HAK-İŞ: Siyaset ve devlet, iş güvenliği konusunu "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" perspektifinde ele almalı

"İnsan hayatının söz konusu olduğu yerde maliyet hesabı yapılmaz"

- A +

Meclis İşçi Sağlığı İş Güvenliği İnceleme Alt Komisyonu son toplantısında dinlenen sendika temsilcilerinden hükümete yakınlığı ile bilinen HAK-İŞ Konfederasyonu temsilcisi Ahmet Serdar Karagöz, Türkiye’de 3,5 milyonu aşkın bir işsiz kitlesi ile 3 milyonun üzerinde mülteci bulunduğunu, böyle bir ortamda işçi sağlığı ve güvenliği koşullarının çalışanı ve iş arayanı açısından da geri planda kaldığını söyledi. 

İş Sağlığı Güvenliği konusunda ilkokuldan başlayarak eğitim öneren HAK-İş Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da kullandığı, Şeyh Edibali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözleriyle siyasete mesaj gönderdi.

 Tutanaklara geçen açıklamalar şöyle:

HAK-İŞ KONFEDERASYONU HUKUK MÜŞAVİRİ AHMET SERDAR KARAGÖZ: İşçi sağlığı ve güvenliği ülkemizin maalesef acı hatıralarının olduğu bir alan. Binlerce çalışanın çeşitli sebeplerle önlemlerin alınmadığı ya da ihmal edildiği iş yerlerinde kaza sonuçlarında onulmaz yaralar açıldığı veya ölümler yaşandığı bilinmektedir. Bu da neoliberal politikalar doğrultusunda kamuya ait iş yerlerinin özelleştirilmesi ve özel istihdam bürolarına geçici iş ilişkisi kurma yetkisinin verilmesi, taşeron işçilik, özel statülü personel gibi uygulamalarla da –bu henüz daha yürürlüğe girmedi ama şu an konuşuluyor- İSG kurallarının sağlanmasının biz gelecekte daha zor olacağı kanaatindeyiz.

Diğer taraftan, eğitim sistemimizle bazı göze çarpan hususlar var. Burada, işçilerin piyasanın ihtiyacını karşılayacak özelliklerden yoksun olması durumu da söz konusu oluyor. İşverenlerin aşırı kâr hırsıyla ucuz işçilik adına mesleki eğitimi olmayan işçileri çalıştırmayı tercih etmesi yine bir problem olarak karşımıza çıkıyor ve eğitim sistemimizin de yeterli ara elemanoluşturmaktan yoksun olduğu da bilinmekte. Hâlihazırda, ülkemizde 3,5 milyonu aşkın bir işsiz kitlesi bulunmakta ve 3 milyonun üzerinde de mülteciye ev sahipliği yapıyoruz bildiğiniz üzere. Dolayısıyla, bu ortamda iş arayanlar ile hâlihazırda bir iş yerinde çalışanları için de işçi sağlığı ve güvenliği koşullarının uygulanması kendileri açısından da ikinci planda ve geri planda kalıyor.

En fazla iş kazası ve meslek hastalığının yaşandığı alanlara baktığımızda kömür maden ocakları bulunuyor, daha sonra bunu metal ve tekstil ve tarım işleri takip ediyor. Türkiye’de işçi sağlığı ve güvenliği konuları ölümcül kazaların da meydana geldiği bir alan olarak karşımızda.

BAŞKAN – Tarım mı, tekstil mi?

HAK-İŞ KONFEDERASYONU HUKUK MÜŞAVİRİ AHMET SERDAR KARAGÖZ – Tekstil dedim, daha sonrasında da tarımda da bu meydana geliyor özellikle bu şeylerle. Türkiye’de bildiğiniz üzere daha evvelden bu alandaki uygulamalar tüzükler marifetiyle yürütülüyordu, daha sonrasında 6331 sayılı Yasa kabul edildi ve bununla birlikte yeni mevzuatın uygulanmasına geçildi. Yeni mevzuatın uygulanmasını sağlamak üzere hepimizin birlikte bir sorumluluğumuzun olduğunu kabul ediyoruz ve bununla alakalı da çalışmaya devam ediyoruz.

“İşçi sağlığı ve güvenliği haritası oluşturulmalı”

Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği haritasının oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Bizlere bu haritanın oluşturulmasında istatistiklerin de yön vereceği önemli bir durumdur.

HAK-İŞ KONFEDERASYONU HUKUK MÜŞAVİRİ AHMET SERDAR KARAGÖZ – Tabii, yani, hangi alanlarda bunlara öncelik verilmesi gerektiğine dair bir haritanın oluşturulmasıyla ilgili.

Yine, iş sağlığı ve güvenliği konusunda önemli problemler öngörüsüzlükten, ihmallerden, eksikliklerden kaynaklanmaktadır. Burada meslek hastalıkların teşhisine de ben biraz değinmek istiyorum. Meslek hastalıklarının teşhisi ve bunların veri toplama sistemine dâhil edilmesi de önemli bir husustur.

