REKLAMI GİZLE

Fatih'in Gazabına Uğramış Bir Köle: Atik Sinan

Tarih boyunca merkezi iktidarla sanatçıların başı sık sık belaya girmiştir.

- A +



Konuk yazar - Cengiz Özdemir

www.cengizozdemir.net



Fatih'in Gazabına Uğramış Bir Köle: Atik Sinan



Tarih boyunca merkezi iktidarla sanatçıların başı sık sık belaya girmiştir. En son Ucube tartişmasıyla gündeme gelen bu durumun tarihimizde birçok başka örneği mevcuttur. İşte bunlardan birisi de Fatih (2. Mehmet) ile Mimarbaşı Atik Sinan arasında yaşananlar olmuştur.

Geçtiğimiz pazar günü Akşam Gazetesinde Amerikalı Fizik Profesörü John Freely ile yapılan bir röportaj yayınlandı. Röportaj Freely'nin son kitabı "Büyük Türk" etrafında dönüyordu. Freely röportajın bir yerinde "Kanuni dönemini çekmek kolay, asıl zor olan Fatih dönemini çekmektir" diye buyurmuş. Doğrudur. Freely yaklaşık 50 yıldır Türkiye'de yaşar ve Türklerin kültürünü ve tarihini çok iyi bilir.  Bu yazının konusu Fatih ile başmimarı Atik Sinan arasındaki olağandışı ilişki ve sonrasında yaşanan dramatik olaylardır.

 Fatih camii külliyesi'nin güney duvarını geçtikten sonra sağa, Yavuzsultan caddesi'ne döndüğünüzde yaklaşık 150 metre daha gidip sola sapınca, yolun hemen yanında uzanan mescidin demir kafesli duvarına yaklaşırsanız Mimar Atik Sinan'ın kabri ile karşılaşırsınız. Mescidin adı Kumrulu Mescit'tir. Yüz yüze birbirine bakan kitabeli taşların altında yatar. Kitabedeki eski türkçe yazı çok güzel bir kaligrafiyle şunlar yazılmıştır (günümüz türkçesiyle)



"Tanrı'nın affına ve inayetine mazhar olan Mimar Sinan, ölümlü dünyadan 876 yılının birinci rabi ayının yirmi yedinci günü (13 eylül 1471) perşembeyi cumaya bağlayan gece akşam namazından sonra, deniz kıyısındaki karanlık hapishanede şehit edilerek, ölümsüz dünyaya göçtü. Tanrı onu mezarın ve cehennemin acılarından korusun..."

Buradaki şehit edilmeden kasıt idamdır. Ancak Mimar Atik Sinan boynu vurularak ya da boğdurularak değil döve döve "idam" edilmiştir. Üstelik elleri de kesiktir! Ellerini kestiren de, devamında dövülerek idamına ferman buyuran da Fatih'tir.

Tarihin karanlıklarında kaybolan ve hakkında çok az şey bildiğimiz Atik Sinan idam edildikten bir süre sonra, başka bir Sinan; Ağırnaslı Koca Sinan doğacak ve Mimarlık tarihini kökten değiştirecek eserler verecekti.

Atik, azad edilmiş kölelere verilen bir sıfattır. Atik Sinan hakkında çok az şey günümüze ulaşmıştır. Ancak isminin önündeki Atik sıfatından anlıyoruz ki aslen köleleştirilmiş bir hristiyandır. 18. Yüzyılın başında "Osmanlı Devletinin Yükselişi ve Çöküşü" kitabını kaleme alan büyük "müneccim" ve bestekar Dimitri Kantemir'e göre gerçek adı Hristodulos'dur. Osmanlı kaynakları da Abdullah ismini yakıştırıyor. Her ikisi de Allahın Kulu anlamına gelir.

