Yaşam

Kadın balıkçılar ve 'özgürlüğün simgesi' deniz

Kadın balıkçılarla ilgili araştırmaları yürüten Huriye Göncüoğlu’na göre 'Deniz, kadın balıkçılar için özgürlüğün bir simgesi'

23 Ekim 2013 17:47

Çağıl Kasapoğlu- ( BBC Türkçe)

Mis gibi balık kokuyor  bu kıyılar.

Üst üste binen ağların tuzları kurumuş; etraflarında dolanan kediler, sinekler de kendilerine düşen payları arıyor.

Sazlıkların arasında süzülen ve Gökova Körfezi’ne akan Kadın Azmağı boyunca dizilen balıkçı tekneleri de gelip gittikçe kıyılar, hafif hafif kalabalıklaşıyor.

Akyaka’nın bu zarif azmağı doğal bir akvaryum gibi. Huzurlu, naif bir balıkçı köyü burası. Hani, insanın sevdiğini yanında görmek istediği yerlerden.

Doğasını gizlediği kadar, insanlarını da gizlemiş yıllarca. Burada, geleneksel kıyı balıkçılığına kadın ellerinin değdiği, bir yüksek lisans teziyle ortaya çıkmış. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi mezunu Huriye Göncüoğlu, 2008 yılında Güney Ege’deki kadın balıkçıların saptanması ve örgütlenme eğilimleri hakkında yapmış, araştırmasını.

"Kadınların varlığı bilinmiyor. Çevrenize ‘kadın balıkçı var’ dediğinizde, şaşırıyorlar, bilmiyorlar" diyor, Göncüoğlu. Onu bu araştırmayı yapmaya da bu şaşkınlık sürüklemiş.

Araştırmanın ilk durağı olan Akyaka’da balıkçılık yapan kadınlardan biri, 53 yaşındaki Gülay Doğan.

Kıyıya yanaşır yanaşmaz eşi Mehmet’le beraber o günün mahsüllerinden bir kısmını kasalara doldurup Su Ürünleri Kooperatifi’ne veriyorlar, bir kısmını da kendi imkânlarıyla satmayı tercih ediyorlar.

Eşiyle 33 senedir denize açılan Gülay, "Şu an 20 erkeğe değişmem kendimi. Sorabilirsiniz etrafa. Hamaratım, çalışkanım, çok iyi iş yaparım. Yavaşı da sevmeyen birisiyim. Sıkar yani" diyor.

Yüzme bilmiyor, ama ‘önemli değil’, "İşte can yelekleri var onlar yeter".

Gülay, devamlı balıkçılıkla uğraşan nadir isimlerden biri. Geleneksel balıkçılıkla elde edilen gelirin düşüklüğünden, yasadışı avcılıktan, gırgır ve trollerin balık miktarını azaltmasından şikâyetçi.

Eşine destek olmak için ona eşlik ettiğini söylüyor. Eşi Mehmet de maliyeti yüksek olduğu için gemici çalıştırmaktan yana değil.

"Kazanç zaten az olduğu için para dışarıya da gitmiyor. Uykusuz duraksız çalışıyoruz." Gülay bu işe başlarken ‘ufak böcekler’ dediği karideslerden korkar, onlara dokunamazmış. "Ağın içinde karidesleri gördüğüm zaman kaçıyordum. İzlerken, biraz biraz da ölen balıkları elleye elleye alıştım. Ağ yapmayı da eşim gösterdi. Önce yapamadım, sonra onlar yaparken baktım baktım öğrendim."

 

Kadın balıkçılara destek

 

Beş yıl önce Akyaka’da 20 olan kadın balıkçı sayısı bu sene neredeyse beşe düşmüş.
Akdeniz Koruma Derneği öncülüğünde, GEF Küçük Destek Programı (SGP), Vehbi Koç Vakfı ve Birleşmiş Milletler desteğiyle Ege’nin kadın balıkçılarını bilinçlendirme ve eğitim projeleri yürütülüyor.

Akyaka’dan sonra, şimdi de Datça ve Bozburun Yarımadası’ndaki kadın balıkçıları bilinçlendirmek hedefleniyor.

Kadınların çoğu eşleriyle balığa çıksa da bu yükü tek başına sırtlananlar da var.
Semiha Başak 49 yaşında, Aydınlı ve yaklaşık 30 yıldır Gökova Körfezi’nde denize açılıyor. Eşini 12 yıl önce kaybedince, önce tereddüt etse de bu işe tek başına devam etmeye karar vermiş.

Öğleden sonra ağ atma vakti, azmak kıyısında elinde birbirine tıpa tıp benzeyen yeni örülmüş iki ağ sepetiyle sallana sallana geliyor.

