REKLAMI GİZLE

Madımak katliamından kurtulan yazar Karakuş: O yıllarda Sivas benim ülkem değilmiş gibiydi

Hidayet Karakuş, 22 yıl önce Madımak Oteli'nde yaşananları anlattı

- A +

Çoğunluğu Alevi 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanının yanarak ve dumandan boğularak hayatlarını kaybettiği 1993'teki Madımak katliamından kurtulan şair, yazar Hidayet Karakuş, 22 yıl evveline, Madımak’a bakarken, “O yıllarda Sivas benim ülkem değilmiş gibi geliyordu” dedi.

Sivas katliamının toplum ve bireydeki etkilerini anlattığı Şeytan Minareleri adlı romanıyla Orhan Kemal Roman ödülünü de alan Karakuş, Cumhuriyet'ten Selin Ongun'un sorularını yanıtladı. 

Karakuş'un açıklamaları şöyle:

- 2 Temmuz 1993, Madımak Oteli’ne ilk taşın atıldığı dakikalar... Ya sonra? Belleğinizde, kalbinizde en çok hangi görüntüler var?

Otele ilk taş anımsadığım kadarıyla saat 14.10 sıralarında atıldı. Sonrası yağmur gibi geldi. Önceden odaları boşaltıp merdivenlere, odaların önlerindeki boşluklara çıkmıştık.

Otel görevlisi iki gencin bize yardım etmek için sandalye bacaklarını, sehpa ayaklarını söküp elimize vermeleri; Asım Bezirci’nin eline geçirdiği bir çıtayla kendini nasıl savunacağını gülerek anlatması; sıkıntıdan, umutsuzluktan nişanlısının saçlarını ören bir gencin yüzündeki tedirginlik... Semahçı, tiyatrocu güzelim çocuklar... Metin’in, Behçet’in, Uğur Kaynar’ın merdivenlerde umarsız bekleyişleri... Ali Balkız’la birlikte tavan arasına kadar çıkıp bir kurtuluş yolu arayışımız. Otelden çıktığımızda geçmek istediğimiz binanın pencerelerinde bizi bekleyip “Geldiğiniz yerden çıkın” diyerek, bizi ateşe göndermeye çalışan, ağza alınmayacak sövgülerle insanlıktan çıkmış Aczmendiler... Emniyet Müdürlüğü’ndeki televizyondan yaşadığımız dehşetin boyutunu öğrenişimiz... Demirel’in, Çiller’in devlet adamına yakışmayacak sorumsuz demeçleri...

- 1993’te doğanlar şimdi 22 yaşında. Siz bu 22 yılda, Madımak’a hiç gittiniz mi?

Öylesine etkilenmiştim ki o yıllarda Sivas benim ülkem değilmiş gibi geliyordu. Otelde de sonrasında da soğukkanlı olmaya çalıştım hep. Bir ruh bilimci dostumuzun, bu sarsıntının etkilerinin yıllar sonra çıkacağını söylemesi beni çok korkuttu. Sanırım beni yazmak sağalttı. Bilincimi bileyen de tarihsel olayları, toplumsal gerçekliği yazarak değerlendirmem oldu. Madımak’a gitmedim. Hâlâ bir soğukluk var içimde. Yine de olaylara tarihin penceresinden bakmaya, daha nesnel düşünmeye çalışıyorum. Çünkü sorun yalnızca Sivas’ın değil, ülkenin, dahası yüzyılların sorunudur.

- “Sivas katliamından şans eseri sağ kurtulan yazar- şair” ifadesi sinirinizi bozuyor mu?

Bunu daha çok beni tanıtmak için yapıyorlar ama sinirlenmiyorum. Ne ki, bu anlatımlar olayın mağdurunun üzerinden ilgi yaratılmaya çalışıldığında beni rahatsız ediyor. İnsanlar daha çok olayları anlatmamı bekliyorlar; anlatıyorum da. Ne ki beni dinlemeye gelenlerin bakış açılarını da tarihsel kılmaya çalışıyorum gittiğim toplantılarda. Tarihsel olgularla konuya yaklaşan çok az. Sağ kurtulmakla sağlıklı kurtulmak farklı elbette. İnsanlık yaralarımızın iyileşmesi için yüzyıllar gerekiyor hem bize, hem tüm insanlığa. Bilimsel, laik bir eğitim dünyada da, ülkemizde de gerçekleştirilmeden, aydınlanma yaşanmadan bu yaralar iyileşemez.

- Türkiye toplumu Sivas katliamıyla sahiden yüzleşti mi sizce?

Tarihle yüzleşmek sözü çok kullanılıyor son yıllarda. Bunun için ölçüyü söyleyen yok. Bence bu konuda iki temel ilke vardır: Birincisi tarihsel olayları kendi koşulları içinde değerlendirmek; ikincisi evrensel hukukun toplum düzeninde temel olması, egemen kılınmasıdır. Bunlar olursa yüzleşme yaşanır.

- Bunlar olabildi mi? Yıllarca tartışılan o soru: Madımak katliamı planlı mıydı? Bugüne gelmeden, daha o gün, 2 Temmuz’da bu soruya verdiğiniz yanıt neydi?

Bu konuyu oteldeyken hiç düşünmedim, düşünemedim. Kurtulduktan sonra aklıma gelen kimi durumlar, olayların planlandığını gösterdi bana. Başka hiçbir yerde kaldırım çalışması yokken otele 30 metre uzaklıktaki PTT’nin önünden sökülüp bir kıyıya yığılan taşlar, camide Amerikan bayrağının yakılması, Sivas’taki yerel gazetelerin kışkırtıcı başlıkları, yurtların 2 Temmuz’dan önce çevreden getirilenlerle doldurulması, planlı bir kalkışmanın izlerini taşıyordu. Belediye başkanının “Gazanız mübarek olsun sözü” bile önceden hazırlanmış bir söz gibi geliyor bana şimdi.