaki insanların açlık greviyle hak araması sorunlu bir durum değil mi?

Aslında açlık grevinden önce de yaptığımız eylem kendi vücudumuza zarar veren bir eylemdi. Polisin kemiklerimizi kırarcasına saldıracağını bilerek sokağa çıkıyorduk. Aslında açlık grevi eyleminin emrini hükümet verdi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ‘Ağaç kökü yesinler’ dedi. Başka bir bakan da ‘Biz onları sosyal ölüler haline getirdik’ dedi. Sosyal ölü de şu demek: Başka bir işte çalışamazsın, ailece pasaportunuz iptal edilir, yurtdışına da gidemezsin. Akrabaların, eşin, dostun tecrit olur. Seni intiharla ya da yok oluşla karşı karşıya bırakırlar. Ağaç kökü yesinler ve sosyal ölü haline getirdik dedikleri anda aslında açlık grevi emrini kendileri vermiş oldu.

- Sivil ölüme karşı ihraç edilenlerle bir dayanışma yok mu?

Bu sol için geçerli de sağ için hiç öyle değil. Orada sendika üyeliğinden hemen atıyor. Biz bunun 3 bin 500’ünü oluşturuyoruz. 120 bin kişi var toplamda. Bankaya para yatırdığı için ihraç olmuş ama bankanın kurdelesini kesen kişi tarafından ihraç edilmiş, hak mıdır bu?

"Adalete açız"

- Gerçekte FETÖ’cü olanların kamudan tasfiyesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Biz atılan solcuların mücadelesini vermiyoruz. Adalet uygulanmayan herkesin mücadelesini veriyoruz. Herkes hukuk çerçevesinde cezalandırabilir. Bu bir gece KHK’si ile olmaz. Ancak açığa alınır, deliller ortaya konulur, savunması alınır, yargılaması yapılır, gerekirse görevine son verilir. Bu aşamadan geçmeyen her türlü ihraca biz karşıyız. Bir partinin, bir kişinin keyfiyetiyle devlet yönetimi olamaz. Benim kolumu koparanlar arasında Fethullahçı askerler var. Tazminatın geri alınması konusunda karar veren 2 hâkim tutuklu. Bu hâkimlerin de doğru düzgün yargılanması gerekiyor. Toplayıp delillendireceksin, sonra yapacaksın. Fethullahçılarla AKP’liler anlaşabilirler ve bu hukuksuzluğu bizim üzerimizden sürdürürler. Nuriye ve Semih ‘Bizim yaşadığımız açlık, adalet açlığıdır. Biz onu talep ediyoruz’ dedi. Ben, FETÖ’cülerden nefret ederim. Ama nefret ettiğim insanların da anayasal haklarını savunuyorum. Buenos Aires konsolosluğunda görevli kişi, tutuklanmış, mal varlığına el konulmuş, son maaşı bile elinden alınmış, evde yiyecek ekmek bile yok. Bize sosyal yardım için başvurdular. Evde engelli çocuk var, maaş bağlanması için imzayı ben attım. Küçücük çocukların okuldan alınmasına, engelli çocuğun ekmek bulamayacak hale getirilmesine nasıl sebep olabilirsiniz? Bir solcu olarak vicdanım bunu almıyor. Fethullahçılar aileme, çoluğuma, çocuğuma çok eziyet ederlerdi, biliyorum ama ben çocukların, eşlerin cezalandırılmasını asla doğru bulmam.

"Annem direnme konusunda net"

- Annenizin polis tarafından yerde sürüklenmesinin görüntüleri kamu vicdanını yaraladı. Şimdi nasıl?

Şu anda köyde. En son aradığımda ağlıyordu, babamın mezarına gitmiş. İyi ama... Annem ben cezaevindeyken de şimdi de her zaman yanımda. Haksız hukuksuz biçimde işten atıldığımı biliyor. Polis anneme ‘Al oğlunu götür buradan’ dediğinde, ‘Nereye götüreyim, evde çoluğu, çocuğu aç. Onun maaşını siz mi vereceksiniz? Hem kolunu, hem işini aldınız’ demişti. Annem direnme konusunda net ama tabii dayak yemek, gözaltına alınmak konusunda çok net değil. (Gülüyor) Vurmuşlar, yere düşürmüşler. Epey sürüklemişler. Tekme atıldığını söyleyenler de var. Ben göremedim çünkü o sırada beni döverek gözaltına alıyorlardı.

- 2000’de Burdur Cezaevi’ne yapılan operasyonda kolunuzu kaybettiniz.

Gazete, dergi, 8 Mart bildirisi dağıtmaktan ceza almıştım. Bir sabah durup dururken operasyon düzenlediler ve koğuşa giren dozer bilerek üstüme sürdüğü için kolum dozerle duvar arasında kalıp koptu. Bir sokak köpeğinin ağzında bulundu. Dikilmeyeceğine karar verince doktorlar çöpe atmışlar. Önce protez de vermek istemediler. ‘Bir teröriste niye protez kol verelim’ dediler. Kamuoyu baskısıyla verdiler ama onların hatırası olduğu için kullanmıyorum. O zamanın Adalet Bakanı Hikmet Sami’yi hatırlattığı için. Yıkılan duvarın parasını da bizden istediler, dava sürüyor. Kolumu kopardıkları için devletten tazminat kazandım ama Danıştay AİHM kararı olmasına rağmen tazminatı geri ödememe kararı verdi. İçişleri Bakanlığı beni icraya verdi. Şu anda icra mahkemesinde duruyor.

- Hikmet Sami Türk’le sokakta karşılaşmıştınız...

Eşim ve 6 aylık kızımla yürürken rastladık. Seçim çalışması yapıyormuş. Bizi seçmeni zannetti. Yaklaşınca elini uzattı. ‘Siz beni hatırladınız mı?’ dedim, ‘Hayır’ dedi. ‘Benim kolumu koparmıştınız’ dedim. Eşim de ‘Biz sizi hiç unutmuyoruz, her gün anıyoruz’ dedi. Sonra ben Nüfus Müdürlüğü’nde çalışırken geldi. Ben de oradaki vatandaşlara ‘bu kişi 122 kişinin ölmesinden sorumludur’ dedim. Susarak başını önüne eğdi.

- Cezaevinden sonra hayatınıza nasıl bir yön verdiniz?

Yeniden yargılamada beraat ettim. KPSS’ye girdim, Çankaya Nüfus Müdürlüğü’nde memur oldum. Dışarıdan sosyoloji okudum ve KPSS’ye girdim. Birileri gibi soru çalarak değil, kendi başarımla Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda memur oldum. İhraç edildiğimde engellilerle ilgili birimde çalışıyordum.