Gündem

Gezi'de evlenen çift: Hepsini militan yetiştireceğimiz 10 çocuk yapacağız

Gezi Parkı'ndaki revirde tanışan ve geçen sene Temmuz ayında evlenen Özgür ve Nuray, hâlâ âşık ve birlikte olduklarını söyleyerek, Gezi olaylarından sonra neler yaptıklarını anlattılar

31 Mayıs 2014 15:47

Gezi olayları sırasında Gezi Parkı’ndaki revirde tanışıp geçen sene Temmuz Ayında evlenen Özgür ve Nuray çifti, şimdi şehir dışında yaşıyor. Birbirlerine aşık oldukları için evlendiklerini söyleyen Nuray, “Bir dahaki Gezi Parkı’na gidişimizde öpüşerek poz vereceğiz” dedi. Evlerinin her yerine Gezi’den fotoğraflar asan Nuray, “Türkiye’de böyle bir umudun var olduğuna inanmak istiyorum. Ben Gezi’yi çok özledim ve keşke Türkiye de Gezi gibi olsa!” dedi. 2015’te çocuk sahibi olmak istediklerini açıklayan çift, “3, 5, 10 tane çocuk yapmak lazım. Hepsini de militan yetiştireceğiz. Düz duvara tırmanan, bize kafa tutan cinsten olacak. Sözümüzü geçiremeyeceğiz, o kadar dirençli çocuklar olacak. İlk başta ikizlerimiz olsun istiyoruz. Birinin adını Diren, diğerininkini Gezi koyacağız. Ama isim konusu gün gün eviriliyor. Belki Berkin olur” dedi.

Eda Utku’nun Özgür ve Nuray ile yaptığı ve Radikal’de yer alan söyleşisi şöyle:

Gezi’den sonra nasıl bir hayatınız oldu? 

Nuray: Düğünün akabinde işlerimizden olduk, ben evimden atıldım. Evlendikten sonra 3-3 buçuk ay iş ve ev aradık. Bir sürü arkadaşımız bizi evlerine davet etti, bir süre onlarda kaldık. Tek başınayken ‘abi ben çapulcuyum, nerde olsa yatarım’ diyorsun. Ama evlenip bir yuva kurduktan sonra öyle olmuyor. Bir yuvanın içinde var olmayı istiyoruz. 

İnsanlar ayrıldınız mı, iyi misiniz diye merak ediyor

Nuray: Zaten bir dahaki Gezi Parkı’na gidişimizde öpüşerek poz vereceğiz. Bakın, hala birlikteyiz, diye… Biz sahiden aşığız, valla biz aşık olduğumuz için evlendik! Biz anlam veremiyoruz tepkilere. Aşığız biz! Demek o “3-5 ayda ayrılırlar” diyenler, 3-5 aylık ilişkiler yaşıyorlar. 

İnsanın inanası gelmiyor galiba… Tam bir Hollywood filmi gibi hikayeniz. 

Nuray: O kadar çok kötü olaylar yaşıyoruz ki! Her gün bir ölüm, facia… Sanki doğa olayları bile bizim için özel bir kurguymuş gibi algılanıyor! Dolayısıyla insanın gülümseyesi, iyi bir şeylere, aşka inanası gelmiyor. 

Gezi’de tanışmasaydınız, hayatın normal seyrinde, yine bu denli hızlı aşık olur ve evlenir miydiniz? 

Özgür: 1 hafta kadar Gezi’de kaldıktan sonra, ortamdaki insanlara güvenmeye başladım. Nuray’a öyle bir güvendim ki, bir şeyi sorgulamak dahi istemedim. Ben ona evlilik teklif yapmadan önce bir aradaydık. Çileyi de eziyeti de her şeyi beraber yaşadık. Normal ilişkinin ilk 6 ayını, oradaki birkaç günde geçirdik biz. 

Nuray: Özgür’le ilk 10-15 gün Gezi’deyken, hiç sohbet etme imkanımız olmadı. 6-7 metrekarelik bir alandayız. Özgür onun bir ucunda, ben diğer ucundayım... Dışarıda tanışsaydık, bu kadar kısa sürede evlenmeye karar vermezdik. Gezi’de bir de ciddi bir kardeşlik ve dayanışma duygusu vardı. Canını feda edebilecekken canını başkası uğruna öne sürmenin ne demek olduğunu orada defalarca tecrübe ettik. 

 

Keşke Türkiye de gezi gibi olsa! 

 

Rutinde sürüklenip Gezi’yi ve yaşadıklarınızı unutmaya başladınız mı? 

