Dünya

"Mülteciler 'Yunan adasına gidiyorsunuz' yalanıyla Türkiye'ye iade edilmiş"

"Geri gönderim merkezlerinde televizyon, gazete, kitap, kağıt, kalem, telefon, internet yok"

04 Mayıs 2016 21:48

AB ile varılan geri kabul anlaşmasından sonra Yunanistan'ın Türkiye'ye iade ettiği mültecilerin tutulduğu Kırklareli Pehlivanköy Geri Gönderme Merkezi'nde inceleme yapan Avukat Ayşegül Karpuz, bu mültecilerin Türkiye'ye gönderilirken başka bir Yunan adasına götürüldüğü yalanıyla gemilere bindirildiğini öne sürdü. Avukat Karpuz, mültecilerle görüşmek için bulunduğu resmi talebin Yunanistan’dan dosyaların gönderilmediği gerekçesiyle reddedildiğini bildirdi. Sadece 2 mülteci ile görüşebildiğini söyleyen Karpuz, mültecilerin yemeklerden sonra 15'er dakika havalandırmaya çıkarıldığını, hapishane koşullarının oluştuğunu iddia etti. Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, “AB-Türkiye anlaşması resmi insan kaçakçılığıdır. İnsan haklarına aykırıdır. AB bu anlaşma ile mülteci yaşamları için mücadele etmekten vazgeçirmeye, onları felç etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, Türkiye ve AB arasında imzalanan geri kabul anlaşmasının ilk uygulaması sonucu Kırklareli Pehlivanköy geri gönderme merkezine giden Avukat Ayşegül Karpuz gözlemlerini Halkların Köprüsü Derneğinde düzenlediği basın toplantısında paylaştı. Aynı zamanda dernek gönüllüsü olan Avukat Ayşegül Karpuz, AB ve Türkiye arasındaki anlaşmadan sonra Yunanistan'dan gönderilen mültecilerin Kırklareli Pehlivanköy'de bulunan geri gönderme merkezine götürüldüğünü hatırlattı.

 

“1 aydır bekliyorlar, hiçbir işlem yapılmadı”

 

Karpuz, "Yunanistan'dan geri gönderildikten bu yana yaklaşık 1 aydır haklarında herhangi bir işlem yapılmadan burada tutulan mültecilerin yakınları derneğimize ulaşarak yardım talebinde bulundu. Halkların Köprüsü Derneği gönüllüsü bir avukat olarak ben Pehlivanköy'e giderek mültecilerle görüştüm. Kuruma resmi olarak 5 mülteci ile görüşme talebinde bulundum. Ancak kurumdan aldığım cevap diğer mültecilerin dosyalarının Yunanistan'dan gönderilmediği bir karışıklık olduğu bu nedenle görüşemeyeceğim şeklindeydi. İki mülteciyle görüşebildim. Elbette ki bunun da hukuki bir karşılığı bulunmamaktadır" dedi.

 

“Uluslararası koruma hakları hatırlatılmamıştır”

 

Karpuz söz konusu mültecilerin hukuki olarak 'İdari gözetim altında tutulan yabancı' statüsünde olduğunu belirterek şöyle devam etti:

"Şu an yürürlükte bulunan yasalara göre her daim hukuki yardımdan faydalanma ve her zaman avukatlarıyla görüşme hakkına sahipler. Görüşme yaptığım mültecilerden ilki ülkesindeki savaş koşullarının yarattığı ölüm tehdidi nedeniyle, yarısını geride bıraktığı ailesiyle yollara düşen, okumak ve de yaşamak için her şeyi göze alan genç bir kadın, diğer mülteci ise babası savaşta öldürülmüş, annesinin yanına gitmek için yollara düşmüş 17 yaşında bir erkek çocuktu. Türkiye'ye geri gönderilecekleri bilgisi kendilerine iletilmemiştir. Yunanistan'ın başka bir adasına götürüldükleri yalanı söylenmiştir. Herhangi bir hukuki yardımdan faydalanmadıkları gibi bir göç uzmanı ile mülakat da yapmamışlardır. Uluslararası koruma hakları hatırlatılmamıştır. Bu insanların mülteci olup olmadıkları kararının verilebilmesi için bir göç uzmanıyla 1 saat 45 dakika görüşülmesi gerekmektedir. 16 saat küçük odalarda tutulmuşlar daha sonra dilini anlamadıkları belgeler imzalatılmıştır. Otobüslere ve gemilere bindirilirken yalnız olan erkek mültecilere zor kullanılmıştır. Aile olan mülteciler birbirlerine kelepçelenerek gemilere bindirilmiştir. Bu işlemleri AB'nin sahil güvenlik elemanları yapmıştır. Özetle bu anlaşma uygulamaya geçildiği bu ilk örneğiyle hukuka aykırı olarak AB tarafından uygulanmaktadır. İkinci dikkat çekeceğimiz durum da uzun zamandır gündemde olan geri gönderim merkezlerinin herkese kapalı, zor ulaşılabilir şekilde konuşlandırıldığıdır. Pehlivanköy GGM adeta bir hapishane formatında kurgulanmıştır."

 

“Geri gönderim merkezlerinde televizyon, gazete, kitap, kağıt, kalem, telefon, internet yok”

 

Karpuz, geri gönderim merkezlerinde televizyon, gazete, kitap, kağıt, kalem, telefon, internet bulunmadığını belirterek, "Sabah kahvaltıdan sonra 15 dakika öğle yemeğinden sonra 15 dakika ve akşam yemeğinden sonra 15 dakika olmak üzere günde 45 dakika havalandırmaya çıkmaktadırlar. Kapıların üzerlerine kilitlendiği bilgisine ulaşılmıştır. Görüşme yapılan mülteciler bu hapishane koşullarına daha fazla katlanamayacaklarını iletmişlerdir. Bu durum göstermektedir ki Türkiye'de de mültecilere yepyeni lüks geri gönderme merkezlerinde hapishane koşulları dayatılarak ülkelerine gönüllü olarak geri dönüş zorlaması yapılmaktadır" dedi.

 

“AB - Türkiye anlaşması resmi insan kaçakçılığıdır”

 

Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi ise asıl sorunun göç değil savaş olduğunu belirterek, "Göçleri bir trajediye dönüştüren savaştır. Ortadoğu'da, Afrika'da, Asya'da süren ve son olarak Suriye'de büyüyen savaş yüzünden yerinden edilmiş insan sayısı yıl bu yıl 60 milyona ulaştı. Dünya genelinde her 122 insandan biri zorla yerinden edilmiştir. AB Türkiye anlaşması resmi insan kaçakçılığıdır. İnsan haklarına aykırıdır. AB bu anlaşma ile mülteci yaşamları için mücadele etmekten vazgeçirmeye, onları felç etmeye çalışıyor. Bu anlaşma tarihe bir utanç anlaşması olarak geçecektir. Geri gönderme anlaşmasının asıl amacı mültecilerin Avrupa'ya dair, yani insan haklarına dair morallerini yıkmaktır. Aralarında BM Mülteci Yüksek Komiserliği olmak üzere, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslarası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Fransa Mülteci ve Vatansız Ajansı Uluslarası Kurtarma Komitesi, Sınır Tanımayan Doktorlar ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks bu anlaşmanın insan haklarına hukuka aykırı olduğunu belirtiler" dedi.