Çevre

Kuşlar neden satrallara çarpar?

Kuşlar bazen koca gökyüzünde başka bir yer yokmuş gibi gidip rüzgâr santrallarına çarpıyorlar. Kuş uzmanı Kerem Ali Boyla bunun nedenini açıkladı

22 Ağustos 2011 03:00

T24- Kuşlar bazen koca gökyüzünde başka bir yer yokmuş gibi gidip rüzgâr santrallarına çarpıyorlar.  Kuş uzmanı Kerem Ali Boyla bunun nedenini açıkladı

Göç ederken santrallara çarpan kuşlar niye yollarını değiştirmiyor?

Bunlar herhangi kuşlar değil, ‘süzülen kuşlar’ dediğimiz çok özel, cüsseli bir grup. Bu grupta pelikanlar, leylekler ve bazı yırtıcılar var.  Küçük kuşlar kanat çırparak uçuyorlar ve göç ederken depoladıkları yağları yakıyorlar. Büyük kuşlar ise bunu yapamaz. Çünkü göç rotaları üzerinde, bu kadar cüsseli kuşu besleyecek kadar kurbağa, fare yok. Bu yüzden karaların üzerinden yükselen hava akımlarını kullanarak uçuyorlar. Onun için de Türkiye’de yoğunlaşıyorlar. Bu, büyük bir enerji tasarrufu sağlıyorlar.


Biraz rota değiştirse?

Siz nasıl ekonomi yaparken ucu ucuna bütçenizi tutturuyorsanız, bu hayvan da eğer diyelim Hatay’da o noktadan geçmezse, 2 gün daha fazla enerji harcayacak, çünkü dağın öbür tarafından dolaşacak. Belki ters rüzgârlara denk gelecek.

1 gün bile kaybetmesi çok ciddi bir şey onun için. Geç kalırsa, yavrulama alanına geldiğinde bir bakacak, başka bir kartal o orman parçasını almış. Çift bulamayacak. Üreyemeyecek. Ürese bile yavru çıktığında bataklığın suyu çekilmiş olacak.

Hayvanların çok ciddi bir ekonomik hesabı var. Bu hesabı yapanlar var, yapamayanlar kaybediyorlar.

Ve kuşlar grup halinde hareket ediyor. Avrupa’da 500 bin leylek var. Yolu bilmeyen leylek diğerlerini takip ederek buluyor.


‘Önemli’ nedir?

Rüzgâr santralıyla ilgili rapor hazırlarken nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz?
Soru şu: Önemli miktarda kuş ölüyor mu, ölmüyor mu? Çünkü bizim yaptığımız şey doğanın içine pervane koymak, çarpacak kuş bir şekilde. ‘Bu pervane hiç kuş öldürmeyecek’ diyen yalan söylüyordur.
Boğaz Köprüsü’nün de, gökdelenlerin de kuş öldürme potansiyeli var.


Nedir o ‘önemli miktar’?

Şudur. Eğer orada yerleşik bir kuş popülasyonu varsa, o popülasyonun gelecek nesillere devamını engelleyecek kadar ölüm önemlidir. Yılda yüzde 5, 10 azalma önemlidir.

Göçmen kuşlar için ölen sayının makul miktarda olması lazım. Bu da mesela 100 binde 1’i, 10 binde 1’idir.

Doğa gözlemcisi sayısı artıyor. Ve hep şunu diyorlar: “Kuşların sayısı azalıyor.” Doğru mu bu?
Kesinlikle doğru. Kuşların sayıları 10 yılda bir, yüzde 10-yüzde 20 azalıyor. Bu yüzden biz artık bir kuş türü 10 yılda yüzde 30 azalmadığı sürece ‘nesli tehlike altında’ diyemiyoruz. Çünkü o zaman bütün kuşlar için ‘nesli tehlike altında’ dememiz gerek.

Fakat artış da var...
Tarım alanlarındaki, göllerdeki kuşlar azalıyor. Fakat diğer taraftan martılar, karabataklar yani insanla uyum sağlayan kuşların sayısı artıyor. Kumrular da artıyor. Bugün İstanbul’da gördüğümüz kızıl, küçük, boynu benekli kumru aslında İstanbul’da hiç yoktu. Osmanlılar getirdi onu Tunus’tan. Bir de bizim yerli kumrumuz vardır. Kaş, Dalyan, güney kıyılarında görülür. Daha açık renkli, daha büyük. Türkiye’nin kumrusu oydu.

Ben Büyükçekmece’ye çok sık gidip geliyorum. Orası 1988’de normal bir gölken İstanbul’a su sağlamak için rezervuara çevrildi. Duvar örüldü, su seviyesi yükseltildi. Kıyıdaki bataklıklar su altında kaldı. Eskiden gördüğüm kervançulluğu yine var ama eskiden 100 tane görürken, şimdi numunelik, 2- 3 tane...

AVM’li doğa
Gidişat...
İnsan, dünyayı pafta-pafta tapulandırmış vaziyette. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de ya bazı alanları doğal alan, milli park olarak bırakıp hiç dokunmayacağız ya da bazı alanları kuşların gelmesi için yönetmeye başlayacağız. Mesela Büyükçekmece’ye çok büyük bir AVM kurulacak. Olabilir, neden olmasın! O AVM’nin büyük devasa bir otoparkı olacak.