Nuray: Evin her yerinde fotoğraflar asılı. Unutturmayız! Arkadaşlarımız “evinize gelip giden misafirler olur. Sizin Gezi’yle ilişkinizi bilmeseler daha iyi” filan diyor. Ben de diyorum ki “Sakıncalı bir misafir geldiğinde kaldırırım ama, o fotoyu her zaman gözümün önünde görmek istiyorum.” Türkiye’de böyle bir umudun var olduğuna inanmak istiyorum. Ben Gezi’yi çok özledim ve keşke Türkiye de Gezi gibi olsa! 

31 Mayıs’ta gelecek misiniz? 

Özgür: Gelemiyoruz! Önemli toplantılarımız var o haftasonu… Orda var olmak çok istiyoruz ama bazen hayat kaygısı ve ekmek kavgası, insanı durduruyor. Ayrıca 1 Mayıs’ta yaşananları biliyoruz. Taksim Dayanışma çağrı yaptı ama bir kişi daha gözünü kaybederse orda, bir kişi daha yaralanırsa, kolu çıkarsa, ya da ölürse Allah korusun… Nasıl bir vicdan bu? Biz bir şeye vesile olmak istemiyoruz. Ama direniş başlarsa geliriz, köküne kadar da orda oluruz. 

Nuray: O katillerle yüz yüze gelmenin zamanı değil diye düşünüyorum. Artık ben kimsenin canı yanmasın istiyorum. Bunun başka bir yöntemini bulmak lazım. Demokrasiden geçtim ben artık. Daha fazla bizim canımız yanmasın, bizim canlarımız katledilmesin. Orada olsak ne yapacağız? En fazla küfredip yaralıları eve taşıyacağız. 

 

Ölü sayısı çok daha fazla

 

Gezi’deki yaralıların birçoğuyla siz ilgilendiniz. Peki ölüm var mıydı hiç? 

Özgür: Gezi’deyken bir süre sonra kaç kişinin geldiğini saymaya başladık. En son 490 kadar yaralı vardı. Bunlardan 400 tanesi hafif yaralıydı ama 90-100 tanesi ölüme yakındı. Bir keresinde nabzı olmayan bir çocuğu gönderdik sedyeyle. Nabız hiç yoktu, sıfırdı. Ölmüştü artık. Ex yani. Ama o çocuk yok ortada. Kimdir nedir bilmiyoruz. Sonradan bize haber geldi, dediler ki çocuk iyileşiyormuş. Ama nasıl yaşıyor, kafamız almıyor! Kafası patlamış, kulak falan dağılmış. Yaşadığını iddia ediyorlar. 

Nuray: Biz ölümlerin daha fazla olduğuna inanıyoruz. Şişli’deki barikattayken şahsen hastaneye yönlendirdiğim birisi vardı. Yaklaşık 40 yaşlarında. Bu kişiyi taksiye yerleştirdim, yanına da onu hiç tanımayan birini… “Git” dedim “onu hastaneye götür, o ölüyor!” Gözbebekleri hareket etmiyordu. Kulağından kan gelmişti. Bunun anlamı beyin kanaması... Buradan kolay kolay geri dönüş olamaz. Benim hastaneye gönderdiğim, ölüme yakın en az 7 kişi vardı. Gezi davasında da söylendiği gibi; Biz orda olmasaydık, 300-400 kişi ölürdü. 

 

Ailelerimiz mutlu olsun diye… 

 

Yoğun çalışmak ilişkinizi nasıl etkiliyor? Birbirinize zaman ayırabiliyor musunuz? 

Nuray: Her çift gibi, birbirine aşık her insan gibi, çatıştığımız noktalar oluyor. Ama ufak tefek şeyler. Ailelerimiz bizim için çok çaba sarf etti. Kendi ailemiz, sülalemizle savaştı. Gezi’yi anlattılar bütün aileye. Kendileri bizim ne kadar aşık olduğumuzu gördüler ve başkalarına da anlattılar. Mutlu bir evliliğimiz olması için her şeyi yaptılar. Şu anda onları yüzüstü bırakamayız. Onlar şunu görmek istiyor: Evet çocuklarımız evlendi. Şimdi düzenli bir yaşamları olacak. Artık gözaltına alınmayacaklar, artık dayak yemeyecekler. Her anne gibi düşünüyorlar. Biraz onları mutlu etmek istiyoruz. Birazcık evlat borcu mu dersin ne dersin… Onu ödemek, onlara hoş sürprizler yapmak istiyoruz. 

Özgür: 2-3 sene daha çalışacağız, sonra hayatında gördüğün en büyük aktivistler olacağız. 

