REKLAMI GİZLE

HDP: Türkiye'den kalkan jetler, oy sandıklarını doldursun isteniyor

"İnsanların kafasına imzalı bombalar atanlar ne yerli ne millidir, bu savaş suçudur"

- A +

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay "İnsanların kafasına imzalı bombalar atanlar bunu yerlilik ve millilik üzerinden yaptıklarını söylüyorlar. Fakat bu ne yerlidir ne millidir, bu tam bir savaş suçudur. UNICEF’in verdiği veriler var, insan hakları kurullarının verdiği veriler var. Çok sayıda sivil yaşamını yitirdi" dedi.

Afrin operasyonlarına karşı çıkan sosyal medya paylaşımında bulunan 449 kişinin gözaltına alındığı bunlardan 114’ünün tutuklandığını bildirdiren Kemalbay, “Barış demekten neden korkuyorsunuz? Bu, dünyanın hiçbir yerinde olan bir şey değil. Belki sadece Hitler döneminde böyle bir şeyle karşılaştı insanlık tarihi. Şimdi de Recep Tayyip Erdoğan döneminde böyle bir tabloyla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Kemalbay Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başlattığı Afrin operasyonunu “ABD kendi elini güçlendirmek için Türklerle Kürtleri karşı karşıya getirdi. Rusya kendi kendini güçlendirmek için Kürtlerle Türkleri savaştırıyor. Bu savaş bizim savaşımız değil” sözleriyle eleştirdi.Kemalbay, "Türkiye’den kalkan jetler, oy sandıklarını doldursun isteniyor. Ama sandıklar asla tek adam rejimine izin vermeyecek" dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay’ın, haftalık grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle:

HDP Türkiye’nin umudu, Türkiye’nin geleceğini inşa edecek bir parti. Partimiz, zorlu bir demokrasi mücadelesinden geçerek; gözaltılara, baskılara, şiddete rağmen onurlu bir mücadele vererek, bedeller ödeye ödeye mücadelesine devam ediyor.

Buradan bu bedelleri cezaevinde ödeyen sevgili Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Gültan Kışanak nezdinde içeride direnenlere selam olsun. Bizler Türkiye halklarının nefes borularıyız. Geleceğe biraz olsun umutla bakılabiliyor, çünkü HDP var, demokrasi güçleri var, kadın mücadelesi var, emek mücadelesi var, halkların mücadelesi var. Bütün barış, özgürlük, demokrasi mücadelesine gönül verenler, yaşamlarını bu uğurda verenlerin hepsini saygıyla anıyorum.

"Cizre dimdik ayakta mücadelesini sürdürüyor"

İki yıl önce Cizre’de tarihin en büyük vahşeti yaşandı. “Vahşet bodrumu” olarak tarihe kaydedilmiş olan, aralarında çocuk ve kadınların da olduğu 291 kişi yaşamını yitirdi. Ve bir ülke bir devlet, kendi kentini kendi ilçesini bombalayarak, ağır silahlarla tahrip ederek büyük bir yıkım yarattı. Bu tablo Türkiye’de ilk kez olmuyor, 12 Eylülleri de gördü. Daha önce de pek çok katliam gördü. 90’larda köy yakmalar vardı. Asit kuyuları vardı, insanların faili belli katliamlarla katledilip atıldığı... Fakat ne oldu, bütün bu katliamlardan sonra Kürt halkı her zaman ayağa kalktı, her zaman mücadele yükseldi. Şimdi de Cizre dimdik ayakta mücadelesini sürdürüyor.

"Celal Şeker’in ölümü cinayettir"

Gencecik yaşamını yitiren, göz göre göre tutuklu kaldığı cezaevinde onlarca hastalığı olduğu defalarca önergeler verilerek duyurulduğu halde, ki bunun için en çok mücadele eden Muş Milletvekilimiz Burcu Çelik, o da cezaevinde, bütün bu çabalara rağmen bu hasta tutsak kardeşimiz tahliye edilmedi ve yaşamını cezaevinde yitirdi, bu bir infazdır. Bir cinayettir. Celal Şeker kardeşimizin ailesine başsağlığı, kendisine rahmet diliyoruz.

