Müzakere Timi amiri: Adam intihardan vazgeçmek üzere, diyor ki "Arkadaşlarım laf eder, bir tane omzuma sıkayım"

"Müge Anlı ile Tatlı Sert' gibi programlar, saldırganı da bilgilendiriyor"

- A +

Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı Rehine Kurtarma ve Müzakere Timi’nin amiri Deniz Acar, "insanları ölümün ya da suçun eşiğinden aldıklarını" söyledi. 1 yılda 179 olayı çözdüklerini ifade eden Acar, İstanbul'da bulunan 3 köprüde 10 tane elemanlarının bulunduğunu aktardı.

"Müge Anlı ile Tatlı Sert" gibi programların saldırganları da bilgilendirdiğini belirten Acar, sözlerinin devamında "Nerelere baktığımızı, kimlerle konuştuğumuzu biliyorlar" ifadesini kullandı.

Acar, "Bir vakanızı anlatabilir misiniz?" sorusunu da şöyle yanıtladı:

"Adam 62 yaşında, zamanında çok zengin olmuş ama sonra iflas etmiş. 100 lira borcu ödeyemiyor. Kızı bir gün 'Utanmıyor musun alacaklılara evi aratmaya?' deyince gururu kırılmış, intihar etmeye karar veriyor. Bizi aradılar, Beşiktaş’taki müzakerecimizi göndermiştim ama işin içinde silah olduğundan ben de gittim. Herkesi uzaklaştırdım, çelik yeleği giyip gittim. Mezarlıktayız, adamın stres seviyesi çok yüksek. Dinledim onu, kızından girdim konuya, uzunca sohbet ettim. Düşünmeye başladı, geri adım atacak ama atamıyor. En sonunda iyice yumuşadı, dedi ki: 'Ben çok gururlu bir insanım. Arkadaşlarım diyecek ki ‘O kadar olay çıkardın, sıkmadan indin.’ O yüzden bir tane omzuma sıkayım polis bey...' Zor ikna ettim silahı bırakmaya."

Acar'ın, Habertürk'ten Ece Ulusum'un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

- Ben ‘Arabulucu” dedim ama kapınızda “Müzakereci” yazıyor. Hangisi doğru?

“Arabuluculuk” ismi bizim için pek doğru değil. Arabuluculukla müzakerecilik aslında farklı kavramlar. Orada 2 kişinin arasını bulmak gibi düşünün. Biz insanların hayatına dokunuyoruz. Büyük sıkıntılarını çözemeyen, intihara kalkışan kişiler ya da rehine krizlerindeki şahıslarla bire bir iletişim kuruyor, uzlaşmaya çalışıyoruz. Bizim işimiz ne arabuluculuk ne de psikologluk. “Müzakere” daha doğru olur.

- Bu timde, sizin ekibinizde yer almak isteyen biri ne yapmalı?

Öncelikle müzakere eğitimden geçmesi gerekiyor. Bu eğitimin içinde psikolojinin yanı sıra beden dili iletişimi, öfke kontrolü eğitimi de var. Aslında bunun her polise verilmesi gerek. Başladık da... Eğitimi alan memurlar da memnun. Müzakere sertifikası şart. İş sertifikayı almakla da bitmiyor, seminerler ve emniyetin psikoloğuyla değerlendirme görüşmeleri yapılıyor. Önceki olayları yeniden inceleyip “Şöyle yapsaydık nasıl olurdu?” diye düşünüyoruz.

- Olayı ilk nereden araştırmaya başlıyorsunuz?

Kişinin ismini bulduysak ekibimiz hemen bir biyografi çıkarıyor. Sorunun nerelerde olabileceğine dair notlar alınıyor. Bu bilgiler elimde oluyor olay yerine vardığımda. Ben müzakere yaparken ekip arkadaşlarım araştırma, doğru kişilere ulaşma çalışmalarına devam ediyor.

- Olaya ilk siz mi gidiyorsunuz? Bir rütbe var mı bu işte?

