REKLAMI GİZLE

KCK'dan HDP'ye sitem: O maddenin bildirgedeki yeri biraz şaşkınlık yarattı

'HDP, işçi ve emekçilerin partisi olduğunu çok daha güçlü bir biçimde ortaya koymalı'

- A +

“Adil Bayram” mahlasıyla Özgür Gündem’de yazan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, HDP'nin seçim bildirgesine ilişkin olarak 1 Mayıs'a dikkat çekerek, "HDP'nin çizgisini netleştirmesi ve işçi-emekçi vurgusunu daha çok ve güçlü yapması gerekiyor. Seçim bildirgesinde en azından üçüncü sıraya koyması gerekirken, çok daha gerilerde yer vermiş olması biraz şaşkınlık yarattı" dedi. "Umarız bu eksikliği 1 Mayıs kutlamalarında ve seçim kampanyası sürecinde giderir" diyen Kalkan, "İşçi ve emekçilerin partisi olduğunu çok daha güçlü bir biçimde ortaya koyar" ifadesini kullandı. 

Duran Kalkan'nın Özgür Gündem’de "Birlik ve mücadele günü" başlığıyla yayımlanan (28 Nisan 2015) yazısı şöyle:

İşçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs geliyor. Emekçiler bu 1 Mayıs’ı da Taksim’de kutlamak üzere hazırlanıyor. Fakat AKP iktidarı daha şimdiden Taksim’de kutlamanın yasaklandığını açıklamış bulunuyor. Belli ki bu 1 Mayıs da çatışmalı geçecek!

Zaten son yılların 1 Mayıs kutlamaları hep çatışmalı geçiyor. 1 Mayıs’ın mücadele günü olma karakteri ülkemizde hep yaşanıyor. Bu yıl ise birliğe ve dayanışmaya daha fazla ihtiyaç duyuluyor ve çağrı yapılıyor. Çünkü 7 Haziran’da genel seçim var ve emekçilerin oyları seçim üzerinde çok ciddi bir etki yapıyor.

AKP’nin Taksim’i yasaklamasına karşı HDP ve CHP 1 Mayıs işçi gününün Taksim’de kutlanmasını savunuyor. Sendikaların yaptıkları Taksim çağrısına katıldıklarını açıklamış bulunuyorlar. Böylece işçi ve emekçilerden yana tavır koymuş oluyorlar.

Tabi CHP’nin bu tutumu hiç kimse için inandırıcı gelmiyor. Daha çok yaklaşan seçimler için yapılmış bir oy alma politikası olarak görülüyor. Çünkü bu Cumhuriyeti CHP kurdu ve dikkat edilirse 1 Mayıs işçi ve emekçi gününü hiçbir yasal çerçeveye oturtmadı. Şimdi de iktidar olursa farklı bir politika izleyeceğine dair hiç kimsenin umudu yok.

Geriye HDP kalıyor ki, onun da çizgisini netleştirmesi ve işçi-emekçi vurgusunu daha çok ve güçlü yapması gerekiyor. Seçim bildirgesinde en azından üçüncü sıraya koyması gerekirken, çok daha gerilerde yer vermiş olması biraz şaşkınlık yarattı. Umarız bu eksikliği 1 Mayıs kutlamalarında ve seçim kampanyası sürecinde giderir. İşçi ve emekçilerin partisi olduğunu çok daha güçlü bir biçimde ortaya koyar.

İşçi örgütlerine ve sendikalara gelince, belli ki yaşanan gelişmeler nedeniyle hepsinde bir yenilenmenin ve gelişmenin yaşanması gerekiyor. Çünkü reel sosyalizmin çözülüşünden bu yana sosyalist ideolojide çok önemli yenilenmeler ve gelişmeler yaşandı. Reel sosyalizmin eleştirisi üzerinden demokratik modernite kuramı ve demokratik sosyalizm geliştirildi.

Artık devlet ile sosyalizmin bir arada olabileceğine hiç kimse inanmıyor. Yani devletçi sosyalizm anlayışı tarihe karıştı. Sosyalizmin özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik ve paylaşım ilkelerinin devlet gibi bir baskı ve zor aracıyla gerçekleşemeyeceği herkesçe anlaşılır oldu.

Sosyalizmin devlet aracından kurtarılması insanlık düşüncesi açısından çok önemli bir gelişmedir. Benzer bir biçimde demokrasinin de devlet elinden kurtarılması çok önemlidir. Demokrasiyi bir devlet biçimi olarak gören anlayışın ne kadar yanlış olduğu artık netçe açığa çıkmıştır. Demokrasinin devletten kopartılarak esas yeri olan toplumla birleştirilmesi tarihi önemdedir. Böylece sosyalizmin demokrasi aracıyla birleştirilmesi ve demokratik sosyalizmin tanımlanması en önemli düşünsel devrimlerden birini ifade eder.