"Barış demekten neden korkuyorsunuz?"

Bugünlerde barışın yasaklandığı, savaşın alkışlandığı çok karanlık, çok trajikomik bir dönemden geçiyoruz. Barış isteyenler, sosyal medya hesaplarından barışı destekleyenler, gözaltına alınıyorlar. İçişleri Bakanlığı’nın rakamlarına göre son dönemde Afrin gündemiyle, barış savunucusu 449 kişi gözaltına alındı. 114’ü tutuklandı.

Barış demekten neden korkuyorsunuz? Bu, dünyanın hiçbir yerinde olan bir şey değil. Belki sadece Hitler döneminde böyle bir şeyle karşılaştı insanlık tarihi. Şimdi de Recep Tayyip Erdoğan döneminde böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.

"Savaş kışkırtıcıları için açık suç duyurusunda bulunuyoruz"

Bu gözaltı operasyonlarına, sansüre, gazetecilerin tutuklanmasına, akademisyenlerin gözaltına alınmasına, işlerinden atılmalarına, yaşamı savunduğu için insanların üzerine gidilmesinden vazgeçilmesi gerekiyor. Barışı savunmak bir onurdur. Savaşı kışkırtmak ise suçtur. Sosyal medyada savaş şakşakçılığı yapan birinin gözaltına alındığını duydunuz mu? Buradan, savaş kışkırtıcıları için açık suç duyurusunda bulunuyoruz.

"Beyefendi hastalandığında onu sağlığına kavuşturanlar hacamatçılar mı oldu?"

TTB Merkez Konseyi üyeleri bu sebeple gözaltına alındı. “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedikleri için gözaltına alındılar. TTB kapısının önünde hacamatçılar eylem yaptılar. Ne kadar kara bir komedi. Bu ülkenin aydınlarına, bilim insanlarına, hekimlere, gazetecilere okumuş insanlara bu ne nefrettir. Savaş çığırtkanlığı yapan kişilere de bu ne teşviktir. Sormak istiyoruz, acaba beyefendi hastalandığında onu sağlığına kavuşturanlar, hacamatçılar mı oldu? Her toplumun bilim insanlarına ihtiyacı var. Bugün 4’üncü Sanayi devriminin tartışıldığı günlerde işte hacamatçılar bu iktidarın desteği olmuş durumda.

"Afrin’de yaşananlar onların anlattığı gibi değil"

Neden çünkü barıştan korkuyorlar ve savaşı kışkırtıyorlar. AKP-Erdoğan rejimi bugün bütün gücüyle Afrin’e yönelttiği bir savaş yürütüyor. Bu savaşı topluma anlatmamamız için basını ele geçirdi. Bağımsız yayın yapan kurumları kapattı. Gazetecileri rehin aldı. Çünkü gerçeklerin görülmesini, duyulmasını istemiyor. Çünkü onların anlattığı gibi değil. Afrin’e yapılan operasyonun sebebi, Afrin’den Türkiye’ye kurşun sıkıldığı için değil. Herkes biliyor ki oradan Türkiye’ye bir taş bile atılmamış. Kaldı ki böyle bir şey bile olsa bir gün birisi çıksa ve oradan Türkiye topraklarına kurşun da sıksa siz önce bir müzakere edersiniz, ne sorun var, niye atılıyor diye bakarsınız. Hemen savaş tamtamları çalmazsınız.