Eğer Kantemir'in verdiği bilgi doğruysa, Fatih Hristodulos'u çok seviyordu. O kadar ki, bugün Fener semtinde bulunan Moğolların Meryemi ya da Kanlı Kilise olarak bilinen Panaia Muchlotissa kilisesini Hristodulos'un özel ricası üzerine ferman yayınlayarak asla camiiye çevrilemeyeceğini emretmiştir. Bu ferman sayesinde İstanbul'da Bizans döneminden ayakta kalan ve camii'ye çevrilmeyen tek kilise bu kilisedir. Merak edenler hem bu kilisenin içinde hem de Ayakapı'daki Aya Nikola Kilisesinde bu fermanın birer kopyasını görebilirler.

Fatih'in en büyük hayali İslamın yeni capitolunde adına yaraşır, Ayasofya'dan daha heybetli bir camii yaptırarak şehre damgasını vurmaktı. Bu amaçla Atik Sinan'a bu zor görevi verdi. Atik Sinan elinden geleni yaptı. Ancak sonuç Fatih'i memnun etmedi. Fatih bu camii için özel olarak uzun direkler getirtiği ve Atik Sinan'ın bu direkleri kestiğini duyunca gazaba gelerek "benim camimi Ayasofya kadar âli etmeyip, benim birer rum haracı sütunlarımı kesip camimi kasten alçak ettin!"dediği söylenir. Bunun üzerine Atik Sinan "padişahım, Konstantiniyye'de zelzele çok olub metanet üzere ila inkırazud deveran müebbet ola deyu iki amudu üç zira kesüb Ayasofya'dan selh alçak ettim," der. Sultan daha da öfkelip "özrü kabahatinden büyüktür" diyerek Atik Sinan'ın ellerini kestirir.

Evliya Çelebi'ye göre bu olaydan sonra Atik Sinan, İstanbul Kadısı Hızır Bey'e  gider ve sultandan şikayetçi olur. Kadı Atik Sinan'ı haklı bulur ve "kısas hakkın vardır" der. Yani şer'en Fatih'in de elleri kesilecektir. Ancak Atik günde 20 akçe karşılığı bu haktan vazgeçer. Tabii Evliya'nın oldukça geniş hayal gücüne inanırsak bu mahkemede Kadı Fatihin oturmasına izin vermediğine, Fatih'in de kadı eğer sultan olduğu için kendini kolayacak bir karar verirse oracıkta canını almak için kaftanının altına topuz gizlediğine inanmamız gerekir. Bu "adil" mahkemeden sonra Fatih'in öfkesi dinmemiş olacak ki,  Atik Sinan tekrar zindana atılır ve idam edilir. Ekrem Hakkı Ayverdi'ye göre ise idam edilmemiş kendisi intihar etmiştir.

Bazı kaynaklara göre ise olayın asıl nedeni Atik Sinan'ın zimmetine para geçirerek yolsuzluk yaptığıdır. Ancak yolsuzluk yaptığı için Fatih'in çok sevdiği Mimarbaşına bu zulmü reva görmesine inanmak zor. Esas neden Fatihin 8 yıl süren inşaat sonucunda ortaya çıkan eseri beğenmemesidir.

Ancak 1766 depreminde Atik Sinan'ın haklılığı ortaya çıkar ve Fatih Camii yerle bir olur. Bugün Fatih'te gördüğümüz camii Fatih'in (ve dolayısıyla Atik Sinan'ın) değil, 3. Mustafa döneminde ve Mimar Mehmet Tahir Ağa'nın elinden çıkmadır. Orijinal camii yaratıcısını haklı çıkararak yok olup gitmiştir.

Bu olaydan 70 yıl sonra Kanuni Sultan Süleyman Mimar Koca Sinan'a sık sık camiinin neden geciktiğini, ihmal sözkonusu olursa adaşının başına gelenleri hatırlattığı söylenir. 


(Mehmet Tahir Ağanın İnşa Ettiği Günümüzdeki Fatih Camii)