Müzakere olayında rütbe yok, olamaz. Mesela bir olayda polis memuru “Ben komiser yardımcısıyım” derse, karşısındaki “Komiser gelsin” diyecek. Konu valiyi istemeye kadar gidiyor. Stres seviyesini kırmızıdayken sarıya, oradan da yeşile indirip o kişiyi ölümün ya da suçun eşiğinden alıyoruz.

- Kaç kişilik bir ekibiniz var?

Benim 10 kişilik eğitimli, özel bir ekibim var. Şu anda da bir kaçırılma olayı için çalışıyorlar, 5 gündür evlerine gitmediler. 5 saatlik istirahatle devam ediyorlar. Ben 50 saatten fazla uykusuzluktan sonra daha yeni birkaç saat kestirip tekrar buraya geldim. Arada koltukta yatıyoruz. Bir iş aldığımızda sonuçlandırmadan eve gidemeyiz. Nasıl eve dönelim, söz konusu bir hayat.

- Dışarıdan heyecanlı bir iş gibi görünüyor ama yorucu...

İnsan eksikliği, zaman darlığı bu meslekte de var. Sonuçta insan gücü ve zekâsı gerektiren bir iş. Amerika ya da İngiltere gibi yoğun teknolojilerle çalışmıyoruz. Tamamen sokakta mücadelemizi veriyoruz. Hakikaten zor ama birini kurtarmanın verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmezsiniz. Rehinenin ailesine kavuşup sarılmasını görmek büyük mutluluk. Çok duygusal. Bazen küçük çocukları kurtarıyoruz, bize sürekli babalarını soruyorlar. O çocukların annesine, babasına kavuştukları anı görmek işimizi anlamlandırıyor.

- Çok fazla adam kaçırma, rehin alma olayı yaşanıyor mu?

Şu an haftada en aşağı 2 adam kaçırma olayına bakıyoruz. İlginçtir, yabancı uyruklu insanlar birbirini kaçırıyor. Suriyeliler, İranlılar, Iraklılar, Afganlar... Kaçırdıkları kişilerin ailelerinden fidye istiyorlar. Bu vakalar çok, ondan yoğunuz. Hatta şu anda elimizdeki de öyle bir olay. Bir Suriyeli şahıs kaçırılmış, inceliyoruz. Saha çalışmalarından birçok detayın incelenmesine kadar... Ardından da sokaktaki ekipler koşturuyor.

- Sadece İstanbul vakalarına mı bakıyorsunuz?

İstanbul’da başlayıp başka bir ilde ya da ülkede devam ediyorsa ve büyük bir olaysa takibe devam ediyoruz. Ülke dışına adam kaçırma olayları olduğunda o ülkenin kurumlarıyla da müzakere yapıyoruz. Tam tersi yurtdışından biri buraya kaçırıldığında da öyle... 2013 sonlarında Rusya’dan kaçırılan bir işadamı vardı, müzakereler yapıldı. Gerçi sonra kendi ailesini dolandırmak için kaçırılma süsü verdiğini anladık. Bunu da çok yaşıyoruz yahu! Daha geçenlerde bir adam, kızına aynı şeyi yaptı. Evden yollamış fotoğrafı! Gittik, babası evde. (Gülüyor.)

- Bir merkezdesiniz, bir sokakta. Bir gününüz nasıl geçiyor?

Çok yoğun. Açıkçası bize 24 saat yetmiyor. Biz müzakerenin dışında, basına çok fazla yansımayan kaçırılma olaylarıyla da ilgileniyoruz. Fidye olaylarını da inceliyoruz. Bizi en çok yoran, daha doğrusu vaktimizi alan onlar oluyor. İlçelerdeki arkadaşlarımız intihar konularıyla ilgilenirken, biz de bu olaylara odaklanıyoruz.

- Dünyada konuşulan bir vakada görev alsaydınız, hangisinde yer almak isterdiniz?

