Politika

Saadet Partisi: Referandumda şartlar adil değil; otoriter rejime kayma ihtimali güçlü

"Ekonomik yönden duvara tosladık, ne olacağı belli değil"

27 Ocak 2017 14:26

'Partili cumhurbaşkanlığı'nı öngören anayasa değişikliği teklifine destek vermeyeceklerini açıklayan Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, "Bir demokrasi var, demokrasi halkın idareye doğrudan doğruya yön vermesi. Bir de demokratur var, halkın yönetime alet edilmesi. Bu ikincisi tabii yanlış bir uygulama ve şu anda referandumda şartların adil olmadığı kanaatindeyiz" dedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP'nin kurucu kadrolarının içinden çıktığı Milli Görüş geleneğinin siyasi organı Saadet Partisi'nin lideri, başkanlık sistemine prensipte karşı olmadıklarını söyleyerek "Ama başkanlık her zaman denetime açık olmazsa ben o başkanlıktan korkarım. Başkanlık tek başına bu işin çözümü değil. Adalet, başkanın üzerinde olabilmeli" diye konuştu. Karamollaoğlu, "Bu yapılan anayasa değişikliğinde birtakım önlemler alınıyor gibi görünse de otoriter bir rejime kayma ihtimali güçlü" dedi.

Türkiye'nin ana gündem maddelerinin terör, ekonomi ve dış politika olduğunu belirterek "Ekonomik yönden duvara tosladık. Bundan sonra ne olacağı belli değil. Siz sürekli borçlanır, ancak o borcu ödeyecek yatırımları yapmazsanız o borcu ödeyemezsiniz. Otoyollar, hızlı trenler, hava alanları, yüksek binalar, tüp geçitler hayatı rahatlatır. Ama bir ülkeyi güçlendirmez" görüşünü dile getirdi.

Terörle mücadelenin 'şehit haberleriyle ilgili çetele tutularak' yapıldığını ifade eden Saadet Partisi Genel Başkanı, "Terörle mücadele ederken elbette güvenlik güçleri elbette silah kullanacak ama eğer terör hadisesi bir bütün olarak siyasi yönüyle, sosyal, ekonomik, psikolojik yönüyle ele alınıp dört başı mahmur incelenmezse sonlandırılması pek de kolay olmaz" dedi.

İstanbul'da basın mensuplarıyla bir araya gelen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu özetle şunları söyledi:

 

"Terör en büyük meselemiz"

 

Terör bizim en ciddi meselemiz. Her gün birçok insanı kaybediyoruz ama bununla ilgili ciddi bir mücadele yapıldığı kanaatindeyim. Hep çetele tutuluyor, 5 kişi öldü şehidimiz, 10 kişi de biz öldürdük. Bu yolla, sadece silahla birçok yerde meydana gelmiş 40-50 yıllık mücadeleler var ve bitirilemiyor. Terörle mücadele ederken elbette güvenlik güçleri elbette silah kullanacak ama eğer terör hadisesi bir bütün olarak siyasi yönüyle, sosyal, ekonomik, psikolojik yönüyle ele alınıp dört başı mahmur incelenmezse sonlandırılması pek de kolay olmaz. Bizdeki de 1984, şimdi geldik 2017, 33 yıldır mücadele. Sonuna geldik diyoruz, bir türlü bitmiyor.

 

"Dış politikada ciddi sapmalarımız var"

 

Dış politikada çok ciddi sapmalarımız var. Karar değiştiriyoruz, çok farklı tavırların içine girebiliyoruz. Dün AB'yi beğenmişken, düğün bayram etmişken, dinler arası, medeniyetler arası diyaloglarla bunu pekiştirmeye çalışırken, AB'ye üye olmak için değişiklikleri yapma konusunda adımlar atmışken birden her şey ters döndü, AB bize en büyük zararı veren teröristleri desteklemeye başladı veya ortaya çıktı. "Olmaz böyle şey" dedik, sonra "Siz bizi almak zorundasınız" dedik. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. AB bazı yönleriyle bize faydaları olabilir ama ben AB'yle bizim ittifakımızın, tek devlet olmamızın mümkün olmadığı kanaatindeyim. İngiltere aynı kültürde olmasına rağmen AB'den çıkıyor, nasıl çıkacağı konusunda bir sürü şamata var. 

 

 

"AB ile aynı değerleri paylaşmıyoruz"

 

Biz AB ile aynı kültürel, ahlaki değerleri paylaşmadığımız için, asırlardır mücadele ettiğimiz medeniyetle birden bire özdeşleşmenin mümkün olabileceğine inanmıyorum. Bir yerde patlak verecek, vermeye de başladı. Bu sadece uzun vadede bize zarar verir diyorum ama hükümetin ikircikli tavrını anlayamıyorum. Terör ve dış politikadaki savrulmalar bize zarar verdi. Bütün dünya Irak'ta çok büyük yalan söylendiğini, halkın, yönetimin aldatıldığını, bundan dolayı hem ABD hem de Irak'ın özür dilediğini biliyoruz. 

