Medya

Tayfun Atay: AKP'nin eğitim sistemi futbol taktiğine döndü; 4+4+4, 4+4+2...

"Bu gidişle çocukları sadece okuldan değil, dinden de nefret ettireceksiniz"

27 Haziran 2016 12:59

Cumhuriyet yazarı Tayfun Atay, eğitim sistemiyle ilgili olarak, "En AKP’nin 14 yılda 6 bakan eşliğinde ha babam de babam yap-boza çevirdiği sistemde karşımıza çıkan rakam düzenlemelerine bir futbol takımının oyun taktiği gibi bakıyorum! O kadar yani: 4+4+4… 3+3+3+1… 
Ve bir türlü istediği başarıyı yakalayamayıp ha bire oyun taktiğini değiştiren, 4-3-3’ten, 4-4-2’ye, oradan 4-3-2-1’e geçen bir takımı hatırlatıyor bana AKP’nin tasarıları.
Ancak biri çöpe giderken yenisi önümüze sürülen bu tasarılar demetinin özüne, yani 'zarf'a değil 'mazruf'a ilişkin tabii ki bazı görüş ve savlara sahibim" dedi.

Tayfun Atay'ın, "4+4+4’ten 3+3+3+4’e, eksildikçe eksilen eğitim" başlığıyla yayımlanan (27 Haziran 2016) yazısı şöyle:

