REKLAMI GİZLE

Gülen: Bütün günahlarımızdan tevbe edelim ve bir arınma süreci başlatalım

Hüseyin Gülerce, Fethullah Gülen'in yazısını köşesine taşıyarak, 'Birbirimizi karalamaktan iftiradan, kem sözden, laf çakmaktan, tepeden bakmaktan vazgeçip üslup güzelliğine dönelim' dedi

- A +

Fethullah Gülen “Sızıntı” dergisinde yayımlanan yazısında, “Hakk’a saygısızlık günahı, insanlara kin ve nefret duyma günahı, fikirlere hürmetsizlik etme günahı, toplumun içine ihtilâf ve iftirak tohumları saçma günahı, karanlık görme, karanlık düşünme günahı, kendimizi masum, başkalarını mücrim kabul etme günahı, herkesi cehennemlik ya da yobaz sayma günahı, olumlu her hareketi baltalama günahı, kendi insanî değerlerimizi tahrip etme günahı ve daha nice günahlar… Bence artık bütün bu günahlardan tevbe etme zamanı gelmiş olmalı” dedi.

Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Gülen’in yazısını köşesine taşıyarak, “Kabahatli aramadan, adım atalım. Bundan böyle birbirimizi karalamaktan iftiradan, kem sözden, laf çakmaktan, tepeden bakmaktan vazgeçip üslup güzelliğine dönelim…” dedi.

Hüseyin Gülerce’nin “Yapamadık, yaptırmadılar…” başlığıyla yayımlanan (6 Eylül 2013) yazısında, Fethullah Gülen’in yazısını köşesine taşıdı.

AKP Ankara Milletvekili ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın siyasi başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Akşam gazetesinden Şenay Yıldız’a verdiği röportajda, “Ben gerilim olduğu kanaatinde değilim. AK Parti’yi eleştiren ve o yazar dediğiniz kişiler cemaat denilen bir hareketi temsil ediyor mu, temsil kabiliyetine sahip mi? Bilmiyorum. Bu kadar büyük yapılar içinde çok farklı görüşten insanlar ve farklı düşünceler olabilir. Bir bünye içindeki bir ferdin eleştirisini bütün bir yapıya mal etmek de doğru olmaz. AK Parti hizmet için siyaset yapıyor, Gülen Hareketi de kendisini hizmet olarak adlandırıyor. Biz siyasi alanda hizmet üretiyoruz, onlar sosyal-kültürel alanda hizmet üretme gayretindeler. Bu büyük yapılar içerisinde ben bir aykırılık, çatışma olduğu kanaatinde değilim” ifadelerini kullanmıştı.

Hüseyin Gülerce’nin yazısı şöyle:

Yapamadık, yaptırmadılar…

Aşağıdaki satırlar, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Sızıntı dergisinin Ağustos 2013 sayısının başyazısından alındı.

Bu satırlarda; Suriye gailesi, kutuplaşma tehlikesi ve çözüm süreci içinde yaşadığımız bütün problemlere, temelde çare olacak tarihî bir ikaz var:

“Toplum olarak bir hayli zamandan beri arzularımızın esiri ve nefislerimizin de köleleri olduk ve pek çoğumuz itibarıyla, bugün hep şeytanın dürtüleri ile oturup kalkıyor, herkesten rahatsız oluyoruz. Bu şekilde davranmakla da –farkına varalım varmayalım– hızla insanî değerlerden uzaklaşıyor ve iç dünyamızda sürekli krizler yaşıyoruz. Evet, pek çoğumuz itibarıyla, birer sevgi otağı olan gönüllerimize, kötülük duyguları gelip taht kurdu. Ruhlarımızı nefret ve düşmanlık hisleri sardı. Artık birbirimizi sevemiyor, kucaklayamıyor ve hoş göremiyoruz. Allah’a, ülkemize, insanlara saygısızlık ediyor ve affedilmeyecek günahlara giriyoruz. Hattâ bazen, bütün bu yaptıklarımızın, bir hizmetmiş gibi alkışlanmasını bile bekleyebiliyoruz.

Nedendir acaba, bütün dünyaya dostluk mesajları sunup ve topyekûn insanlıkla beraber yaşama projeleri ürettiğimiz bir dönemde, hemen her millete, hem de hiç tereddüt göstermeden vermeye hazırlandığımız o geniş dostluk mesajlarının öşrünü (onda bir) olsun kendi milletimizden esirgiyoruz? Evet, herkese dostluğa “eyvallah!” ama ondan evvel, birbirimize karşı beslediğimiz kin, nefret, düşmanlık ve yobazlık duygularını yok etmemiz gerekmez mi? Kin, nefret, düşmanlık ve yobazlık kimde bulunursa bulunsun –ki bu, bir dindar olabileceği gibi, bir ilim adamı da olabilir; bir idareci olabildiği gibi, bir düşünür ya da bir lider de olabilir– çok ciddî bir kusur ve ayıptır.

Bilmem ki, millet olarak kendi kendimizi sorgulama zamanı gelmedi mi?

Eğer bugüne kadar millet fertleri arasında böyle bir kardeşlik ve dostluk tesis edebilmiş olsaydık, bugün karşımızda bulunan o dağlar cesametindeki problemleri bir hamlede aşacak ve sesimizi tâ yıldızlara duyuracaktık. Ama yapamadık veya yaptırmadılar; yaptırmadı ve bizi birbirimizin kurdu hâline getirerek sürekli vuruşturdular… Hakk’a saygısızlık günahı, insanlara kin ve nefret duyma günahı, fikirlere hürmetsizlik etme günahı, toplumun içine ihtilâf ve iftirak tohumları saçma günahı, karanlık görme, karanlık düşünme günahı, kendimizi masum, başkalarını mücrim kabul etme günahı, herkesi cehennemlik ya da yobaz sayma günahı, olumlu her hareketi baltalama günahı, kendi insanî değerlerimizi tahrip etme günahı ve daha nice günahlar… Bence artık bütün bu günahlardan tevbe etme zamanı gelmiş olmalı.

Öyle ise gelin, bütün günahlarımızdan tevbe edelim ve bir arınma süreci başlatalım. Bundan sonra olsun, insanlara karşı saygılı davranıp, insanî değerleri korumaya çalışalım. Fikirlere hürmet edip, kim olursa olsun, herkesi kendi konumunda kabul edelim. Geçmişi, kötü yanları ile kendi tarihselliğine gömüp, dünkü kavgaları şimdilerde yeniden kavga vesilesi yapmayalım. Toplumu değişik kamplara, gruplara ayırmadan vazgeçip, her fırsatta birlik ve beraberliğimizi vurgulayalım… Kırıp parçalayıp, sağa sola saçtığımız kendi parçalarımızı bir araya getirerek, bunları bir daha kopup dağılmayacak şekilde birbirine bağlama yollarını araştıralım…”

Ben bu satırlara şunları eklemekle yetineceğim: Kabahatli aramadan, adım atalım. Bundan böyle birbirimizi karalamaktan iftiradan, kem sözden, laf çakmaktan, tepeden bakmaktan vazgeçip üslup güzelliğine dönelim…