REKLAMI GİZLE

Ece Temelkuran: Erdoğan, birçok şeymiş gibi davranabilir; ‘gazetecilerin en iyi arkadaşı' bile olabilir

Erdoğan'ın Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinin ardından takındığı beklenmedik ahlaki duruş, birçok Türk için sürpriz olmadı

- A +

The Guardian*
Çeviri: Gonca Tokyol

Türkiye Cumhurbaşkanı daha çok onlarca gazeteciyi cezaevine koyan ya da işlerinden eden amanvermez siyasi baskısı, sonrasında da özgür basın davasını savunmasıyla tanınır. Son zamanlardaysa, Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın şok edici cinayetinin en lafını sakınmaz muhaliflerinden biri olarak meydanda.

Konunun dehşetli detayları komplo teorisyenleri için bir hediye. Kaşıkçı, hükümetinin acımasız doğasını bilmesine rağmen neden Suudi konsolosluğuna gitmişti? Birileri ona güvenlik vadetmiş ve son dakika da onu satmış mıydı? Cinayetin işlendiği ve cesedinin parçalara ayrıldığı belirtilen konsoloslukta nasıl ses kayıtları olabilirdi? Türk hükümetinin sözcüsü gibi davranmalarıyla bilinen na akım Türk gazeteleri nasıl birden bire küresel haber ağları tarafından en güvenilen haber kaynakları haline gelmişti?

Ancak bir husus, neler olduğunun ve cinayet emrini kimin verdiğinin ötesine geçiyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gazetecilerin vazgeçilmez bir hayranı olarak daha yeni keşfedilen rolü ve ahlakın üstün gelmesine yönelik bağlılığı. Açıkçası, bu durum Türk muhaliflere de fanatiklerine de bu ani değişim şaşırtıcı gelmedi. Erdoğan’ın açıklamalarındaki tutarsızlıklara dikkat çekmek, son yıllarda Türkiye’de popüler bir sosyal medya sporu haline geldi. Muhalefete, kekremsi ve tükenmiş bir kahkaha sağlıyor. Artık, dünyanın diğer yerlerindeki takipçiler bile Erdoğan’ın büyük bir oyuncu olduğunu görmek için derinlikli bir siyasi birikime ihtiyaç duymuyor. Yine de, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın diğer popülist sağcı liderlerle ne kadar çok ortak noktası olduğuna bakmak önemli.

"Prens, cinayete iğrenç bir suç derken; sesi Erdoğan’dan daha az üzgün gelmiyordu"

Donald Trump’ın Barack Obama, Hillary Clinton ve CNN’e boru bombası gönderilmesinin ardından söylediklerini düşünün: Tüm tarafların barış ve uyum içinde bir araya gelmesini istiyoruz. Bunu yapabiliriz… Siyaset sahnesindekiler rakiplerine ahlaken kusurluymuş gibi davranmaktan vazgeçmeliler. Aynı Trump, daha önce Obama’ya ‘IŞİD’in kurucusu’, Clinton’a ‘madrabaz’ dedi ve CNN’i ‘sahte haber’’ yaymakla suçladı. Saldırgan politik retoriğin görgüsüz efendisi, yüksek ahlaki standartlardan bahsederken Erdoğan kadar cüretliydi.

Görünen o ki, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Kaşıkı cinayetiyle ilişkilendirilmesi karşısında ahlaki açıdan o kadar şaşkınlığa uğradı ki, gazetecinin oğlunu taziyelerini sunmak için makamına çağırdı. Bir sonraki günkü konuşmasında cinayete iğrenç bir suç derken ve sorumluların cezalandırılması gerektiğini söylerken sesi Erdoğan’dan daha az üzülmüş gelmiyordu.

Geçen hafta, Londra sokaklarında bir araya gelen, AB’de kalma yanlısı İngiliz seçmenlerinin Nigel Farage’dan demokrasi dersi dinlediklerinde yaşadıkları hayret, ilk başta demokrasiye zarar verenler bize ders verdiğindeki tepkimizle aynı.

"Popülist liderler ahlaki davranışın ne olduğu noktasında tek otorite oldukları iddiasındalar"

Sağ popülizmin küresel yükselişi üzerine bir yıldan uzun süre çalışma yaptıktan sonra, ülkeler arasındaki dramatik farklılıklara rağmen birçok ortak nokta olduğunu söyleyebilirim. İlki şu, popülist liderler ahlaki davranışın ne olduğu konusundaki tek otorite oldukları iddiasındalar ve bu iddiaya politik açıdan meydan okumanın zorlukları var. Popülistler bu sözde başarılarını çoğunlukla ahlaki ortak aklı yok etmeye borçlu olsalar da, aynı zamanda destekçileri için ahlaki açıdan en önemli kişi rolünü de oynayabiliyorlar. Bu cüretlerinin birkaç sebebi vardı ancak en büyüğü, bunu yapıyorlar çünkü yapabilirler.

Popülist liderler muhaliflerini sadece amanvermez edepsizlikleri ve direnişi bastırmak için vahşi bir baskı uygulamalarıyla şaşırtmıyorlar, aynı zamanda zamanda da eleştirilere siyasi ahlakin küresel çöküşünü işaret ederek karşılık veriyorlar. En nihayetinde, kim hepimizin bir şekilde dominant ahlaki kodlar tarafından kirlendiğimiz neoliberal dünyada bir popüliste taş atmaya yetecek ahlaki saflık düzeyine sahip ki?

Sağ popülizmin yükselişinin kalbinde ahlaki konunun ancak bu liderlerin nasıl sorumlu vatandaşlar olunacağı konusunda bize ders vermeye başlama pervasızlığını göstermesinin ardından dikkatimizi çekmeye başlaması üzücü. Er ya da geç, iyi ahlakı neyin oluşturduğu konusunda konuşmaya başlayacağız ve Machiavelli’yi Forest Gump gibi göstermeyen, yeni bir tarzda siyaset yapmanın yolunu bulacağız. Çünkü eğer bugün hayatta olsaydı, bugünün utanmaz prenslerine bakınca Machiavelli’nin ‘siyasetin ahlakla bir ilişkisi yoktur’ şiarı kulağına sağ popülizm 101 dersi gibi gelirdi.


*Ece Temelkuran'ın The Guardian Opinion bölümü için kaleme aldığı yazının İngilizce orijinalini buradan okuyabilirsiniz.