"Afrin savaşına ihtiyaçları var"

Fakat burada öyle bir şey var ki; aslında Afrin’e yapılan işgal girişiminin arka planında Türkiye halklarını geleceğiyle ilgili çok önemli kararlar var. O çok önemli kararlar onların söyledikleri gibi beka sorunu ile ilgili değil. Türkiye halklarının bölünme, parçalanma sorunu olduğu için değil. Tam tersine, AKP-Erdoğan-Bahçeli rejiminin bir beka sorunu olduğu gibi, onların Türkiye tahayyüllerine ilişkin bir beka sorunu var. O yüzden Afrin savaşına ihtiyaçları oldu. O yüzden böyle bir savaş başlattılar. Bölgede ABD ve Rusya vesayet savaşı yürütüyor ve Orta Doğu, dünya güçleri tarafından yeniden yapılandırılmak isteniyor, yeni haritalar çizilmek isteniyor. Bunun anlamı emperyalist güçlerin kendi çıkarlarını korumak için bir vesayet savaşı gerçekleştirmiş olmalarıdır.

"Türkiye orada ne bir oyun kurucudur ne de oyun bozucu"

Orada halkları, kadınları, çocukları korumaya çalıştılar. Bunun için özellikle Kürt halkı önemli bir direniş sergiledi. Vahşi IŞİD çetelerine karşı hem kendilerini korudular hem de Suriye coğrafyasında barış için önemli bir fırsat yarattılar. İşte tam da bu müzakere masasına oturulduğunda, Türkiye birdenbire ortaya çıktı, “ben oyun kurucuyum, yok ben oyun bozucuyum” diye bataklığa girdi. Türkiye orada ne bir oyun kurucudur ne de oyun bozucudur. Ne olduğunu karşı karşıya geldiği direniş sonucunda tarih gösterecek. Önümüzdeki günler gösterecek. Çünkü orada, Rusya yerel güçleri dizginleyebilmek, Suriye rejimine Kürtleri yaklaştırmak için “buyurun girin” dedi, hava savasını açtı ve Türkiye’yi bu savaşa çekti. ABD gene bölgedeki hesapların gereği olarak Kürtleri biraz ezeyim düşüncesiyle gözlerini yumdu. Dünya seyretti, aynı sebeple. Rojava’da halkların kendi kendini yönettiği bir oluşmaya başlayan bir doğrudan demokrasi örneğini boğmak için Türkiye’yi bu batağa çektiler.

"Bu savaş bizim savaşımız değil"

Herkes kendi elini güçlendirmeye çalışıyor. ABD kendi elini güçlendirmek için Türklerle Kürtleri karşı karşıya getirdi. Rusya kendi kendini güçlendirmek için Kürtlerle Türkleri savaştırıyor. Bu savaş bizim savaşımız değil.

Biz bunu, HDP olarak Türkiye halklarına güçlü bir şekilde söylemek zorundayız. Gerçekleri halklarımıza anlattığımız için baskıyla karşı karşıya kalıyoruz. Fakat hiçbir şey bizim halklarımıza olan sorumluluğumuzu yerine getirmekten alıkoyamaz. Bir kez daha söylüyoruz Afrin’e işgal girişimi kendi çıkarlarını orada görmelerinden kaynaklıdır. Tıpkı Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da, yaşananlar gibi Türkiye’nin buradan bir kazanım elde etmesi mümkün olmayacaktır.

"Afrin halkı bu savaşa karşı olduğunu söylüyor"

Fakat orada, kendi yaşamını koruyan halkların mücadelesi olduğunu da Türkiye halklarına söylememiz gerekiyor. Çünkü, AKP-Erdoğan rejimine sorarsanız orada teröristler var ve teröristlerle savaşılıyor. Hayır. Bakın, Afrin’de yapılan miting. Bunu gösterelim, çünkü Türkiye’de hiçbir kanal bunu göstermiyor. Bakın Afrin halkı bu savaşa karşı olduğunu söylüyor. Bu savaşın kendisine yönelik olduğunu söylüyor. Orada çatışan güçlerin de kendi savunma güçleri olduğunu söylüyor. Bu gerçeğe gözlerini kapatarak sadece şovenizmi kışkırtarak hiçbir yere varamayız.

