Gündem

Milliyet'teki işine son verilen Burcu Karakaş: Gazetelerin yazı işleri mutfakları homofobik

"Şu anda Milliyet’in yazı işleri masasında birinci sayfayı yapanların hepsi erkek"

02 Ekim 2015 21:48

Milliyet gazetesindeki işine geçtiğimiz günlerde ekonomik nedenler ileri sürülerek son verilen gazeteci Burcu Karakaş, gazetelerin yazı işleri mutfaklarının homofobik olduğunu söyleyerek, “Kendilerini öyle göstermemeye çalışsalar da aynı zamanda kadın düşmanlığı da besliyorlar” dedi.

Bugün eşcinsel bir gazetecinin açık kimliğiyle çok satan gazetelerin birinde “görünmez bir eşcinsel” olduğu sürece iş bulabileceğini söyleyen Karakaş, trans bir gazetecinin çalışabilme ihtimalinin neredeyse hiç olmadığını ifade etti. Karakaş “Aslına bakarsan kadınlar için de aynı durum. Şu anda Milliyet’in yazı işleri masasında birinci sayfayı yapanların hepsi erkek” dedi.

En sinirlendiği anlardan birisinin Van’da intihar eden eşcinsel bir gencin haberinin gazete sistemine “totoş” diye kaydedilmesi olduğunu söyleyen Burcu Karakaş, kaosgl.org’a konuştu. Röportajın tamamı şöyle:

Milliyet’te işine son verilmesi sürecini anlatır mısın? Nasıl haber verildi? Yaptığın haberlerle ilgili olduğunu düşünüyor musun?

Son bir yıldır gazetede işten çıkarmalar yaşanacağı konuşuluyordu zaten. Geçen yıl Ekim ayında büyük bir işten çıkarma bekliyorduk. Sonrasında bazı arkadaşlarımız isteyerek ayrıldı, bazıları ise gönderildi. Gazetelerde işten çıkarma dalgaları başladığında bilinir ki 3 ay sonra olmazsa bile 6 ay sonra sıra size gelebilir. Finansal sebeplerden dolayı gazetenin küçülmeye gideceği söylendi. Son furyada benim ismimin de olduğu konuşuluyordu.

Bize gazete tarafından detaylı bir açıklama yapılmadı. Ekonomik sebepler gerekçe gösterildi. Ben de yaptığım haberlerle alakası olduğunu düşünmüyorum. Genel kanının aksine Milliyet’ten gönderilenlerin salt siyasi sebeplerden atıldığı fikrinde değilim. Ama tabii ki bu da bir ayağı.

Siyasi denildiğinde insanların aklına üst düzey siyasi yetkililerin gazeteyi araması geliyor ama böyle durumlar her zaman yaşanmıyor. Yukarıdan bir emir gelmese de gazete yönetimleri bu tarz kararlar alabiliyor. O yüzden benim sosyal medya aktivitemin işten çıkarılma kararında etkisi olabileceğini düşünüyorum.

 

“Savaş bülteni gazetede LGBTİ haberi neden olsun?”

 

Ekonomik sebeple de olsa bazı isimlerin işine son verilirken diğerleri kalıyor. Bu noktada senin ana akım haberciliğin dili ve tarzı dışında hak temelli bir kadın ve LGBTİ haberciliği yapman da etkili olabilir mi? Ne dersin?

Milliyet’e başladığım zamandan bugüne, gazeteye giren hak ihlali haberlerinde düşüş var. Arşivler ortada, açıp herhangi birisi de bakabilir. 2010 yılında bir işkence haberi gazetede daha geniş yer alıyorken artık küçük kutucuğa dönüştü. Yine de kadın haberleri konusunda Milliyet her zaman iyiydi. LGBTİ haberlerinde de o kadar sıkıntı yaşandığını söyleyemem. Onur Yürüyüşü’ne yönelik saldırı da gazetede kutucuk değildi. Ama bu durum, yazı işleri masalarında oturan kişilerin bu haberler konusunda duyarlı oldukları ya da bu konular açıldığında bel altı espriler yapmadıkları anlamına gelmiyor. Daha genel bakarsak; içinde bulunduğumuz dönemde kimin neden LGBTİ haberine ihtiyacı olsun ki? Milliyet ve diğer gazeteler savaş bülteni gibi çıkıyor. Savaş bülteni şeklinde çıkan bir gazetenin kadın, LGBTİ ve insan hakları haberlerine niye ihtiyacı olsun?

Bu savaş bülteni olma haline birden mi geçildi? Hakikaten işler bir düğmeye basıldığında bu kadar hızlı değişiyor mu?