Cumartesi gecesi “Kozyatağı Dayanışması”nın davetlisi olarak Kriton Curi Parkı’nda hem bir iftar sofrasına, hem de sonrasında, 7’sinden değil, “Beşik”tekinden 77’sindekine kadar tertemiz insanların huzurunda sohbete oturdum. 
“Dayanışma”, AKP’nin faşizan- dinbaz doğrultulu yaşam tarzı müdahaleleri karşısında özgürlüklerini savunmak için “bir hayat isyanı” olan Gezi’de buluşmuş farklı yönelimlerden insanların birlikteliklerini sürdürme arzusundan doğmuş. CHP’lisi de, HDP’lisi de, Atatürkçü- ulusalcısı da, sosyalisti, feministi, çevrecisi, hayvan hakları savunucusu ve elbette dindarı da olan, aynen Türkiye gibi “melez” bir topluluk karşısındaydım. 
Ve aynı faşizan-dinbaz iradenin o hiç bitmeyen “Eğitim” takıntısını tartışmaya açtık. 
Elbette eğitimci değilim ve işin “teknik” yanı üzerinde çok söz söyleyebilecek ehliyetim yok. Ben AKP’nin 14 yılda 6 bakan eşliğinde ha babam de babam yap-boza çevirdiği sistemde karşımıza çıkan rakam düzenlemelerine bir futbol takımının oyun taktiği gibi bakıyorum! O kadar yani: 4+4+4… 3+3+3+1… 
Ve bir türlü istediği başarıyı yakalayamayıp ha bire oyun taktiğini değiştiren, 4-3-3’ten, 4-4-2’ye, oradan 4-3-2-1’e geçen bir takımı hatırlatıyor bana AKP’nin tasarıları.
Ancak biri çöpe giderken yenisi önümüze sürülen bu tasarılar demetinin özüne, yani“zarf”a değil “mazruf”a ilişkin tabii ki bazı görüş ve savlara sahibim. Bunları Kozyatağı’nda paylaştım, burada da aktarmak istiyorum. 
Elbette AKP, ne yapıyorsa Kemalizm’den intikam almak için yapıyor. 
20’nci yüzyılın başında çağa uyarlı bir ulus-devlet var etme yolunda radikal-jakoben bir modernleşme projesi olarak Kemalizm, hiç şüphesiz eğitime, daha doğrusu“Okul”a odaklaşmak zorundaydı ve öyle de yaptı. 
Çünkü okul eğitimi, 17’nci yüzyıldan itibaren modern-kapitalist dünyada yegâne siyasal seçenek olarak kristalleşen “ulus-devlet”in ihtiyaç duyduğu insanı ona veren aygıttı. 
Okul eğitiminin zorunluluğu, ulus-devletin “yurttaş”a ihtiyacından kaynaklandı. 
Okul, ana-babasından koparılan çocuğu yurttaş yapma yolunda bir ikinci “ana”olarak formülleşti (tabii okul “ana” ise “baba” da devletti). 
Kemalist modernleşme projesi, hayata geçtiği dönemin genel gidişatında olanı kendince (tabii ki eleştiriye de açık biçimde) bu topraklarda işlerliğe soktu: Şehirli (burjuva), meslek sahibi, laik ve kadınlı- erkekli “birey” yurttaş var etme yolunda... 
Dediğimiz gibi proje radikaldi ve bu doğrultuda başlangıç itibarıyla yıkımından çıktığı“gelenek”ten, “Osmanlı-İslâm mirası”ndan “kopuk” yol aldı.
Ama sadece başlangıçta!.. Zaman içinde siyasi merkez, “muhafazakâr-modernleşme” seçeneğine derece derece artan şekilde yönelerek bu kopuşu gidermiştir. 
Gidermeseydi bugün Tayyip Erdoğan karşımızda bu ülkenin ilk imam-hatip lisesinden mezun cumhurbaşkanı olarak da bulunamazdı!.. 
Sonuçta Cumhuriyet Türkiye’si, eski ile yeniyi, gelenekle yeniliği, geçmişle yenilenmiş olanı buluşturup sentezleme yolunda düşe-kalka da olsa, darbelerle kesintiye de uğrasa çok mesafe kat etti. 
Selçuklu da, Osmanlı da, “İstanbul Fethi” de, din dersleri de sıralarından akıp gittiğimiz okullarda daha AKP’nin esamisi okunmazken mevcuttu. 
Şimdi Kemalizm’den öç almak uğruna filmi geriye, hatta Osmanlı’dan da geriye sarıyorlar, farkında değiller. 
Üstelik bunu öyle bir zamanda yapıyorlar ki ciddi bir “anakronizm”e (tarih-yanılgısı) düştüklerini de kaydetmek gerekir. 
Postmodern, küresel ve en önemlisi sibernetik bir “çağyangını” içinde, örgün eğitimin kurumsal anlamda sıkıntı yaşadığı bir dönemde, önceki yüzyıla ait bir “resmî”tasarrufun intikamını alma derdindeler. 
Okul eğitimi, bugünün dünyasında gerek toplumsallaşma, gerekse “kültürleme”sürecinde asli belirleyen olma konumunu, etki ve etkinliğini yitirme noktasında. 
Bugün esas mesele, çocuklara okul eğitimini laik mi, yoksa dinî mi verelim değil. 
Mesele, çocukları okula hâlâ nasıl çekebiliriz, onlara okulu nasıl cazip kılıp sevdirebiliriz ve onları okulda bunalmadan, sıkılmadan, nefret etmeden nasıl tutabiliriz!.. Tüm dünya bunun derdinde. 
Görsellik, seyir ve eğlence, hayatın her alanını endüstriyel bir işleyişle kaplamış ve insanlık, Doğulusu Batılısı, Müslümanı gayri-Müslim’i, dindarı dinsiziyle tümden bu anafora kapılmış, siz eğitimi düzenlerken aklı Kemalizm’le bozdunuz, öyle mi? 
O yüzden tekmil din eğitimi diye, neredeyse kundaktaki çocuğu alıp biçimlendireceksiniz, öyle mi? 
Ve bilirsiniz, okul, hep sıkıcıydı, hepimiz, siz de biz de okuldan az ya da çok nefret ederdik, öyle değil mi?.. 
Fakat siz bu gidişle çocukları sadece okuldan değil, dinden de nefret ettireceksiniz, ben ondan korkarım!..