"Siz bir sorunun çözüm merkezi olamazsınız"

Diyorlar ki “Biz Afrin’i gerçek sahiplerine teslim edeceğiz”. Ya siz kimsiniz? Bir kere siz kendi topraklarınızda barışı inşa edememiş, demokrasiyi sağlayamamış, Sayın Öcalan’ın başlattığı müzakere sürecini berhava etmiş bir iktidarsınız. Siz sadece halkların işçi sınıfını emekçiler kadınları bastırmak istiyorsunuz. Siz bir sorunun çözüm merkezi olamazsınız. Kaldı ki orada ele geçirip sonra ÖSO’ya meclis kurduracağınızı söylüyorsunuz?

"Niçin ÖSO’ya Türk devleti maaş veriyor?"

ÖSO kimdir? İlk kurulduğundaki ÖSO değil bir kere. Bu başka bir ÖSO. Şimdi o ismi almış, kullanıyor. Bu ÖSO’nun içinde olan, dünyanın çeşitli yerlerinden radikal cihadist örgütlerin militanları bu coğrafyada vesayet savaşı yürüten devletler için paralı asker olarak çalışıyorlar. Burada ÖSO, Çeçenistan’dan, Tunus’tan, şuradan buradan gelmiş kişiler ve bunlar maaşlarını Türkiye’den alıyorlar. Daha öncekiler ABD’den alıyordu, şimdi Türkiye’den alıyorlar. Bunu Türkiye halkları biliyor mu? Bu ülkede içtiği sudan yediği ekmeğe vergi ödeyen yurttaşlar biliyorlar mı? Niçin ÖSO’ya Türk devleti maaş veriyor?

"Siz bu barbar çeteleri nasıl sahiplenirsiniz?"

Bunlar Filistinli çocuğun kafasını kesenler. Katlettikler bir kişinin ciğerini söküp ısıran insanlar. Bunlar vahşet çetesi, bunlar kadınları pazarlarda satmayı hak görenler, Alevi kadınlarını kafeslere doldurup teşhir eden barbar çeteler. Siz bu barbar çeteleri nasıl sahiplenirsiniz? Yarın tarih bunların savaş suçlarını ortaya döktüğünde, siz kendinizi nasıl savunacaksınız?

Bu kabul edilebilir bir durum değil. Baktılar ki bu savaş sadece Afrin’de on binlerce insanın protestolarıyla değil tüm dünyanın protestolarıyla karşılaşıyor. Halklar sokakta.

"Afrinlilerin zaten meclisleri var"

“Bunu biz dünyaya anlatamıyoruz” diyorlar, tabi yanlış bir hamleyi anlatamazsınız. Şimdi de kalkmışlar, ÖSO’ya Afrin’de meclis kurduracaklarmış. Zaten Afrinlilerin meclisleri var. Afrin’de Kürtler, Araplar, Türkmenler, Ermeniler, Aleviler, Sünniler, Êzidîler bir arada. Çok yakın bir zamanda da seçimlerini yaptılar. Ortak bir yönetimle kendi kendilerini yönetiyorlar. Sen kimi kandırıyorsun!

"Koruma ordusu olmadan Meclis’e gelemeyenler Afrin’e gidecekmiş"

Bugün de, işte Afrin’e gideceklermiş. Kimler? Tayyip Erdoğan ve onun itifakı Bahçeli. Sen ya da sizler, şu Meclis’e bile koruma ordusu olmadan gelmeyen insanlarsınız, camiye bile 100 tane araç konvoyu ile gidiyorsunuz. Kimi kandırıyorsunuz? “Ben önce gideyim, sonra da siz arkadan gelin” diyorsun, kimi kandırıyorsunuz?

