REKLAMI GİZLE

Türkiye'de de “Kömürden Kurtul”mamızın tam zamanı

Kömür kullanımına dair bu acele, ülkemizde, toplum sağlığımız, doğamız ve ekonomimize pahalıya patlayacak.

- A +

Bahadır Doğutürk

Türkiye, dünyada kömüre karşı mücadelenin en önemli alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Şu anda,  71 kömürlü termik santral projesi, planlama ve izin süreçlerinin çeşitli aşamalarında bulunuyor. Türkiye hükümeti, gelişen ekonominin ihtiyaçlarını karşılamak ve ülkenin doğalgaza olan bağımlılığını azaltmak amacıyla, kömüre dayalı enerji üretiminin hızla arttığı bir enerji stratejisi yürütüyor.  Ancak kömür kullanımına dair bu acele, ülkemizde, toplum sağlığımız, doğamız ve ekonomimize pahalıya patlayacak.

Muazzam bir güneş ve rüzgar enerjisi potansiyeli bulunmasına rağmen, Türkiye şu anda ağırlıkla doğalgaza dayalı elektrik üretimine bağımlı. Bu doğalgaz bağımlılığını ve enerji arzı güvenliliğini öne sürerek Hükümet elektrik üretimini kömürle çeşitlendirmeyi seçiyor. Bu resmi plan, kömüre dayalı elektrik üretiminde yüzde 145, enerji sektörü kaynaklı sera gazı salımlarında ise yüzde 94 artış içermekte.

Bu kararlar, fosil yakıt endüstrisinin iklimimizi felaketin eşiğine kimsenin öngörmediği kadar hızla sürüklediği bilinerek alınıyor. 2015 yılı şimdiye kadar kaydedilen en sıcak yıldı. Ayrıca iklim değişikliğinin etkileri, Türkiye'yi de kapsayan bir şekilde, dünyanın her tarafındaki toplulukları can alıcı bir şekilde vurmaya başladı bile. NASA'nın güncel araştırmasına göre, Doğu Akdeniz Havzası, son 900 yılın en büyük kuraklığını yaşıyor. İklim için harekete geçmek hiç bu kadar acil olmamıştı.

Ancak, Türkiye, tam tersi yönde ilerleyerek sera gazı salımlarını hızla arttırıyor. Kömür kullanımındaki artış, buna katkıda bulunan ana etmenlerden biri. "Kömürü Finanse Etmek: Türkiye’nin Yüksek Karbon Aritmetiği” raporu, hükümetin tasarladığı termik santralleri gerçekleştirmesi durumunda, elektrik ve ısı sektöründe 1990’da 21,5 milyon ton, 2012’de 68,7 milyon ton olan kömür kaynaklı karbondioksit salımlarının 200 milyon tona ulaşmasının beklendiğini ortaya koyuyor.

Hükümetler tarafından verilen taahhütlerin, “küresel ısınmayı endüstri çağı öncesi seviyelere göre 2 Derece Santigrat'la sınırlamak” ve 1,5 Derece Santigrat'ın altında tutmak için “çaba harcamak”ta uzlaştığı Paris İklim Anlaşması'nı imzalamasının ardından, hükümetimizin bu sayıları 80’e varan termik santral projesi planlıyor olması çılgınca.

İklim değişikliğinin sonuçları hükümetimizi harekete geçirmek için yeterli gözükmese de, durumun halk sağlığına olan etkileri göz ardı edilemez. Hava kirliliği, kömürlü termik santrallerin ana sorunlarından birisi olarak ortaya çıkıyor. 2015 yılında Çevre Mühendisleri Odası tarafından yayımlanan "Hava Kirliliği Raporu”na göre, kömürlü termik santral kaynaklı hava kirliliği, Türkiye'deki en önemli halk sağlığı sorunlarından biri.Greenpeace tarafından yayımlanan başka bir rapora göre, kömür kaynaklı asit gazıyla kurum ve kül salımları, akciğerlere ve kan dolaşımına kadar nüfuz eden mikroskobik parçacık kirliliğinin en büyük sebebi olarak kabul ediliyor.  Santralların bacalarından çıkan kurşun, arsenik ve kadmiyum gibi binlerce kilogramlık zehirli metal, hem kanser riskini yükseltiyor hem de çocuk gelişimini olumsuz etkiliyor.

