Gündem

Mehmet Altan'ın avukatlarından AKP'li Mustafa Şentop'a: AYM kararını okumamış, kariyeriyle çelişiyor

"Müvekkilimiz Anayasa'nın 153. maddesine rağmen zorla tutuluyor"

16 Ocak 2018 17:40

Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından, tutuklu gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verilen hak ihlali kararıyla ilgili açıklama yapan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve Anayasa Profesörü Mustafa Şentop'a Altan'ın avukatlarından cevap geldi. Avukat Ergin Cinmen ve Avukat Figen Albuga Çalıkuşu tarafından yapılan açıklamada, "TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve Anayasa Profesörü Mustafa Şentop 15 Ocak 2018 günü bir gazetede, müvekkilimiz Prof Dr. Mehmet Altan ile ilgili Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararla, kararı bir kaç sayfa bile okumadan dolayısıyla gerçeğe ve bilgiye dayanmadan, kendi konum ve kariyeri ile fazlasıyla çelişen bir açıklama yapmıştır" dedi. 

‘’Müvekkilimiz Anayasa’nın 153. maddesine rağmen zorla tutuluyor” diyen Altan'ın avukatları tarafından yapılan açıklama şöyle:

Anayasa Profesörü ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop, Anayasa Mahkemesinin 2016/23672 başvuru nolu, 11.01.2018 tarihli 51 sayfalık kararının sadece ilk üç sayfasına göz atmış olsaydı söylediklerinin hiçbir gerçekliğinin, anlamının olmadığını görecekti. En azından bunu şimdi bizim açılamamızdan sonra yapar,  söylediklerini tashih ederse seviniriz.

Müvekkilimiz Prof. Dr. Mehmet Altan’ın yargılandığı dava son aşamaya gelmiştir.

Son celseden bir önceki celse atanan yeni savcı 12 Aralık 2017 tarihinde esas hakkında mütaalasını açıklamıştır. Ve “cebir şiddet kullanarak” anayasal düzeni değiştirmek ve “din devleti” kurmak suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet istemiştir.

Ortada son aşamaya gelmiş bir dava ve dava dosyası vardır. Ceza Mahkemesi 12 Şubat 2018’da başlayacak duruşmada karar açıklayacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının 3. sayfasının 9. paragrafında da vurgulandığı gibi inceleme “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) sayesinde bütün bilgi ve belgeye haiz olarak dosyanın en son hâli üzerinden yapılmıştır.

Bu gerçeğe karşın Anayasa Profesörü ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop gerçek durumla hiç bağdaşmayan aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:

“Bu başvurunun yapılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş. Başvurunun yapıldığı sırada sadece tutuklama kararı ve iddianame var. Ancak bir yılda bu davanın üzerinden çok şey geçti. Mahkeme bir çok defa tutukluluk hâllerini gözden geçirdi. Anayasa Mahkemesi’nin elindeki deliller bir yıl öncesine dayanıyor. AYM’nin bu kadar zaman sonra bu detayları da göz önünde bulundurması gerekirdi.”

Hem hukukçu hem de anayasa profesörü birisinin her ne kadar siyasetçi olsa da bu kadar rahatlıkla, insan yaşamlarını ve özgürlüklerini ilgilendiren konularda gerçeklerden böylesine uzak fikir beyan etmesi Türkiye’de hukukun ne durumda olduğunu, müvekkilimizin de hangi şartlarla  Anayasa Mahkemesi kararı ve TC  Anayasası’nın 153. maddesine rağmen zorla tutulduğunu ortaya koyuyor.

Bilindiği üzere Anayasa’nın 153. maddesi Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı için bağlayıcı olduğuna hükmeder. Biz Prof. Mustafa Şentop’un buna uygun yorum yapmasını beklerdik.

Bir anayasa profesörü milletvekili okumadan, bilmeden ve Anayasa’nın emredici kurallarını yok sayarak, siyasi saiklerle algısal yaklaşımlarda ise biz avukatların  hukuk adına söyleyeceği sözler de çok azalmış demektir.

Biz kararın hepsini okuması hâlinde, Sayın Şentop’un hukuk vicdanını ve adalet duygusunu yeniden anımsayacağına eminiz.

Diğer siyasi yorumların da maalesef tek parmak farkı yok.

Örneğin bir başka hukukçu siyasetçi de Anayasa Mahkemesi kararının “beraat” kararı vermek olarak saptırabilmektedir.

Hâlbuki, Anayasa Mahkemesi müvekkilimizin göz altına alınmasını, 16 aydır hürriyetinden yoksun bırakılmasını gerekçelerini kararında göstererek hak ihlali olarak görmüş ve karara bağlamıştır.

Olmaması gereken bir süreçin mahcubiyeti yerine “beraatten” söz ederek hak ihlalini saklamaya çalışmak uygun düşmemektedir. Üstelik ortada açıkça işlenen “hürriyeti tahdit” suçu vardır. Çünkü Anayasa’da, Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu hükmü bulunmaktadır.

Bu ne kadar daha görmezden gelinecektir? Yaratılan bu sistem kaosu nasıl sonladırılacaktır?

Bundan hicap duyup, insan hakları ve hukuk düzeninden yana tavır almak yerine ihlallerden yana olmak için Anayasa hükümlerini görmezden gelmek, hukuk güvenliği ilkesi yönünden  bizleri ağır bir umutsuzluğa sürüklüyor.

Konuyla ilgili olup olmasına bakmaksızın, başta hukukçular olmak üzere mümkün olabildiğince herkesin Anayasa Mahkemesi kararını okumasını ve 21. yüzyılda 49 yıllık imza sahibi, 25 yılı profesör olmak üzere 30 yıllık akademisyen, 40’a yakın eser sahibi, herkesin kim olduğunu bildiği, özgürlükçü demokrat kimliğine şahit bir düşünce adamının hem hukuku, demokrasiyi, insan haklarını savunduğu hem de askeri-sivil her türlü darbeye karşı çıktığı için nasıl bir haksızlığa ve zulme uğradığını görmesini istiyoruz.

Anayasa Mahkemesi Kararı, sadece bu haksızlığa yönelik anayasal ihlalleri saptamakla yetinmiştir.