"Kuvayı Milliye olsa olsa Afrin’de kendi evini savunan insanlardır"

AKP Erdoğan iktidarı diyor ki, “Bu ÖSO Kuvayı Milliye’dir. Bunlar tarihi sık sık tahrip ediyorlar. O kadar çok cehaletle ortaya atıyorlar ki bu da onlardan biri. Kuvayı Milliye Anadolu’da kendi evini savunan yerel güçlerdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında da önemli bir rolü oldu. Aynı dönemde Kuvayı Milliye’nin karşısında bu Osmanlıcı hayalleri kuranların öncülleri Damat Ferit Paşa Kuvayı İnzibatiye diye bir örgüt kurdu. Bir hilafet ordusuydu. Kuvayı Milliye’ye karşı, onlar eşkiyadır diyorlar, öldürülmeleri haktır, farzdır diye fetva veriyorlar. ÖSO olsa olsa Kuvayı İnzibatıye’dir. Kuvayı Milliye olsa olsa Afrin’de kendi evini savunan insanlardır.

"İnsanların kafasına imzalı bombalar atmak yerlilik, millilik değildir"

Afrin’e 500 bine yakın mülteci yerleşmişti, 2011’de savaş patladıktan sonra ve savaş boyunca Afrin’de hiç çatışma olmadı. İnsanların kafasına imzalı bombalar atanlar bunu yerlilik ve millilik üzerinden yaptıklarını söylüyorlar. Fakat bu ne yerlidir ne millidir, bu tam bir savaş suçudur. UNICEF’in verdiği veriler var, insan hakları kurullarının verdiği veriler var. Çok sayıda sivil yaşamını yitirdi.

"Musul’da neyin pazarlığı yapıldı?"

Hükümetin IŞİD’le El Kaide unsurlarıyla kurdukları ilişkilerin neler olduğu ile ilgili ciddi soru işaretleri var. CHP Milletvekili Musul Eski Başkonsolosu’nun açıklamaları var. Musul Başkonsolosluğu’nun kuşatılması ve görevlilerin 3 ay rehin tutulmaları olayıyla ilgili karanlık noktalar var. Türkiyeli görevlilerin IŞİD arkasında namaz kılmasıyla ilgili iddialar var. IŞİD’e silah tutmanın vatan hainliği olduğuna ilişkin Ankara’dan talimat geldiğine ilişkin iddialar var. Ve pek çok iddia var. Hükümete sormak istiyoruz; orada ne oldu? Halkı bilgilendirin. Açıklama yapın. Türkiye’nin Musul’da görevli çalışanlarını Türkiye’ye kim teslim etti? Ne aldınız, ne verdiniz, ne tür ilişkileriniz var? Bunları derhal açıklayın.

"Suriye’de insanları kırbaçlayanlar yarın İzmir’de, İstanbul’da da aynısını yapacaklar"

Bütün bu yaşananlar, Ortadoğu’da girilen girift ilişkiler Türkiye’yi de risk altında bırakıyor. IŞİD’le, El Kaide ile ÖSO ile kurulan bağlar, sınırların geçişkenliği, bu örgütlerin iktidarla kurduğu ilişkiler hepimizin tüylerini diken diken ediyor. Çünkü bu radikal unsurlar, gittikleri yerlerde kendileri gibi olmayanları katletmeyi hak görüyorlar. Bugün Afrin’de bir kişi Alevi olduğu için katledilebiliyorsa ya da bir mağaza içki satıyor diye darmadağın ediliyorsa ya da kendi kurallarına uymuyorlar diye insanlar meydanlarda kırbaçlanıyorsa ve bu kafa bu topraklarda hoş görülüyorsa yarın bunlar İzmir’de de Antalya’da da aynı şeyi yapacaklar, İstanbul’da da aynı şeyi yapacaklar. Dolayısıyla bu, Türkiye halklarını ortak bir sorunudur.

