REKLAMI GİZLE

Mazhar Alanson: 'Ele Güne Karşı'yı prodüktöre götürdük; "Bu plak satmaz" dedi

"Yurt dışında olsak o albümden sonra bir daha çalışmamıza gerek kalmayabilirdi"

- A +

MFÖ grubunun 'M'sini oluşturan Mazhar Alanson, "Ele Güne Karşı" albümünün hikayesini anlattı. "Prodüktöre zorla kabul ettirilmiş bir albümdür" diyen Alanson "Şarkıları hazırlayıp prodüktör Yeşil Giresunlu gittik. 'Bu satmaz' dedi. Bütün paramızı bu plağa yatırmışız, 'Satmaz' lafını duyunca nevrimiz döndü. Biz satarın-satmazın derdinde değildik. Şarkılarımızı insanlar duysun istiyorduk. O yüzden çok sinirlendik. Ben bizim çocuklara (Fuat Güner ve Özkan Uğur) 'Gidin, konuşun yoksa ben çıkacağım ortaya' dedim. Kabul ettirdiler" diye konuştu.

Mazhar Alanson'un Hürriyet gazetesinden Güliz Arslan'a verdiği söyleşi şöyle:

- Bir numarada olmak ne hissettirdi size?

Çok mutlu olduk. Gurur duyuyoruz elbette. Ama biz birinciliğe alışığız.

- Neden bu kadar çok beğenildi bu albüm?

İçinden birçok hit parça çıkmıştır. Türkçeyi titreterek de söylemedik aslında, dümdüz söyledik ama çok sevildi. Yeni bir şeydi o dönem için. Politik bir yanıt olacak ama ben de bu şarkıların hepsini çok severim. Her şarkıda enstrümanları biz çaldık. O albümden sonra Hollandalı aranjörlerin eline düştük. Onlar bizim müziğimizi disko yaptı. Tamam o dönem modaydı ama bizim ‘Ele Güne Karşı’daki tarzımızı bozdu. Önümüzdeki ay çıkacak olan albümde yine ‘Ele Güne Karşı’ tarzına dönüyoruz.

- Nasıl karar vermiştiniz ‘Ele Güne Karşı’yı çıkarmaya?

Şarkıları hazırlayıp prodüktöre (Yeşil Giresunlu) gittik. “Bu satmaz” dedi. Bütün paramızı bu plağa yatırmışız, “Satmaz” lafını duyunca nevrimiz döndü. Biz satarın-satmazın derdinde değildik. Şarkılarımızı insanlar duysun istiyorduk. O yüzden çok sinirlendik. Ben bizim çocuklara (Fuat Güner ve Özkan Uğur) “Gidin, konuşun yoksa ben çıkacağım ortaya” dedim. Kabul ettirdiler. ‘Ele Güne Karşı Yapayalnız’, prodüktöre zorla kabul ettirilmiş bir albümdür. Bütün şarkıları anında patlamıştır.

“Nerede o eski günler” demem

- Para kazandınız mı o albümden?

Yeşil Giresunlu namuslu bir adamdı. Mukavelemiz olmamasına rağmen hep bir şeyler yollardı.

- 26 hafta listelerde bir numarada kalmış...

Evet. Yurt dışında olsak o albümden sonra bir daha çalışmamıza gerek kalmayabilirdi. Ama o zamanlar Türkiye’deki telif hakları bugünkü gibi çalışmıyordu. Belki iyi de oldu öyle olması. Yoksa belki bugün göbekli bir adam olarak havuz kenarında içkimi yudumluyordum.

- Bu albümdeki şarkıların bazılarını reklamlara verdiğiniz için çok eleştirildiniz...

Mecbur oluyorduk o tip şeylere. Vergilerimiz geliyordu...

- O zamanların Türkiye’sini nasıl anlatırsınız?

Sıkıyönetim günleriydi. İnsanlar çocuklarını dışarı çıkarmıyordu. 1984’te rahmetli Turgut Özal geldi, bir ferahlama oldu. İnsanlar yeniden çocuklarının sokağa çıkmasına izin vermeye başladı. ‘Ele Güne Karşı’ tam o döneme rast geldi. O bizim şansımız oldu. Çocuklar rahatça bizim konserlere gelebildi.

- O günlerle bugünleri kıyaslarsanız...

İstanbul çok kalabalıklaştı, iletişim hızlandı, insanlar bir şeye ancak üç dakika konsantre olabiliyor artık, terör belası insanları huzursuz ediyor... Ama ben “Nerede o eski günler” diyenlerden değilim, “İlerisi güzel olsun” diyenlerdenim. Şimdi Bodrum’a gittik diyelim, “Ah nerede benim o eski Bardakçı’daki kulübem” demem. Harika bir otel kurulmuş, orada güzel bir oda kiralamışım, ne güzel...

- İnsan ilişkileri, aşklar değişti mi?

Galiba değişti. Eskiden daha da romantiktik galiba. ‘Sevinçli bir telaş içindeydiniz / Beni görünce neden başınızı öne eğdiniz” dedirtecek, karşı tarafı verem edecek şekildeydi aşklar. ‘Ele Güne Karşı’dakiler daha çok ayrılık şarkılarıdır. Zaten vuslat aşkı öldürür. Kavuşunca balın içine batmış gibi olursun; çırpınırsın, çıkamazsın.

- MFÖ’de neler değişti bu zaman içinde?

Eskiden şarkıların sırasına karar vermek bir ayımızı, kapağına karar vermek başka bir ayımızı alırdı. Şimdi birkaç günde hallediyoruz. Zamanla birbirimize karşı daha anlayışlı olduk. Red Kit’teki Dalton Biraderler gibiyiz. Onlar da dövüşür, dövüşür, sonunda yorgun düşüp birbirlerine yaslanır ya... Bizim de artık kavga etmeye mecalimiz yok. Aramızdaki demokrasiyi 50 yıldır sürdürüyoruz. Grubun patronu yoktur. Parayı da eşit bölüşürüz. Şansımız; birbirimizi bulmamız oldu. Mazhar, Fuat, Özkan birbirini bulmuş, doğru insanlardır. Bana bazen “‘Yandım Yandım’dan sonra neden yalnız devam etmedin” derler, etmedim çünkü ben onlar olmadan kendimi çok eksik hissediyorum. 


Hürriyet gazetesinde yayımlanan "En iyi 10 albümün hikayesi" başlıklı söyleşileri okumak için tıklayınız