İnsanlar bugün nasıl bahçesine değişik ağaçlar dikiyor, kuşlar gelsin diye. Belki de biz de o AVM’yi yapan adamın kapısını çalacağız ve diyeceğiz ki “Bak abicim, 100 metrekareyi boş bırak, su bas, kavak dikelim. Balıkçıllar yuva yapsın.” AVM’de insanlar kahve içerken otoparkta balıkçılların yavrusunu beslediğini izleyecek. Buna doğru gidiyoruz. Güney Afrika’da, Avustralya’da örneklerini biliyorum. 


Yani sponsorlu doğal hayat..

Evet artık öyle. Para harcamadan hiçbir kuşu hayatta tutamıyoruz. Birisi de para vermeli köylüye ve demeli ki “Bu yıl buğday ekme, yonca ek, farkı sana ödeyelim ki kuşlar yaşasın.” Macaristan, İspanya, İngiltere’de bu işler böyle. Türkiye’de hâlâ gönüllülük var. Mesela Kütahya’da İbrahim Aksaz diye bir çiftçi vardı, rahmetli. O gönüllü olarak, kendi cebinden bazı alanlara sırf soyu tükenen toylar için yonca eker, köylüleri de kuşu avlamamaya ikna ederdi. Vefat etti.


“Benim başıma ne geldiyse kuş merakımdan geldi”

Kerem Ali Boyla, Türkiye’de rüzgâr yatırımına uluslararası kredi bulmak isteyen yatırımcıların kapısını çaldığı az sayıda uzmandan biri. Rüzgâr santrallarının yanı sıra boru hattı, gökdelen ve havaalanı projeleri için de ‘kuş raporları’ hazırlayan Boyla, “Benim başıma ne geldiyse kuş merakımdan geldi. Bunun dibine kadar gittiğim için böyle fırsatlar çıktı karşıma” diyor.
ODTÜ Kampüsü’nde
230 kuş türü yaşıyor
1975’te, İstanbul’da doğan Boyla’nın hayatını değiştiren şey: Merak, merakta sebat, merakının peşinde koşarken bir ‘dünya vatandaşı’ haline gelmesi ve alanında uluslararası camiada tanınması.

12 yaşında teyzesinin hediye ettiği ‘Britanya ve Avrupa Kuşları’ adlı kitabın ardından kuş gözlemine başlayan Boyla, ilk tercihi ODTÜ Biyoloji Mühendisliği’ni kazandığında arkadaşlarıyla birlikte ODTÜ Kuş Gözlem Topluluğu’nu kurdu. Grubun o dönem başlattığı çalışma 15 yıl sonunda, geçen yıl kitap haline geldi: ‘ODTÜ’nün Kuşları’nda 44 kilometre karelik kampüste yaşayan 230 kuş türü tek tek tespit edildi.
East Anglia Üniversitesi’nde ekoloji ve çevre koruma yüksek lisansı yapan Boyla, çalışmalarına Avrupa, Ekvador ve TEMA’da devam etti. Dünya Kuşları Koruma Birliği üyesi ve İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu’nun kurucularından Boyla, ‘İstanbul’un Kuşları’ kitabının editörü. 70-80 aktif üyesi, 300 takipçisi olan grubun yeni hedefi, İstanbul’u 10x10 km’lik karelere bölüp her karede yaşayan, üreyen kuşları belirlemek. Boyla “Akademi çevresinden genelde ‘Santral yapacağınız alanda 3 bin kırlangıç var’ türü raporlar geliyor. Doğayla ilgili bir veri verildiği zaman yorumlanarak verilmeli ki insanlar anlayabilsin. Benim uzmanlığım bu, yorumlamak. Riski hesaplamak” diyor.

Pangaltı papağanı
Pangaltı’da yaşıyorsunuz. Orada hangi kuşlar var?
Şehir kuşları var. Fazla bir şey yok. Mesela akkarınlı ebabil var. Yazın geliyor kışın gidiyor. Kırlangıç zannedilir. Çığlık atarak uçarlar. Ergenekon Caddesi’nde insanlar şubat sonu-mart başı sürü halinde dönen sığırcıkları takip ederler. Güzel bir kuş vardır, kanaryanın yabanisi, küçük iskete Feriköy Mezarlığı’nda var. Yarasalar var. Papağanlar var.

Papağan mı?
1990’lardan itibaren kafesten kaçan kuşlar papağanlar doğada üremeye başladılar. Bunlar şehir ekosisteminde yaşayabiliyor, Belgrad Ormanı’nda yaşayamazlar. Büyük ağaçlarda, Dolmabahçe Saray Yolu’ndaki çınarların tepesinde, ağaç kovuklarında yaşıyor, İstanbul Sebze Meyve Hali’nde meyve artıkları ve hastane çöpleriyle besleniyorlar. Küçük sürüler halinde geziyorlar.

Biz niye göremiyoruz bu papağanları?
Algıda seçicilik. Ben de çocuğum olmadan önce yolda hiç bebek arabası görmüyordum. Şimdi her yer bebek arabası dolu.