 

Bir gün Sayfı Sarısülük gibi olmak isterim 

 

Balayına gidebildiniz mi? 

Nuray: Düğünden sonra 2 ayda 12 bin kilometre yaptık. Pek çok şehirdeki yoldaşlarımızla görüştük. Önce Antakya, sonra Ankara… Ethem’in annesi Sayfi ananın yanına gittik. Bizi çok güzel ağırladı. Çok güçlü bir kadın. Bir gün anne olursam, onun kadar güçlü olmayı isterdim. Kendi annelerim dahil olmak üzere, gördüğüm en güçlü anne o. HES’le ilgili ne kadar yer varsa memlekette gezmeye çalıştık. Doğa katliamı yaşanan her yerden bize balayı daveti geldi. 

 

10 çocuk yapacağız, bize kafa tutacaklar 

 

Ufukta çocuk fikri var mı? Diren ve Gezi ne zaman geliyor? 

Özgür: Çok yakında. 2014 planlarında yok ama 2015’te düşünüyoruz. İkimiz de sigarayı bıraktıktan sonra, temmuz gibi filan çalışmaya başlayacağız. 

 

‘Abi ne çocuğu, bu ülkeye çocuk mu yapılır,’ demiyorsunuz? 

Nuray: Madende benim evladım ya da Özgür kalmış olsaydı, birisi beni ziyaret etmiş olsaydı, tırnaklarımla şah damarına girerdim. Bunu çok düşünüyorum. Ama sonra diyorum ki, 3, 5, 10 tane çocuk yapmak lazım. Hepsini de militan yetiştireceğiz. Düz duvara tırmanan, bize kafa tutan cinsten olacak. Sözümüzü geçiremeyeceğiz, o kadar dirençli çocuklar olacak. İlk başta ikizlerimiz olsun istiyoruz. Birinin adını Diren, diğerininkini Gezi koyacağız. Ama isim konusu gün gün eviriliyor. Belki Berkin olur… 

Özgür: Ne isim koyarsak koyalım, Gezi’yi bir sonraki kuşağa taşıyabilecek bir isim olacak. Bir yerlerde yazıldığı sürece, bir sonraki kuşağı tetikleyecektir. Belki birileri merak edip geçmişini okuyacak bu olayın. O direniş ruhunun, birilerinin karşısında insanların nasıl ezilmediğini gösterecek bir yola sevk edecektir. 

Doğmamış çocuklara böyle bir misyon yüklemek doğru mu? 

Özgür: Bunu çok söyleyen oluyor. Ben katılmıyorum. Sonuçta ben doğduğumda da kimse bana dinimi sormadı. Kimse adımı koyarken, “18’ine gel de adını öyle koyarız” demedi. Doğduğumda ismim belliydi. O yönden bakarsak, hayattaki yaşadığımız her şey, bize yön veriyor. Ben bir misyon yüklemem çocuğun sırtına ama… Adını Mustafa da koysak, bizim hikayemiz ona kanca olarak takılacak. İlla ki onunla yüzleşecek bu çocuk. 


Çocuklar solcu değil de koyu dindar olsa? 

Özgür: İsterse kökten militan dinci olsun... Mutlu olsun da… Ben o yüzden de ailemden çok memnunum. Rahmetli dedem, 6-7 yaşındaydım belki, Kuran kursuna götürmeye başlamıştı beni. Bir sürü dua bilirim, Kuran’ı açıp okuyabilirim. Ailem çok solcu olmalarına rağmen dedeme “bu çocuğu neden götürüyorsun” demedi. Tam tersine özgür bıraktılar. Asla bana “şu şekilde düşünmelisin, halk evine gitmelisin, şu eğitimi almalısın” filan denmedi. O yüzden kendi ailemden aldığım yetiştirme tarzını benimsedim. Biz de ölüp gideceğiz bir gün. O yine kendi yaşamak istediğini yaşayacak. Biz adını koyarız, çok beğenmezse adını değiştirir 18 yaşına gelince. 

 

31 Mayıs’ta çıkmak, vicdani bir sorumluluk 

 

31 Mayıs için çağrı yapılıyor. Ama bir kitle “Gezi bir kere oldu bitti” diyor ve çıkmak istemiyor. Siz ne diyorsunuz? 

Özgür: Onlar Gezi’ye de spor olsun diye gelmişler belli ki. Onları ben Gezi’yle iliştirmek istemiyorum. Gerçekten Gezi ruhunu yaşamış insan bunu söyler mi? Bazı insanlar trafik kazasının ardından yerde yaralı birini görür, uzaktan ona bakar, asla dokunmaz, yattığı yerden kaldırmaya tenezzül etmez. Ama eli kolu durmaz. “Ay ne yapalım, biri şuna baksın, ambulans çağırın” deyip durur. Onun gibi… 


Geçen seneki 31 Mayıs, pek çok insanın kendiliğinden, bir anda, yardım etmek için sokağa çıktığı bir geceydi. Bugün birileri hadi çıkalım deyince neden uyulsun? 