"Afrin savaşı tek adam rejiminin basamağı"

Aslında Afrin savaşı Kürtler anasını görmesin savaşıdır, Kürtler Rojava’da statü kazanmasın savaşıdır. Yoksa Türkiye’deki Kürtler de hak isterler korkusu ile onları yok etmek için yapılan bir savaştır. Ama bir o kadar da, Türkiye’de kurulmak istenen tek adam rejimini inşa sürecinin bir basamağıdır. Afrin’e bugün saldırılıyorsa aslında tek adam rejimini inşa etmek için saldırılıyor. Biliyorlar ki Rusya da ABD de Türkiye’nin orada herhangi bir Osmanlıcılık hayaline geçit vermezler. Fakat tam böyle kışkırtarak, kendi iktidarlarını tahkim etmek ve devlet katında kararlaştırılmış ikili sistemi kurmak için Afrin Savaşı’nı araçsallaştırıyorlar. Bizlerin çocukları bu halkın yoksul çocukları böyle bir savaşın parçasıdır.

"Onlar rakam değil insan"

Afrin’de yaşamını yitiren, sayısını net olarak bilemediğimiz Türk askerleri var. 20 ya da 25 diyor. 20 mi 25 mi? Karşı tarafı küsuratıyla söylüyorsunuz. Peki, bu çocukların bir yaşamı yok mu? Onlar rakam değil insan.

“Ben savaşa gidiyorum” diyenlerin çocukları askere bile gitmemiş"

Burada iki insanın, iki tabuta, ilki cenazeye verdiği tepkiyi görüyoruz. Birinin yüreği parçalanıyor, o bir baba. Diğeri ise elini tabuta koymuş, seçim konuşması yapıyor. Biz bu tabloyu kabul etmiyoruz. İtiraz ediyoruz buna. Biz bu tabloyu kabul etmiyoruz. Bu halkın çocuklarının savaşa böylesine kolay bir şekilde sürülmesine itiraz ediyoruz. Bu halkın yoksul çocukları ölüyor. Onların çocuklarınınsa nerede olduklarını biliyoruz. “Ben savaşa gidiyorum arkamdan gelin” diyenlerin çocukları askere bile gitmemiş.

Bu savaş aslında tek adam rejimini inşa etme savaşı olarak değerlendirilmek isteniyor. Bunun için de anketler yapıyorlar. Anket yapmayacakları söylendi ama Saray anket yapmaya devam edecek. Kuracakları ikili sistemde bir “kurucu baba”ya ihtiyaç var. Atatürk’ün başka bir versiyonu. Bu yeni liberal bir rejim ama siyasal İslam sosuyla bulanmış, dinci politikaları merkeze koymuş yeni rejim inşa etmek istiyorlar. Ki, bu sistem işte bu savaşlar kendini ifade ediyor.

"Türkiye’den kalkan jetler, oy sandıklarını doldursun isteniyor"

Türkiye’den kalkan jetler, oy sandıklarını doldursun isteniyor. Ama sandıklar asla tek adam rejimine izin vermeyecek. Bunun bir örneği de çok hamasi olarak söylemiyorum; bakın “800 terörist öldürüldü sandıklar patlamalı” dediler. Bu bize neyi hatırlatıyor. 10 Ekim Katliamı’nın arkasından “10 Ekim’den sonra oylarımız arttı” demelerine benziyor.

"Halka karşı savaşı kazanamazsınız"

Dün bunları diyenleri bugün kazanamayacakları bir savaşa neden girdiklerini ortaya koyuyorlar. Kazanamayacakları savaşı çünkü halka karşı savaş açılmış. İki ordu savaşırsa onlar birbirini yenebilir ama siz bir halka savaş açtınız. Kürt halkına savaş açtınız, kazanamayacaksınız.

"Savaşı finanse etmek için halkın cebine el atılıyor"

Bu savaşı finanse etmek için halkın cebine el atılıyor. AKP Genel Başkanı diyor ki “Biz eskiden olsa İHA’lar alabilir miydik?”. Ya siz kimin parasıyla alıyorsunuz bunları? Halkın parasıyla. Bol bol kredi alarak, bu halkı, halkın çocuklarını borçlandırarak yürütüyorsunuz bu savaşı. Siz kimi kandırıyorsunuz? Siz kimi kandırıyorsunuz? Her gün maniple edilmiş istatistiklerde büyüdüklerini ifade ediyorlar. Bu ülke büyüyor da niye bizim ekmeğimiz küçülüyor, niye işsizlik büyüyor, niye ücretler artmıyor?