Hiç düşünmemiştim. Popüler olanların içinde olmak bir yana, hangi vakaya girsek bizim için önemli oluyor. Her hayat kıymetli, ne kadar popüler olduğu önemli değil. Bazen çok ünlü bir insanı kurtarıyoruz, bazen de garibanı... Herkes eşittir. Kendi ailemizden biriymiş gibi davranıyoruz.

- Bu kadar adrenalin dolu bir iş yaptıktan sonra, emekli olduğunuzda ne yapacaksınız?

Aynı şeyi ben de düşünüyorum. Büyük sıkıntı. İzne ayrılıyorum, 3’üncü günde sıkılıyorum. Umarım o zaman da emniyetin dışında, Avrupa’da olduğu gibi bir danışmanlık şirketi kurarım. Müzakere işinde aile danışmanlığı da var. Adrenaline emekli olduğumda da umarım devam ederim. İşimi, hayat kurtarmayı seviyorum.

- Ailenize çok vakit ayıramıyorsunuz anladığım kadarıyla.

Çok fazla zaman ayıramıyoruz. Polislik böyle... Ailem de bu işten memnun, hayat kurtardığım için benim arkamda. Ailemiz bize destek vermese bu işi yapamayız.

- Televizyon programları hakkında ne düşünüyorsunuz? Dedektifliğe soyunanlar...

Bazen faydalı, bazen de çok zararlı. Televizyon kitlesel bir araç, herkese anında ulaşıyor. İhbarlar alıyor, insanların dikkatini çekiyor. Ama yalan ihbarlar gelmesi durumunda başka insanlar çok zarar görebiliyor. Hukuksal ve polislik alanında sıkıntılara da yol açıyor. Dahası bu tür bilgiler saldırganı, kaçağı da bilgilendiriyor. Nerelere baktığımızı, kimlerle konuştuğumuzu biliyorlar...

- “Dizilerdeki gibi olmuyor” diyorsunuz. Orada uzman, tim yok, başrol olayı çözüyor. İnsanlar sizin biriminizi belki de bundan bilmiyor...

Onlar çok yanlış. Eskiden böyle bir birim yoktu, hani mahallenin büyüğü falan işe el atarmış. Ama şimdi öyle değil, birim var, bilinçlenmeli insanlar. Geriye dönüp baktığımızda bu yüzden birçok kişi ölmüş.

- Hem rehine hem de intihar olaylarına bakıyorsunuz. Nasıl yürüyor işler?

Rehine krizlerinde işler biraz farklı işliyor elbette. Çünkü bu tür krizleri ortaya çıkaran kişilerin talepleri çok farklı oluyor. İntihar istekleri daha basittir, çözümü rehineye oranla daha kolaydır. İşin içinde silah ve mağdurlar olduğunda daha zor.

- Her intihar vakasına siz mi gidiyorsunuz? Hepsine nasıl yetişiyorsunuz ki?

Biz intihar etmeye kalkışan kişileri üçe ayırıyoruz. Direkt intihar edenler ki bunda bizim elimizden bir şey gelmiyor. Para, menfaat yani kazanç sağlamak için intihar teşebbüsünde bulunanlar... Bunları hızla engellemek için aramızda bir ekip oluşturmuştuk, bir isim de takmıştık; İntihar A.Ş. diye... “Kömür param bitti” diye biri intihar teşebbüsünde bulunuyor, halk kendi arasında para toplayıp o kişiye veriyor. İyice sömürü halini aldı... Bu ekiple çalışmalara başladık, bu tür para yardımlarının kesilmesini sağladık. Artık sayıca epey azaldı bu yönteme başvuran. Bizim işimizin kendini gösterdiği alansa üçüncü türde, sessiz çığlıklarda boğulanlar.

- Sessiz çığlık nedir?

Bizim insanımız psikolog ya da psikiyatra danışmayıp yakın arkadaşına derdini açıyor. Kimi zaman da kimseye açılamayıp patlama noktasına geliyor. Buna da sessiz çığlık deniyor. Sessiz çığlıklarıyla da intihar eşiğine geliyor. Olay yerine psikolog gelince bile kişinin stres seviyesi patlıyor, “Ben deli miyim? Benim psikologla ne işim var?” diye bağırıyor ve olayı bozuyor. Bu yüzden bir psikoloğun bu işi yapması mümkün değil. Ancak kurtarma işleminden sonra rahatlatma evresinde yer alabilir.

