Politika

Hanefi Avcı: Beni öldürecek örgütlere yardımdan yargılandım

Emniyet eski Müdürü Hanefi Avcı Silivri cezaevinde yaşadıkları ve hakkında açılan davalar hakkında konuştu

07 Temmuz 2014 21:09

Silivri cezaevinde 3 yıl 9 ay tutuklu kalan Emniyet eski Müdürü Hanefi Avcı, ilk önce Devrimci Karargah üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Arkasından Odatv davasında sanık oldu. Ergenekon örgütüne yardım ettiği ileri sürülürken, PKK ve TİKKO örgütlerinin propagandasını yaptığı iddia edildi.

Memuriyetten iki, meslekten üç kez atılan Hanefi Avcı, cezaevinde neler yaşadığını, hakkında açılan davalarla ilgili süreci Sözcü gazetesine verdiği mülakatta anlattı.

Hanefi Avcı’nın Sözcü gazetesinde yer alan röportajı:

İlk önce Silivri Cezaevi’nde geçen 3 yıl 9 aylık süreyi konuşalım…

Cezaevi günleriyle ilgili yalnızlık dışında pek de konuşulacak şey yok. Çünkü genellikle yalnız başıma kaldım. Kalabalık koğuşum hiç olmadı. Silivri Cezaevi çok yüksek güvenlikli bir yer olduğu için, koğuşlar da büyük. Ama biz 25-26 kişilik koğuşta hep 3 kişi kaldık.

Ergenekon ve Balyoz’dan yatan isimlerle bilgisayar odasında mı bir araya geliyordunuz?

Başlangıçta bilgisayar odasında herkes tek çalışıyordu. Aynı davaların sanıklarını bir araya getirmek istemiyorlardı. Bir kişi için bir gardiyan görevlendiriliyordu. Sonlara doğru Balyoz sanıkları ile birlikte tek oda tahsis edildi. En azından birkaç insan görüp, “Merhaba” deme imkanımız oluyordu.

Sağlık problemi yaşadınız mı?

Zaten cezaevine bir kere düştünüz mü, bizim gibi insanlara gelen mektuplar da hep “Aman sağlığına dikkat et” diye başlar. Ben de sağlığıma dikkat etmeye çalıştım. Küçük bir havalandırmamız vardı. Orada voleybol oynuyorduk. Bir gün ayağımı incittim ve sporu bırakmak zorunda kaldım.

“Sol örgütlerin hedefiyim” demiştiniz. Peki şu anda kendi can güvenliğinize yönelik bir endişeniz var mı?

Ben yargılanırken Emniyet Genel Müdürlüğü’ne soruluyor; “Bu kişinin terör örgütü üyeliğine dair ne var” diye. Onlar da; “Şu tarihte, şu eylemde yakalanan kişilerin eylem hedefinde Hanefi Avcı var” diye 5 sayfalık bir yazı gönderiyorlar. DHKP-C, BNKP, TİKKO’nun da aralarında olduğu 5-6 örgüt var bana eylem planında olan. Hatta 2009’da resmi tebligat da yapılmıştı. “Sana yönelik yapılacak bir eylem planına dair ciddi belgeler var. Emniyet müdürüsün, kendini koru” diye. Daha da öncesinde, 2000’lerin başında hayati tehlikem olduğuna dair İstihbarat Dairesi raporu da mevcut. Bir korunma kararım var o tarihte. Ama buna rağmen, bana yönelik eylem yapacak örgütlere yardım etmekten yargılandım. Şimdi o örgütlerin halen tehditleri var mı? Bu sorunun cevabı da aslında bizim davadaki kayıtlarda var. O mahkemede yargılananlar arasında Devrimci Karargah mensubu olduğunu söyleyen bir grup vardı. O grup, mahkemede; “Biz Hanefi Avcı ile sadece hesap sormak için bir araya geliriz. Çıkınca hesap soracağız” diyordu. Ben de “bekleriz” yanıtını veriyordum.

Korkmuyor musunuz?

Her şeyden önce insanım. Benim de korkularım ve tereddütlerim var. Çekincelerim de var. Ama bu çare değil. Kaldı ki Susurluk döneminde bugüne göre çok daha büyük tehlikedeydim ben. 28 Şubat dönemi de riskliydi. Çünkü askerlerin de böyle bir tavrı, gücü, kudreti var. Bugün de cemaatin bir gücü var. Elbette bu anlamda da bir risk var. Ama katlanacaksınız ve eğer bu bir bedelse bunu ödeyeceksiniz. Korkarak yaşamaktansa, kısa ama cesur yaşamak daha onurlu. Ama bu cesaret meselesi de değil, bu bir ahlak meselesi.