"Ekonomide duvara tosladık"

 

Ekonomik yönden duvara tosladık. Bundan sonra ne olacağı belli değil. Siz sürekli borçlanır, ancak o borcu ödeyecek yatırımları yapmazsanız o borcu ödeyemezsiniz. Otoyollar, hızlı trenler, hava alanları, yüksek binalar, tüp geçitler hayatı rahatlatır. Ama bir ülkeyi güçlendirmez.

Aldığınız borcu da bu yatırımlarla ödeyemezsiniz. İşte Osmangazi Köprüsü'nde gördük, belli bir sürece içinde o köprünün borçlarının ödenmes ancak ayda 40 bin aracın geçmesiyle mümkün, bunun da şimdi mümkün olmadığı görüldü. Bütçeden ödeyeceğiz. 

 

"FETÖ devletin sinir uçlarına kadar girmiş"

 

10 yıl içinde devletin sinir uçlarına kadar girmişler. Cumhurbaşkanımız, 'milletimizden özür, Allah'tan af diliyorum' dedi. Bu güzel bir şey. Aynen Cumhurbaşkanımız gibi bu vatanın içinde bu yanlışı görüp, 'biz de milletimizden özür diliyoruz' diyen insanların da olması icap eder. Şu anda bir travma yaşıyoruz. Örgütün üçe ayrılan kademesi, altı ibadet, ortası ticaret, yukarısı ihanet. En üst kademede yapılan tasnif isabetli gözüküyor. Ama alt kademede olupta toplumun içinde dışlanan, geçimini sağlama imkanını kaybeden binlerce insan var. Bu ciddi bir problemdir.

"Başkanlığa prensip olarak karşı değiliz"

 

Biz insanların fikirlerini rahatlıkla söyleyebildiği, memlekette dertlerin dinlenebildiği, adil bir düzen istiyoruz. Bunu oturup detaylandırmak mümkün. Biz başkanlık sistemine prensip olarak karşı değiliz, dedik. Başkanlık olabilir. Ama başkanlık her zaman denetime açık olmazsa ben o başkanlıktan korkarım. Başkanlık tek başına bu işin çözümü değil. Adalet, başkanın üzerinde olabilmeli.

 

Otoriter rejim uyarısı

 

Beklentilerimizin küçük bir kısmı karşılandı. Sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a aktardım. Bir memlekette huzur ve barışın olabilmesi o memlekette fikirlerin, düşüncelerin rahatlıkla kullanılabilmesine bağlı. Daha sağlıklı bir yönetim olabilmesi için müzakereye bağlı, bu yapılan anayasa değişikliğinde birtakım önlemler alınıyor gibi görünse de otoriter bir rejime kayma ihtimali güçlü. 

Yani eğer yetkileri elinde bulundurmak istediği takdirde bir başkanın bunu sağlama imkanı var. Bu müzakere ortamını ortadan kaldırırsak zarar verir. Ben Sayın Kılıçdaroğlu'nun söylediği manada görmüyorum ama bu endişe var bazı yerlerde. Bir de bizim için en önemli konu, kuvvetler ayrılığı prensibinin çok net olması icap eder. Olmazsa yarın kelimeler farklı manalarda değerlendirilerek otoriter bir rejime kayabilir. 

Toplumun sempatisi var ama hepimiz faniyiz. İnsanlara şu soruyu sormak lazım, eğer şu anda Tayyip Bey olmasa, başka biri olsa siz bu değişikliğe evet der misiniz, yüzde 90'ı duruyor. Bu doğru değil. Çok rahatlıkla evet diyebilmesi lazım. 

 

"Kampanya yapmayacağız" açıklaması

 

Biz hiç çalışma yapmayacağız diye bir iddiamız yok. Genel başkan olunca her hafta birkaç gün Anadolu'nun çeşitli vilayetlerinde görüşlerimi arz etmeye çalışıyorum. Bu çalışmalar devam edecek ama kampanya dediğimiz zaman seçimlerdeki gibi, biz o kadar mali yönden güçlü bir parti değiliz. Biz bu kısıtlı imkanları seçim kampanyası gibi yaparsak tabiri caizse sırtımızda bir şey kalmaz. Bundan dolayı böyle bir kampanyayı yürütmek çok farklı.

Bir de fikirlerimizi anlatırken kampanya gibi algılandığında insanlar artık düşünmüyor. Sizi seviyorlarsa yaşa var ol, sevmiyorlarsa gayet rahatlıkla yuh diyebiliyorlar. İki noktanın da faydalı olmadığı kanaatindeyim. İnsanları düşünmeye sevk edersek yanlış da karar verseler ileride doğruyu bulurlar ama düşünmezlerse, doğru karar da verseler ileride yanlış yaparlar. 

Sözlerimiz keskin olmayacak belki. Biz hayır demek yerine "Evet demeyeceğiz" demek daha yumuşak bir ifade. "Hayır" karşıda daha farklı bir duygu uyandırıyor.

 

"Şartlar adil değil"

 

Bir demokrasi var, demokrasi halkın idareye doğrudan doğruya yön vermesi. Bir de demokratur var, halkın yönetime alet edilmesi. Bu ikincisi tabii yanlış bir uygulama ve şu anda şartların adil olmadığı kanaatindeyiz.

 

İlgili Haberler