- Köprüde eskisi gibi intihar vakası olmuyor gibi.

Aslında oluyor ama anlık oluyor. 3 köprüde de yetiştirdiğimiz 10’a yakın müzakerecilerimiz var. Bir girişim olduğunda hemen çözüyorlar. Çok nadir iş uzarsa ben gidiyorum.

- Uzun süren bir vakanızı anlatır mısınız?

Hiç unutmam, köprüde 9.5 saat konuştuğumuz bir delikanlı vardı. Bir Anadolu çocuğu. Hiç sevgilisi olmamış. Bir karı-kocanın lokantasında çalışıyor. Kadın da çok cana yakın, çocuk platonik âşık olmuş. Kadın uzaklaşınca da köprüye çıkıp bağırıyor, “Sevgilim buraya gelecek” diye. Sigarayı bırakmıştım, onunla beraber yeniden başladım. Saatlerce sürdü. Kadına ulaştık ama katiyen getirtmedik. Çünkü oraya çıkan kişi çağırdığı kişiyi ruhsal olarak cezalandırmak, ölümümü gösterip vicdan azabı çektirmek istiyor. Ondan dolayı yakın bir karakola getirtiyoruz. Kadınla anlaştık, çocuğu kurtarmak için telefonda samimi konuşmasını istedik. Konuştu, 1 dakika sonra da indi. İşlemleri yaptıktan sonra çocukla oturup bir 3 saat daha konuştuk. Gencin artık bir kız arkadaşı da var, hâlâ konuşuyoruz.

- Profesyonel bir iş yapıyorsunuz ancak biraz her derde deva yanınız da var sanki. Sizin de öyle düşündüğünüz oluyor mu?

Bazen... Üzülüyoruz da kimi zaman. Adam 62 yaşında, zamanında çok zengin olmuş ama sonra iflas etmiş. 100 lira borcu ödeyemiyor. Kızı bir gün “Utanmıyor musun alacaklılara evi aratmaya?” deyince gururu kırılmış, intihar etmeye karar veriyor. Bizi aradılar, Beşiktaş’taki müzakerecimizi göndermiştim ama işin içinde silah olduğundan ben de gittim. Herkesi uzaklaştırdım, çelik yeleği giyip gittim. Mezarlıktayız, adamın stres seviyesi çok yüksek. Dinledim onu, kızından girdim konuya, uzunca sohbet ettim. Düşünmeye başladı, geri adım atacak ama atamıyor. En sonunda iyice yumuşadı, dedi ki: “Ben çok gururlu bir insanım. Arkadaşlarım diyecek ki ‘O kadar olay çıkardın, sıkmadan indin.’ O yüzden bir tane omzuma sıkayım polis bey...” Zor ikna ettim silahı bırakmaya.

- Kendinizi nasıl iyileştiriyorsunuz?

Müzakere yaparken geriliyoruz ama sonuç olumlu bittiğinde tüm sıkıntım siliniyor. O hayat çok önemli bizim için...

- İstanbul’da müzakereci olmak zor mu?

Geçen yıl Büyükçekmece’de bir kadını rehin almışlardı. Gasp için eve girmiş şahıs. Üsküdar’daydım, 17 dakikada gittim. Biz insanlarla olduğu kadar zaman ve İstanbul trafiğiyle de boğuşuyoruz. 5 saniyenin bile önemi var. Olaya yetişme sürecinde başımıza bir sürü şey geliyor. Arabasına çakar taktırmış, polis gibi geziyor, emniyet şeridinde önümüze çıkıyor. Bazı sürücüler de yol vermiyor. Araçlarımız sivil, kapılarına kocaman “Rehine Müzakere Timi” yazamayız.


Okuyucu Yorumları