Özgür: Ben tam öyle düşünmüyorum. Ama en azından sadece ölen kardeşlerimizi anmak, neden öldüklerini sorgulamak için çıkabilirim. 

Nuray: Türkiye ya da dünyada yapılan haksızlıklara karşı, sonucunun olumsuz olacağını bile bile, vicdani bir yükümlülük olarak bunlara katılmaya devam edeceğim. Evet Gezi’yi tekrar yakalayamayacağız belki. İnşallah yakalarız, inşallah Türkiye Gezi gibi olur diyorum. Ama ben orada vicdani bir sorumluluk, saygı duruşu gibi orada durmak ve direnmek isterim. 

 

Başbakan toplumu özellikle parçalıyor 

 

Gezi’den sonraki 1 yılı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Nuray: Ülkeyi yöneten iktidar, ülkeyi daha fazla bölmeye ve ayrıştırmaya çalışıyor. Her geçen gün ayrım artıyor. 3-5 ay öncesiyle şimdiyi karşılaştırdığımda, insanlar sosyal medyada bu kadar küfredip hakaret etmiyordu. Penguen kanallarıyla gerçekleri yayınlayan kanallar arasında bu kadar ciddi bir uçurum yoktu. Sadece Gezi diyemeyiz buna. 17 Aralık gibi ciddi bir süreç de var… Gezi olmasa belki 17 Aralık olmayacaktı. Durum daha da kötüleşecek. Halk acizleşecek. Ki ayağa kalkıp hepsi tek bir dilden, ‘bu düzen değişecek kardeşim’ diyebilsin. Bir gün halkın Nazım Hikmet’in şiirindeki gibi, ellerini toprağa basıp, kafalarını kaldırıp, ayağa kalkacaklarına inanıyorum. Ama bugün mü, zannetmiyorum. Bugün hala bölüşme çok fazla. Hala ideolojik tartışmalar yapılıyor. Artık bir olma zamanı. Ama biraz daha kendilerini eğitmeye ve bilinçlendirmeye ihtiyaçları var. Aslında başbakanın istemeden yaptığı en büyük şey, bir direniş nasıl gerçekleşir, bir toplum iktidara ve diktatoryaya karşı nasıl direnir, strateji nasıl çizilir, herkes bunu öğrendi. Gezi’nin öğrettiği en önemli şey bu. 

Özgür: Gezi’de olan herkes Başbakan’a bir tokat attı. Hala sindiremiyor. Sindiremediği için de öfkesi sürekli artıyor. Gezi olayları hükümet tarafında bir kaygıya sebep verdi. Bu halk ayaklanabiliyormuş, bir şeyin karşısına çıkabiliyormuş. Yarın bir daha ayıklanırsa biz mahvoluruz kaygısı… Tam bu nokta başbakanın ayrışmayı daha çok istemesine sebep oldu. Bir savunma mekanizması yarattı: Yüzde 40’ı kendi safıma çekeyim. İyi bir güçtür bu. Çünkü diğer taraf asla yüzde 40 olarak birleşemez. Bu gücü en azından elimde tutayım. Diğer toplumdan da soyutlayayım. Böyle düşünerek çok saldırgan, ayrıştırıcı politikalar izliyor bilinçli bir şekilde. Gezi’den korktuğu için yapıyor. O kitle bir daha dışarı çıkarsa onu alaşağı edeceğini biliyor. Şu andaki sertliğinin de tek dayanağı Gezi. En ufak şeye tokadı basıyor. 

Maalesef muhalefetin de politikaları Gezi üzerine kurulu. Muhalefet şöyle düşünüyor: Gezi’dekiler biz ha desek dışarı çıkarlar. Böyle bir şey yok. O kafadan çok çabuk sıyrılmış, gerçekten muhalif politikalar izleselerdi, kendi iradelerini kursalardı, biz yanlarında olurduk. Ama şimdi bizim sırtımızdan geçiniyorlar, uzak duralım diye düşünüyoruz. İki siyasi çizgiyi de Gezi belirledi ama. Bence Türkiye’nin gelecek 100 yılını da belirledi.