Bu durum medyanın omurgasız olduğunu gösteriyor. Geçelim barış gazeteciliğini bizim memlekette basın etiği yok. Sermaye sahibi patronların iktidarla ilişkileri var ve iktidarın işine ne gelirse o yönde bir yayın politikası izleniyor. Eskiden askerin emrinde olanlar şimdi de siyasi iktidarın sözünden çıkmıyor. Çözüm sürecinde iktidarın çizgisi doğrultusunda “Kürt kardeşlerimiz” söylemini benimseyerek Ahmet Türk’le tam sayfa röportajlar yap; savaş yeniden baş gösterdiğinde ise Kürt siyasi hareketinin aktörlerini hedef göster. Bu, hangi medya etiğine sığıyor?

 

“Ana akımın LGBTİ haberciliği refleksi yok”

 

Savaş koşulları bir yana, ana akım habercilikte LGBTİ hakları nasıl yer alıyor? Görünen, yazılan, çizilen bir yana mutfak ne durumda?

Yazı işleri mutfakları hakikaten homofobik. Kendilerini öyle göstermemeye çalışsalar da aynı zamanda kadın düşmanlığı da besliyorlar. Belki klişe olacak ama Gezi’den sonra LGBTİ’lere ilişkin haberlerin nitelik ve niceliğinde artış oldu. Yeterli mi? Tabii ki değil.

Öte yandan ana akımda artık uzmanlaşma, bir alanda derinleşme imkanı kalmadı. Örnek vermek gerekirse, Milliyet’in istihbarat servisi bundan 10 sene önce 35 kişiymiş. Ben ve Esra Alus da atıldıktan sonra ise stajyerleri saymazsak 4 kişi kaldılar. Kadın, insan hakları ve LGBTİ haberleri muhabirin alanda ter dökme isteği varsa ortaya çıkacak haberler. Gazeteci adayları artık ilgi duysa bile imkan bulamıyor. Ana akımın mutfağından, “Onur Haftası’na polis saldırmış. Gidelim de saldırıya uğrayanlarla konuşalım” talebi gelmez. Ancak bir muhabirin kendi inisiyatifiyle konuşması, haberi hazırlaması ile mümkün olabilir. LGBTİ haberleri konusunda henüz bir refleks söz konusu değil.

Yaygın, ana akım medyanın LGBTİ alanında kurumsal olarak haber takibi yapmadığını söyleyebiliriz öyleyse?

Ana akım medyanın böyle bir derdi de, farkındalığı da yok. Son yıllarda çıkan haberler de LGBTİ hareketinin kazanımı.

 

“Görünmezsen ana akımda çalışabilirsin”

 

Çıkan haberler dışında, mutfakta durum nedir? Bugün eşcinsel bir gazeteci açık kimliğiyle çok satan gazetelerin birinde çalışabilir mi?

Nasıl bir eşcinsel olduğuna bağlı…

Nasıl bir eşcinsel olması lazım?

Görünmez bir eşcinsel olması lazım. Kendinden ödün vermen, onların deyimiyle ‘göze batmaman’, eşcinsel kimliğini saklaman ya da olabildiğince gizlemen gerek. Trans bir gazetecinin çalışabilme ihtimali neredeyse hiç yok. Aslına bakarsan kadınlar için de aynı durum. Şu anda Milliyet’in yazı işleri masasında birinci sayfayı yapanların hepsi erkek.

Böyle hissetmene yol açan somut bir şeyler yaşadın mı?

Van’da intihar eden eşcinsel genç Neçirvan’la ilgili bir haber hazırlamıştım. Arkadaşlarını, Van’daki STK’ları aradım ve haberi ilettim. Gazetenin bir sistemi var, muhabir olarak o sistemde haberin sayfada nasıl kullanıldığını görebiliyorsunuz. Haberi kullanacak olan editör, ‘totoş’ etiketini kullanmıştı. Sistemde her habere bir kod verilir. Sayfa numarası ve anahtar kelime eklenir. Gazetede herkesin görebildiği bir etiket oluşur. Neçirvan haberinin etiketi de “16totoş” olarak yazılmıştı. “16gey”, “16intihar” değil, totoş! Neçirvan’ın kaybına üzülürken bunu görünce çok öfkelendim. Homofobik baskıdan dolayı intihar etmiş bir gencin haberini, gazetede herkesin gördüğü sistemde totoş diye kaydediyorsun. O etiketi biri görse de kimsenin tepki vermeyeceğini düşünüyordu muhtemelen. Belki de haberi girerken dahi gülüyordu.

Konuyla ilgili şikayette bulundum. Üstüm olan bir yetkiliyle konuşmamın ardından silindi etiket. Bu durum dışarıdan bakıldığında küçük bir ayrıntı gibi gelebilir ama bir intihar haberini dalga konusu yapmakta herhangi bir beis görmeyen bir zihniyet var. Onur Yürüyüşü’ne bakıp homofobik tepkiler vermekten daha ötesi. Ortada bir ölüm haberi var. Senin gibi düşünen insanlar yüzünden intihar eden bir insan var ve sen bu durumla dalga geçebiliyorsun!