Gündem

Karşının solcusu ya da Gezi’nin Ruhu

'Şimdi bu yazıyı okuyup benim objektif olmadığımı söyleyenler olacaktır. Bir günde iki kişinin polis kurşunuyla öldürüldüğü ve o iki kişin cenazesinde bir kişinin ağır yaralandığı bir yerde ben objektif olamıyorum'

09 Aralık 2013 02:07

Leyla Alp

 

Veysel İşbilir ve Reşit İşbilir…

Onları polis bir protesto gösterisinde öldürdüğü için tanıdık. Tıpkı 19 yaşında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ı ya da Ethem Sarısülük’ü tanıdığımız gibi… Biri 34 diğeri 32 yaşındaydı. Birinin 4 diğerinin 2 çocuğu vardı. Polis ‘yasadışı gösteriye’ müdahale etmek için havaya ateş açmıştı ve Veysel ile Reşit uçabildikleri için bu kurşunlarla ölmüşlerdi. İyi yakalamışlar çünkü ön otopsi raporuna göre, Reşit İşbilir’in 6 kurşunla, Veysel İşbilir’inse 2 kurşunla yaşamını yitirdiği ortaya çıktı.

Ülkenin İçişleri Bakanı ”Yüksekova'da polisimize yakın mesafeden 50 uzun namlulu silahla saldırıldı, polis havaya ateş açtı 2 gösterici öldü.” Açıklaması yaptı. Medya “göstericiler polise ateş açtı” dedi. Ve birçok insan buna inandı hatta alkış tuttu. Tıpkı daha önceleri olduğu gibi… Oysa bu ülkede çok değil 6 ay önce Gezi Direnişi diye bir şey yaşanmıştı. Ve günler süren o direnişte tüm ülke (ya da ülkenin yüzde ellisi) basının ve devletin tüm açıklamalarına rağmen polis şiddeti denen şeyin ne olduğunu öğrenmişti. Ülkenin batısında olduğunda şiddet olan, zulüm olan şey ülkenin doğusunda yani Kürt illerinde yaşanınca değişmez. Karşının taksisi misali karşının solculuğunu yapıp yaşadığınız zulmü kendinizden menkul görmenin zamanı ve mekanı Gezi ile birlikte bitmiştir.

Devlet şiddeti memleketin neresinde olursa olsun devlet şiddetidir. Kürt illerinde yaşayanlar bunu yıllardır biliyor çünkü neredeyse her gün yaşıyorlar. Ülkenin batısı bu şiddeti 6 ay kadar önce yaşadı ve gördü. Zulme karşı direnmek meşru ve haklı olduğu için on binler günlerce sokaklarda polis şiddetine karşı direndi.  Ve o süreçte oluşan bu direnme bilincine Gezi Ruhu denildi…

Gezi eylemlerinin üzerinden 6 ay geçti. 6 ay insanlık tarihinde uzun bir süre değildir. Ve hiç kimse 6 ay önce yaşananları unutmuş falan da değil. 6 ay önce memleket sokaklarında yaşanan polis şiddetinin de izleri hala duruyor. 6 ay önce sorulan sorular da orta yerde duruyor. Şimdi Gezi’de sokağa çıkan yüzbinlerin önemli bir kısmının şimdi yanıtlaması gereken başka bir soru var…

Veysel ve Reşit Balıkesir’de polis tarafından öldürülseydi “ama onlar da terörist” denecek miydi? Yoksa zulme karşı direnmenin meşru olduğu bir kez daha hatırlanacak mıydı?

Devlet zulmünün Doğusu-Batısı, Kürdü- Türkü, haklısı- haksızı olmaz. Zulme sessiz kalan ise biraz insanlığından olur. Böyle bir zulümde hala ölenin kimliğine bakıp acı paylaşma hesabı yapıyorsan kardeşlik safsatalarını kenara bırakıp o çok korktuğunuz bölünmenin aslında çoktan başlamış olduğunu kabul etmeniz gerekir.

Ve kim olursa olsun bir insanın polis kurşunuyla hem de 6 kurşunla öldürülmesi cinayettir, suçtur, zalimliktir. Bu zalimliğe kılıf bulmaya çalışmak daha büyük zalimliktir. O tetiği çeken elden farkın kalmaz.