Çevre ve Sağlık Birliği HEAL (Health and Environment Alliance)'a göre, Türkiye'de 2012 yılında faaliyette olan 19 kömürlü termik santraldan kaynaklanan hava kirliliği, önemli miktarda ekonomik yük ortaya çıkardı. Kömürlü termik santrallar kaynaklı hava kirliliği, sağlık maliyetlerini her yıl 3,6 milyar Avro'ya kadar artırıyor.

Toplumumuza finansal yük yaratan şey yalnızca sağlık maliyetleri değil,  hükümetimizin bizim adımıza bu kirletici sanayiye sağladığı tüm teşvikler de. Türkiye hükümeti, fosil yakıt üreticilerine yılda  683 milyon ila 3,6 milyar TL (300 milyon ila 1,6 milyar ABD doları) arasında teşvik sağlıyor.

Akıl almaz bir şekilde, hükümet, bu tahrip edici yakıtların daha fazlasını bulmak için de para harcıyor. Türkiye 2013 yılında, özel olarak fosil yakıt arama faaliyetleri için 1,5 milyar TL (500 milyon ABD doları) kamu kaynağı sağladı.  Devlet tarafından finanse edilen kömür arama programı, 2005’ten bu yana 5,8 milyar ton çıkarılabilecek yeni kömür rezervi ortaya çıkardı, ve böylece Türkiye’nin kömür rezervlerini yüzde 50’nin üzerinde bir oranda artırdı. Böylece çevremizi ve sağlığımızı daha tehlikeli kirleticilere maruz bıraktı.

Türkiye enerji piyasası bir dönüm noktasında. Ya karbon-yoğun bir enerji sisteminde kilitli kalacağız, ya da adem-i merkeziyetçi, enerji demokrasisini temel alan, yenilenebilir enerjileri kucaklayan enerji politikaları için şimdi sesimizi yükselteceğiz. Bloomberg New Energy Finance tarafından yapılan güncel bir araştırma, yenilenebilir enerjiye dayalı bir yol izlenmesi halinde, Türkiye'de enerji piyasası kaynaklı sera gazı salımlarının 2020 senesine kalmadan bir dengeye oturabileceğini ortaya koyuyor.

İklim değişikliği ile mücadele, çevreyi kirletenlere, en güçlü olduklarını düşündükleri yerde karşı çıkma cesaretini göstermeyi gerektirir. Neyse ki, iklim adaleti hareketi son yıllarda gittikçe daha da güçleniyor. Türkiye'de 80'den fazla sivil toplum örgütü, oluşturdukları Fosil Yakıt Karşıtı İnisiyatif adındaki koalisyon altında birlikte çalışıyor. Bu bayrağın altında, daha fazla insanın bu meselelerin farkında olmasını sağlamak için hepimiz eyleme geçiyoruz.

Topluluk önderleriyle birlikte, 15 Mayıs'ta Aliağa'daki bir kömür atık sahasında kitlesel bir eylemin başını çekeceğiz. Bölgede yapılması planlanan dört fosil yakıtlı termik santral projesinin durdurulması çağrısı yapacağız. Bu eylemle, kömürlü termik santrallara karşı ayrı ayrı yürütülen mücadeleler birleşecek. Mücadeleler, hükümetin ülkede kömür kullanımını artırmaya yönelik planlarına müşterek bir şekilde karşı duracaklar. Kömürden Kurtul sırasında Türkiye'de ve tüm dünyada insanlar, gittikçe artan sayıda kişinin kömürü yerin dibinde bırakmak üzere mücadele ettiğini göstermek için ayağa kalkıyor.

Anchor İklim krizinin etkilerini azaltmak için yapılacak çok şey olduğu gerçekliğinden hareketle kampanyamızı, barışçıl sivil itaatsizlikle yükseltmemiz gerekiyor. Doğayla uyumu bir bir biçimde, yenilenebilir enerji öncelikli enerji seçenekleri, ülkemize yerel rüzgar ve güneş imalat sanayiini kurmak ve dış ticaret dengesini iyileştirmek için gereken yeterli hacmi sağlayacaktır. Ayrıca, bir yandan yereldeki kirliliği azaltırken ve sera gazı salımlarını engellerken, diğer yandan küresel kömür fiyatlarındaki değişikliklere maruz kalmaktan kaynaklanan riski sınırlandıracaktır. 15 Mayıs'ta çağrısını yapıyor olduğumuz şey işte bu.