Anlaştık, balığa beraber çıkacağız. Semiha geceyi teknede geçirmeye karar verinceye kadar ben de epey havalara giriyorum.
"Hangi sepeti alalım" diye soruyor bana.
"Aynı ikisi bunların...” diyorum.
"Hayır değil. Olur mu bak, biri güzel, diğeri de güzel aslında."
Kendimden şüphe etmek üzereyim ama yine. "Aynı bunlar..."
“İyi iyi aynıymış, hadi gari alalım da birini gidelim.”
Hevesle etrafında dolanıyorum, "Yardım edeyim" diyorum. "Yok yardıma gerek yok."
 
Teknesinde ağları bir bir ayıklarken anlatıyor. "Kadın olarak denize çıkmak zor olmaz mı kızım? Ağ atmak da zor, çekmek de zor, temizlemek de zor. Hepsi zor."
"Ama çoluk çocuk var, mecbur çalışacağız. Balıklar bitti. Gırgırlar, troller hepsini sıyırdı gitti. Balık nesli bitiyor. Kılkuyruk olmasa balık yok."
Semiha’nın ‘kılkuyruk’ dediği mercan ve barbun arası bir tür.
En çok ‘Kızıldeniz’den gelen kılkuyruk’ çıkıyormuş. Yükte fazla olsa da pahada düşük olduğundan pek de memnun etmiyor balıkçıları.
Semiha’nın çocukları da meraklı değil balıkçılığa.

"Yapmasınlar istemiyorum. Balıkçılığın sonu yok ki. Sigortası yok, birşeyi yok" diyor.
Şikâyetleri sıralayınca, “Keyif aldığınız hiçbir şey yok mu” diyorum.
"Olmaa mı? Balık geldi mi çok keyifli oluyor, çok zevkli oluyor çekmesi. ‘Balık geldi, balıık’ diye ırgattan gelirken iyi zevki oluyor” diye kıkır kıkır gülüyor. Semiha beni bıraktı kıyıda, ağları erken saatte çekmek için teknede sabahlayacak. Pır pır çalıştırdı motoru, geçti dümenin başına, elini sallaya sallaya açıldı Gökova’ya.

 

Deniz ve özgürlük

 

Akşam aradım telefonla, pır pır sesler geliyor yine arkadan.
"Gece karanlıkta koyda kalmak da zor kadın başına. Ağları sabah toplayacağız. Ama dalgalar tekneye vurup duruyor, bakalım uyuyabilecek miyiz" diyor.

Rahat bir tavrı var. Her ne kadar verdiği emeğin tam olarak karşılığını alamadığını söylese de gurur duyuyor yaptığı işten.

Kadın balıkçılarla ilgili araştırmaları yürüten Huriye Göncüoğlu’na göre “Deniz, kadın balıkçılar için özgürlüğün bir simgesi.”

“Karadan uzaklaştıkları anda, üzerilerindeki bütün ev işlerinin çocuk yüklerini herşeyleri bırakıp doğayla baş başa oluyorlar. Bu, onlar için özgürlüğün bir ifade biçimi.”

Göncüoğlu tezin araştırma sürecinde sırtında bir çantayla yaklaşık 120 kadın balıkçının kapısını çalıp evlerine konuk olmuş.

“2008’de 100’ün üzerinde kadın çalışıyorken, şu anda sadece Datça – Bozburun Yarımadasında 70 tane aktif çalışan kadın balıkçı var.”

Göncüoğlu, kadın balıkçıların denizlerden vazgeçme sebeplerini şöyle sıralıyor:
“Genç nesil balıkçılık yapmak istemiyor. Artık balıkçılık onlar için gelir getiren bir faaliyet değil. Balık stokları azaldı. Verim düşük... Giderek yok olmaya başladı. Üç, dört kuşak balıkçılık yapan aileler yok oluyor. Bazıları Bozburun’da.”

Göncüoğlu, balıkçılığın teknolojiyle beraber gelişip değiştiğini ama o bölgede bazı ailelerin hala geleneksel yöntemler kullandığını söylüyor ama devamlılığın sağlanması ve teşvik edilmesi için bazı önerileri var:

“Kadın demek, aile balıkçılığının temeli demek. Biz küçük ölçekli balıkçılık denen aile balıkçılığının sağlanması için onlara sorunları nasıl aşabileceklerini anlatmalıyız. Anlık çözümler değil de uzun süreli devletin destek vereceği gelişen ve balıkçılık tekniğine uyum sağlayacak şekilde teknolojilerle donatılması, eğitim verilmesi gerekiyor.”

Akyaka’daki balıkçıların çoğu borç yükü altında. Ama bölgede balıkçılıktan başka iş kolu, gelir kapısı da olmadığını söylüyorlar.

Kadınlar, erkek balıkçılardan maharetli elleri ve disiplinleriyle ayrılıyor.
Onlar, birilerinden duyana kadar aslında meslek sahibi olduklarının farkında değilmiş.

“Kırsalda kadın olmak zor” diyor Göncüoğlu... Belki de Türkiye’de hala, Gökovalı kadın balıkçılar gibi ‘varlıklarının hatırlatılmasını’ bekleyen kadınlar var...