Acıyı ulusa göre ayırıyorsan, zulmü ulusa göre ayırıyorsan zalimden farkın kalmaz. Sen de zalimsindir.

Ey acıyı tasniflendirip, ulusuna göre şekillendiren akıllar… Siz böyle ayırdığınız için Abdullah Cömert öldü.

Uğur Kaymazların ölmesi karşısında sustuğumuz için Ankara’nın orta yerinde vuruldu Ethem. Eteklerinde Ceylan’ın kemiklerini toplayan annesinin acısına ortak olmadığınız onu görmediğiniz için Ali İsmail Eskişehir’de sokak ortasında döve döve öldürüldü. Ve şimdi yine siz Veysel’in ve Reşit’in ölümüne sustuğunuz için başka bir yerde polis birini daha öldürme hakkını kendinde bulacak. Ve o belki bir gün sizin çocuğunuz olabilecek…

Şimdi bu yazıyı okuyup benim objektif olmadığımı söyleyenler olacaktır. Evet değilim… Bir günde iki kişinin polis kurşunuyla öldürüldüğü ve insanların sustuğu sonra o iki kişin cenazesinde bir kişinin ağır yaralandığı bir yerde ben objektif olamıyorum. İyi ki de olamıyorum.

Bir kız çocuğunun babasının mezarına kapaklanıp ağladığı yerde ben objektif olamıyorum. İyi ki de olamıyorum.

Objektif olacaksak, siz “Biz Kürtleri ne vakit düşman görmeye başladık? Neden, ne kadar zalim olduk, bizi kim böyle yaptı?” diye sormakla başlayabilirsiniz.

Gerçekten objektif olmaktan bahsediyorsanız “cezaevleri neden siyaset yapmak isteyen bu meseleyi demokratik yollarla çözmek isteyen Kürt siyasetçileri ile dolu” diye sormakla başlayabilirsiniz.

Geçmişte yaşananları saymazsak iki ölüye ve onlarca yaralıya rağmen Kürtlerden hala makul olmalarını beklediğinizi sormakla başlayabilirsiniz. 

Barış, dayanışma ya da Gezi Ruhu öyle çağırmakla gelen bir şey değildir.

Barış, 20 yaşında vatan sağ olsun diye üniformalar giydirilip kendi yaşındaki kardeşlerini öldürmeye gönderilen ve üzerinde kırmızı bayrakla evlerine gönderilen gençler için üzüldüğünüz kadar üzerine bombalar, kurşunlar yağdırılan Kürtlere üzülmediğiniz için gelmiyor.

Dayanışma, “Askerlerimiz kaçırıldı, binlerce şehidimiz var” deyip acı yarıştırdığınız için olmuyor. Çünkü bu savaş ölmekle bitmeyecek. Ki en çok Kürtler öldü ve hala ölüyor. Ve unutmayın gerilla cenazelerinden sonra sizin evleriniz taşlanmıyorsa az öldükleri ya da evlatlarını sizin evlatlarınızdan daha az sevdikleri için değil; gerçekten barış istedikleri içindir. Yani sizin acınız daha büyük değil onların acısından onların ki tevekkül.

Kendi yaşadığınız acıya ağlıyor, kendi yaşadığınız zulme başkaldırıyor ve direnmeyi meşru görüyor fakat başka bir coğrafyadaki zulmü mazur ve haklı görüyorsanız tutarlılık konusunda sakatlanmışsınız demektir gidin ruhunuzu bir doktora gösterin.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir insan hem ırkçı hem de sosyalist, hem şovenist hem de demokrat olamaz. Hiçbir yerinde hiçbir insan hem dayanışmacı hem duyarsız olamaz. Kesin bilgi yayın bunu…

En fazla 12 yaşında bir çocuk güçlükle ayakta durabiliyor, babasının mezarına kapaklanıp ağlıyor ve babasıyla son fotoğrafı bu mezar taşında oluyorsa; siz bunu duymuyor, görmüyor, umursamıyor bu acıya ortak olmuyorsanız sonra “bu çocuklar neden taş atıyor, molotof atıyor” diye sormayın.

Son söz… Gezi Ruhu dediğiniz şey Gewer’e kadar ulaşmıyor orada yaşanan katliamı görmüyor, susuyorsa o ruha Fatiha okuyun bitsin gitsin.