Odatv Davası­’nda da sanıktınız. Davanın diğer sanıkları ile hiç bir araya geldiniz mi?

Benim Odatv’deki insanlarla son 10 yıldır görüşmüşlüğüm yok. Kaldı ki görüşebilirdim de. Aramamışlar bile! Demek ki kazara aramış olsalardı, halimiz çok daha kötü olacaktı. Soner Yalçın da Barış Pehlivan da hakikaten her şeyi çok iyi incelemişler ve kılı kırk yarmışlar. Odatv tahkikatı, gelecekte Odatv‘nin önüne koyabileceği namus belgesidir. Yani o tahkikat Soner Yalçın ve Barış Pehlivan’ı aklama belgesidir. Ama maalesef 30 yıl öncesi gibi kitap yazmanın suç olduğu, haber yazmanın suç olduğu bir dönem yaşadık. İnşallah bir daha görmeyiz.

O kitabı yazdığınız için pişman oldunuz mu?

Açıkçası başıma bu kadar büyük işler açılacağını tahmin etmemiştim. Durup dururken bir anda dört tane terör örgütünün üyesidir, bu terör örgütleri ile ilişkisi vardır diye akıllara zarar iddialarda bulunulması, bütün tahminleri aşan bir durum. Düşünebiliyor musunuz; TİKKO neresi, PKK neresi? Devrimci Karargah neresi, Ergenekon neresi? Ben terör örgütleriyle mücadeleye neredeyse ömrümü adamışım. O dosyalardaki deliller, masumiyetimi ispatlayan belgelerle dolu.

Bir daha kitap yazar mısınız?

İnşallah yazacağım. Kitabın ham malzemesi de bu davaların dosyaları. O dosyalar zaten elimde.

Peki Hükümet ve Cemaat arasında devam eden kavga sizce nereye varır?

Bu kavga giderek daha da büyük tahribatlar yaratacak. Çünkü buradaki kavga herkese zarar verir. Veriyor da. Devlet sistemi içinde de, güvenlik bürokrasisi içinde de hesap edilemeyecek büyüklükte bir tahribat var. Hâlâ da bitmiş değil. Bu kavganın kimseye faydası olmaz. Sonunda ülke kaybedecektir. Cemaat de kaybedecektir, hükümet de kaybedecektir. Böyle saray entrikalarıyla, sahte delillerle bu iş yürümez. Bu entrikaların devri çoktan bitti…

Bu ülkeye demokrasiyi, hukuku ve insan haklarını getirmek zorundasınız. Bu üç temel değeri yerleştirmeden devlet olmaz. Ondan sonra da o devlete saygı da kalmaz.

Dinlemelerde yabancı servis ihtimali yok dediniz. Bunu açar mısınız?

Şekil ve uygulamanın kendisine baktığınız zaman burayı adres gösteriyor. Zaten hiçbir yabancı servis, elde ettiği bilgiyi sokağa afişe edip, bu şekilde kullanmaz. Alet ve sistem olarak ise, bu sistem casusluk servislerinin belki 60, hat­ta 70 yıl önce kullandığı sistemdir. Geçmişte NATO üyesi ülkeler önemli bir Sovyet casusu yakalarlarsa, onların kullandıkları yolları bilgi sahibi olunsun diye birbirlerine servis ederlerdi. 1960’larda kullanılan dinleme sistemleri bile, şu böceğin çok daha profesyoneliydi. Yani böylesine gözle görülen bir alet değildi.

Siz içerideyken aileniz neler yaşadı?

Aslında bu süreçte içerideki insanlardan daha çok, dışarıdakiler sıkıntı yaşadı. Birçok şeyi de yarım bırakıyorsunuz. İşleriniz yarım kalıyor, taksitleriniz yarım kalıyor ve her şey sorun haline dönüşüyor. Bu kadar uzun kalacağımı tahmin etmemiştim. Telefonlarımı da kapattırmadım o yüzden. Ama sonunda pin kodlarını bile unuttum! Rehberim silindi.  Cezaevi koşullarının zorluğunu yaşayanlar da en çok aileler oldu. Ailemin böyle bir şeye muhatap olmasını istemedim. “Mektupla haberleşelim” dedim. Çünkü normal insanların oraya pek de fazla gelmemesi lazım.