"Damadınız, çocuklarınız İHA - SİHA üreticisi olursa savaşları kışkırtırsınız"

Bunun cevabını tabii ki veremezler. Halkı borçlandırarak savaşı finanse ediyorlar. SİHA ile övünenler, silah tekelini kendi gücü altında toplayan Erdoğan iktidarı, halkı bundan sonra da hep savaşlara süreceğinin ipuçlarını veriyor. Çünkü siz eğer damadınız, çocuklarınız İHA - SİHA üreticisi olursa daha çok kar etmek için savaşları kışkırtırsınız. Dünya savaş tröstleri bunu yapmıyor mu? Siz iktidardasınız ve aynı zamanda bu silahların satışını hazla anlatıyorsunuz.

"Yerli ve milli değil tamamen şahsi"

Biz her zaman halkların sorunlarının çözümünün demokrasiden geçtiğini söyleyenler olarak bu savaş endüstrisine de karşı çıkıyoruz. Bunlar zaten endüstri de değil Aslında montaj. Aldıkları bazı demonte parçaları monte ederek sanki “yerli ve milli” bir şey yaptıklarını söylüyorlar. Bunlar aslında kendi iktidarlarını koruyorlar. Yerli ve milli diyorlar ama yerli ve milli değil tamamen şahsi.

Savaşı finanse etmek için 30 liralık ilacın 27 lirası vergiye gidiyor. Benzin 6 liranın üzerine çıktı, büyük kısmı vergi. Yüzbinlerce evin suyu, gazı kesilmiş. Kredi borçları yüzünden 3 milyonu aşkın insan var. Yoksullar kendini yakıyor, imdat diyorlar. Bu iktidardan kurtulmak için haykıran, bu kış gününde soyunarak iktidarı protesto eden insanlar var. Sadece yoksullar şikayetçi değil, zenginler de şikayetçi. 6000 milyoner de bu ülkeyi terk etti. Bu ülkenin birikimi olan beyinler de bu ülkeyi terk ediyorlar. 27 milyon dekar toprak ekilmiyor. Ermenistan kadar, Arnavutluk adar büyük tarım alanı ekilemez duruma gelmiş. Ne yapıyoruz? Singapur’dan düve alıyoruz. Teşvikleri Singapur’dan düve alımına veriyoruz. Bu da kredi garanti fonu ile piyasayı paraya boğma girişiminin sonuçları. Aslında halklar için değil, sermaye için yapılan büyümenin sonuçları.

"Metal işçileri iktidara pes ettirdi"

Ama iyi bir haber de var: MESS’e pes etiren metal işçileri var. OHAL koşullarında metal işçileri yılmadı, grev yasağına evet demedi, hayır dedi, metal işçileri birleşti ve MESS’e de pes ettirdi iktidara da pes ettirdi. Bu bize örnek olsun, bu Türkiye halklarına örnektir, çünkü birleşirsek işte böyle yeneriz faşizmi. Korku da böyle tuzla buz olur.

Türkiye’nin pek çok sorunu var ve gerçekten yaşanmaz bir hale geldi. Her mahallede kor gibi acı var, yoksulluk var. Yakın bir zamanda Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nde 115 çocuğun hamile olduğunu fakat başvuruların bildirilmediğini, gerekli yasal işlemin yapılmadığını öğrendik. Ki bu buzdağının sadece görünen yüzü. Partimiz milletvekillerimiz mütemadiyen bu sorunların çözülmesi için önergeler veriyor komisyonlar kurumasını istiyor. Fakat iktidarın çok önemli işleri var. Onlar istismarcıları destekleyen politikalarına devam ederek istismarlarına devam etmelerini sağlıyor. AKP, kadınlar boşanmasın, kadın erkek eşitliği olmasın ve istismarlar araştırılmasın istiyor.