İdeolojide yaşanan böyle bir paradigmasal değişimin örgütlenme ve mücadele üzerinde de devrimsel nitelikte değişiklikler yaptığı tartışmasız bir gerçektir. En başta eskinin devlet ve iktidara bağlı olan şiddet anlayışı aşılmıştır. Bunun yerini Paris Komünü’ndeki barikatların temsil ettiği öz savunma direnişi almıştır.

Artık gerilla çizgisini de, faşizme karşı direniş birliklerini de bu anlayış temelinde yeniden şekillendirmek gerekir. Kuşkusuz iktidar ve devlet güçlerinin saldırıları karşısında savunmasız olmaz, meşru savunmadan vazgeçilemez. Ancak bunun tamamen öz savunma kapsamında olması ve o kapsamı aşmaması da esastır.

Mücadele yöntem ve biçimleriyle birlikte örgüt anlayışında da önemli değişikliklerin gerektiği açıktır. Her şeyden önce, öncü parti anlayışında önemli değişiklikler gereklidir. Devlet ve iktidar odaklı partilerin gerçekte bir sosyalist parti olamayacağı açıktır. Dolayısıyla demokratik sosyalizm partileri devlet odaklı ve iktidar merkezli değil, tamamen toplum odaklı olmak zorundadır.

Peki bu ifadeler ne anlama gelmektedir? Yani demokratik sosyalizm partileri ve onun kadroları devlet kurmayı ve iktidar olmayı hedefleyen değil, toplumu eğitip örgütleyerek demokratik toplumu geliştirmeyi hedefleyen parti ve kadrolar olmalıdır. Reel sosyalizmin parti-devlet birliği yerini parti-toplum birliği almalıdır.

Dikkat edilirse, öncü parti ve işçi-emekçi örgütlülüğü reddedilmemektedir. Tersine öncü parti anlayışında paradigmasal değişim yaşanmakta ve bu temelde öncü parti dahil işçi ve emekçilerin örgütlülüğünün çok daha geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gerektiği görüşü esas alınmaktadır.

Bu bakımdan öncü parti anlayışı ve örgütlülüğüyle birlikte diğer tüm örgütlenmelerde de ciddi değişiklik ve yenilenme gerekmektedir. Örneğin, sendikalar ve diğer işçi örgütleri artık eskisi gibi olamaz. Kuşkusuz örgütlülük ortadan kalkmaz, ama eskisi gibi kalmayıp çok önemli değişiklikleri yaşar. Bu temelde sendikalar ve işçi birlikleri gibi tüm örgütlerde ciddi yenilenmelerin gerçekleştirilmesi gerekir.

Peki yeni işçi ve emekçi örgütleri nasıl olacaktır? Her şeyden önce, grev ve gösteri yaparak devletten hak isteyen değil, kendi işyerini kuran ya da çalıştığı yerin sahibi olan, böylece üretim ve yaşamda kendi kendini yöneten topluluk örgütlenmeleri gerçekleşecektir. Yani işçi ve emekçilerin kitlesel örgütlenmeleri de devlet ve iktidar odaklı değil, tamamen demokratik toplum odaklı örgütlenmeler olacaktır.

Artık demokratik toplumun özgür bir parçası olan işçi ve emekçi örgütlenmelerinin zamanı gelmiştir. Böylece kendi özerk demokratik birliklerini kurarak demokratik konfederalizmin sağlam bir parçası haline kendilerini getirmelidirler. Bu temelde de kendi kendilerini yöneterek “Üreten biziz, yöneten de biz olacağız” sloganını hayata geçirmelidirler.

2015 Yılının 1 Mayıs’ını yaşarken, güncel siyaseti düşünmek kadar, işçi ve emekçilerin ideolojik ve örgütsel bakımdan kendilerini nasıl yenilemeleri ve demokratik toplumun bir parçası ve demokratik sosyalizmin öncü güçlerinden biri haline getirmeleri gerektiğini de düşünmek gerekir. Bu düşüncenin önümüzdeki yıllarda işçi ve emekçi kesimlere kılavuzluk edeceğini de bilmek gerekir.

Tabi bununla birlikte güncel siyaset işçi ve emekçiler açısından da önemlidir. 7 Haziran seçimleri sadece yeni bir iktidar ortaya çıkarmayacak, ondan sonraki siyaset seçim sonuçlarına göre şekillenecektir. Çok açık bir biçimde görülüyor ki, eğer seçimi AKP kazanırsa seçim sonrası sav olmasını istemiyorsak, o zaman demokratik siyasetin 7 Haziran seçimini kazanmasını sağlamamız gerekir. Bu temelde HDP önemli bir demokrasi bloğu oluşturmuş ve ciddi bir iddia ile ortaya çıkmıştır. AKP’yi durduracak ve savaşı önleyecek tek güç budur.

Bu temelde tüm işçi ve emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele gününü yoldaşça kutluyor, hepsini 7 Haziran’da AKP’yi düşürmek için HDP’de birleşmeye davet ediyorum!