İş sağlığı ve güvenliği güvenli tasarlanmış iş yeri, üretim aracı ve ham madde, enerji ve güvenli davranış alışkanlığıyla bir bütün arz etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği tüm toplumu ilgilendiren bir alandır ve bu konuda gerekli ilerlemenin kaydedilebilmesi için siyasete, devlete, işverenlere ve sendikalara önemli görevler düşmektedir. Siyaset kurumunun ve devletin, konuyu “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” perspektifinde ele alması, işverenlerinse önce üretim anlayışının yerine, önce güvenlik anlayışını benimsemesi gerekmektedir.

İş kazası ve meslek hastalıkları konusunda ise bir husus da ha dikkat çekici olarak karşımıza çıkmaktadır. Sendikasız ve denetimsiz iş yerlerine de bir de kamunun denetim zaafları eklenince iş kazası ve meslek hastalıkları kaçınılmaz olarak meydana gelmektedir.

Yine, toplu iş sözleşmesi hakkının kullanılması, iş sa ğlığı ve güvenliği tedbirlerinin oluşturulması, sendikal faaliyetlerin artması, sonuç olarak örgütlü toplum hâline gelinmesi çalışma hayatında kamu düzeninin sağlanmasında önemli bir rol arz edecektir.

İstihdam konfederal düzeyde hem de sendikalarımızın faaliyetleriyle -ÇASGEM’le özellikle- ciddi bir iş birliği içerisindeyiz eğitim faaliyetleriyle alakalı. Yine, burada İş Sağlığı Güvenliği Genel Müdürlüğü, İSGÜM’ün faaliyetlerini önemli olarak görüyoruz.

“Sendikaların önündeki baraj gibi engeller kaldırılmalı”

İster devlet ister işveren isterse sendikalar ol sun sosyal hukuk devletinin insana dair uygulamalarında kamu düzeninin sağlanması için yapabileceğiniz bazı da önerilerimiz bulunmakta. Biz İSG alanındaki sorunların giderilebilmesi için öncelikle çalışanların iş kazası ve meslek hastalıklarından korunarak ruh ve beden bütünlüklerinin sağlanmasını temel hedef olarak belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Yerinde ve sürekli denetimin en önemli unsuru olan sendikaların önündeki baraj vesaire gibi engellerin kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.

Toplumda diğer bir şeyse bizim güvenli davranış kültürümüzün de oluşturulması. Bununla alakalı medya gücünün de kullanılarak çocukların izlemiş olduğu çizgi filmlerden tutun, işte, televizyondaki dizi ve filmlere kadar buralarda güvenli davranış konusunun ve rilmesi, işlenmesi de yine bu konunun çözümüne faydası olacak ve uzun süre içerisinde bir kültür oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Konunun bilimsel olarak ele alınması ve akademik camianın da buraya ilgisinin çekilmesi önem arz edecektir. Kaza, hastalık oluş turabilecek risklerin tespiti ve önlenmesi konusunda yeni imkânlar sunan, bilimsel ve teknolojik gelişmeler yakından takip edilmelidir.

Sağlık taramalarının, periyodik sağlık muayenelerinin, özellikle psikososyal risklerden etkilenenlerin tespiti için de farklı kurullar oluşturulabilir.

Yine, İSG alanında önümüze çıkan bir problem de iş sağlığı, güvenliğiyle ilgili denetim yapanların, iş yeri hekimi olarak çalışanların veya uzmanların da işverene bağımlı çalışması sıkıntısıdır. İşverenin yanında çalışanların onların aleyhine rapor düzenlemekte çekince göstereceği kaçınılmaz bir husustur. Dolayısıyla, burada belki yeniden bir yapısal değişikliğe giderek devlet, işçi, işveren konfederasyonlarının bulunduğu ortak bir çatı altında bağımsız, kendi bütçesi olan, kendi denetim sistemi olan, istatistiklerini kendisi toplayan ve buna göre yasa taslakları, önergeler hazırlayan bir yapının oluşturulmasının buna fayda sağlayabileceği kanaatindeyiz.

Yine, işverenler açısından da idari para cezaları söylendi. Burada şunu eklemek belki gerekebilir. Ödül-ceza dengesi kurularak İSG kurallarına riayet eden işverenlerin kamu ihalelerinde belki onlara kolaylık sağlanması, vergi prim düzenlemelerinde yine onlarla ilgili daha artı uygulamalara geçilmesi veya bunlara beyaz bayrak verilerek böyle bir şey yapılması, özendirilmesi, teşvik edilmesi hususları da yine konunun, problemin çözümü için bir önem arz edecektir. Biz tabii ki kimi zaman söylenir “Önlemek ödemekten ucuzdur.” vesaire gibi. Biz o söylemi aslında tamamen reddediyoruz, “İnsan hayatının söz konusu olduğu yerde maliyet hesabı yapılmaz.” diyoruz. 


Okuyucu Yorumları