"Selam olsun yaşamı sımsıkı saran Kader’e"

Şiddete uğramış bir kadına, Kader’e selam gönderiyorum. Kocası tarafından şiddete maruz bırakıldı. Boynuna ip geçirilerek arabanın arkasında sürüldü ve öldürülmeye çalışıldı ama şans eseri kurtuldu. Yaşamını yeniden inşa etti. Kader şimdi hem kendi yaralarının sarıyor hem de kendisini boynundan bağlayarak sürüklendiği arabayı satıp gelirini Kobanîli çocuklara gönderdi.

Kader biliyor ki aslında cinsiyetlikle ırkçılık birbirinin aynısı. Birbirinin hizmetinde. Eğer cinsiyetçilikle mücadele etmek gerekiyorsa ırkçılıkla da mücadele etmek gerekiyor. Irkçılıkla mücadele edenler de cinsiyetçilikle mücadele etmeliler ki bu dünya güzel bir yer olsun. Selam olsun yaşamı sımsıkı saran Kader’e.

"HDP bitmez çünkü HDP halkın kendisi"

Biliyorsunuz yakında bizim kongremiz var. Kongreye hazırlanıyoruz. Kongreye hazırlanışımız pek çok zorlukla birlikte devam ediyor. Garzan’da mezarlıkları açıp cenazeleri kaçırdılar. Geçenlerde Erdoğan bunu üstlendi. Bu kadar insanlık onuru ile bağdaşmayan saldırılarla karşı karşıyayız. Yine bu sabah İzmir’de 20’den fazla arkadaşımız gözaltına alındı. Her sabah baskınlar var. Fakat bu Türkiye halklarının umuda yolculuğunun önünü kesme operasyonları. Siyasi tasfiye çabaları. Ama HDP bitmiyor, bitmez de, çünkü HDP halkın kendisi.

"HDP barışı haykırmak isteyenlerin sesi"

Şimdi 11 Şubat'ta Ankara'da yapacağımız 3. Büyük Kongremize giderken sokak sokak ev ev çalışma yürütüyoruz. Çünkü bizler güçlü olursak ve kararlılığımızı pekiştirerek öne doğru atılırsak demokrasi güçlerini birleştirebiliriz.

Partimiz bu süreçte en önemli aktör. Bu nedenle 11 Şubat Büyük Kongremize hepimizin dört elle sarılması gerekiyor. Bakın Selahattin Demirtaş’ın posterini parti binasına asan il yöneticimizi gözaltına aldılar. Bundan bile korkuyorlar. En ufak bir sözümüzden, sesimizden korkuyorlar. Çünkü biz bu ülkede söz söyleyemeyenlerin, sesi çıkmayanların da barışı haykırmak isteyenlerin ama bastırılanların da sesi HDP oluyor. O yüzden herkesin bu kongreye güçlü bir şekilde gelmesi gerekiyor. Büyük bir muhalefet şenliği ile bu kongreyi gerçekleştirmemiz gerekiyor. Oradan aldığımız güçle de faşizme karşı demokrasi mücadelemizi taçlandırmamız, savaşı bitirmemiz, demokratik siyasetin önünü açan bir iktidarı inşa etmemiz gerekiyor.

Bu benim bu kürsüden son konuşmam. Tabi ki mücadelede her zaman yan yanayız. Ama 3. Kongremizden sonra bu kürsüden, yeni seçilecek eş genel başkanlarımız size hitap edecekler. Halklarımıza, mücadelede gösterdiği bu dirençten, kararlılıktan dolayı teşekkür ediyorum. Türkiye’nin geleceği bizleriz. Yolumuz açık olsun, umuda yolculuk hep devam etsin!