REKLAMI GİZLE

Boşanma Komisyonu Başkanı: Aile bütünlüğüne dair konular bilimsel veriler ışığında ortaya konulmuştur

Aile bütünlüğüne dair konular bilimsel veriler ışığında ortaya konulmuş ve öncelikle sorunlar tespit edilmiştir

- A +

Meclis’te kurulan Boşanma Komisyonu' raporunun tepkilere neden olması sebebiyle AKP Milletvekili ve Komisyon Başkanı Ayşe Keşir, konuyla ilgili açıklama yaptı. AKP’li Keşir, kadın hakları savunucuları ve örgütleri tarafından “kadın haklarında geri adım” olarak değerlendirilen rapora ilişkin olarak, “Bazı gruplar tarafından rapor yayınlanmış gibi gerçek dışı ifadelerle kamuoyu kasıtlı olarak yanıltılmaya çalışılmıştır. Komisyon raporu basıldıktan sonra en geniş hali ile kamuoyu ile paylaşılacaktır” dedi. AKP’li Keşir, “Aile bütünlüğüne dair konular bilimsel veriler ışığında ortaya konulmuş ve öncelikle sorunlar tespit edilmiştir” ifadelerini kullandı.

Boşanma komisyonunun raporuna tepki: Kadın haklarında geri adım atılıyor, çocuk evliliği özendirilecek!

“Nafaka, kadının güçlenmesinin önünde bir engel olduğu da söylenmiştir”

Rapor taslağının tartışmalı önerilerinden biri “nafaka hakkının evlilik süresine göre belirlenmesi” idi. Kadın örgütleri bu öneriyi, kadınların nafaka hakkı kısıtlanıyor, kadınlar boşanmaktan caydırılıyor, kadınlar sosyal yardımlara bağımlı hale getiriliyor diye eleştirmişti. Bu öneriyi “çok kısa süren birlikteliklerde süresiz yoksulluk nafakası ödenmesi nafakayı ödeyene orantısız ceza haline geliyor” diye savunan Komisyon Başkanı Ayşe Keşir “Saha çalışmalarında görüldüğü üzere, çok kısa süren (birkaç gün), hatta fiili birliktelik gerçekleşmemiş ve/veya eşit kusurluluk halindeki boşanmalarda, eslerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakası ödemesi, bu nafakayı ödeyen eş için orantısız bir ceza haline geldiği ifade edilmiştir. Yoksulluk nafakasının süresiz olarak verilmesi, bir sorun olarak belirtilmiştir. Bunun ayni zamanda kadının güçlenmesinin önünde bir engel olduğu da söylenmiştir” diye konuştu.

Boşanmayı Önleme Komisyonu AKP’li başkanı Ayşe Keşir’in kendi internet sitesinden yaptığı yazılı açıklama şöyle:

“Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi için Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu,  (Kısaltılmış adıyla: “Aile Bütünlüğünün Korunması Araştırma Komisyonu”) 14 Ocak 2016 tarihinde çalışmalarına başlamıştır. Komisyonumuz, Yüce Meclis’te bulunan 4 siyasi partinin milletvekillerinin önergeleri ile oybirliği ile kurulmuştur.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine tevdi edilen araştırma konusunu bütüncül bir yaklaşımla ele alan Komisyonumuz, bu kapsamda aile bütünlüğünü olumsuz etkileyebilecek risk faktörlerini ve aile kurumunun güçlendirilmesi için alınacak tedbirleri incelemiştir. Komisyonun araştırma alanındaki diğer bir husus, sebepleri ve sonuçları itibariyle boşanma olaylarıdır. Meclis Araştırma Komisyonu çalışmaları ve rapor yazım sürecini 14 Mayıs 2016 tarihinde tamamlanmıştır.

“Raporumuz yayına hazırlanmak üzere redaksiyon aşamasındadır, henüz basılmamıştır. 16 Mayıs 2016 tarihinde yapılan toplantı kapanış toplantısı olup, bir çerçeve sunum yapılmıştır. Ancak, bazı gruplar tarafından rapor yayınlanmış gibi gerçek dışı ifadelerle kamuoyu kasıtlı olarak yanıltılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle yaptığımız çalışmalar ve raporumuzda öncelik verdiğimiz tespit ve öneriler ile ilgili kamuoyunu doğru bilgilendirmeye yönelik bir açıklama yapılmasına gerek duyulmuştur. Komisyon raporu basıldıktan sonra en geniş hali ile kamuoyu ile paylaşılacaktır.

“Komisyon, aile birliğinin korunması ve boşanma olaylarını sadece kadın, sadece es veya çocuk perspektifinden ele almak yerine bütün parametreleriyle bütüncül olarak ele almayı hedeflemiştir. Zira kadın ya da çocuk haklarını savunmak ile aile bütünlüğünü savunmak asla birbirinin alternatifi olarak görülmemelidir. Bu sebeple aile kurumunu oluşturan eşler, çocuklar kadar aile büyükleri, kardeşler, yakın akrabalar, engelli ve yaşlı bireyleri ile ailenin her bir üyesinin yaşadığı sorunlar ve koruyucu önleyici tedbirler de ele alınmıştır.

“Komisyon çalışmaya başladığı tarihten bu yana kamu kurumlarından, STK temsilcilerinden ve akademisyenlerden Türkiye’nin aile yapısı, boşanma nedenleri, aile içi şiddet gibi konularda yaşanan sorunlar ve kurumların çözüm önerileri konusunda 19 toplantı düzenleyerek bilgi almıştır.

“Komisyon, araştırma alanına giren hususları yalnızca olumsuz örnekleriyle değil, olumlu rol modellerini de dinleyerek incelemiştir. Esas hedefimiz, ailenin ve bireyin bir sorunla karşılaştığında bunu ayrılık veya şiddetle değil, olumlu, çatışma çözümleyici bir davranışla nasıl çözebileceğini öğreneceği yöntemlerin de araştırılmasıdır. Bu doğrultuda bireyin ve ailenin çözüm üretme kapasitesinin artırılması aile kurumunun güçlendirilmesinin temeli olarak görülmektedir. 

“Boşanma sürecindeki ailelerde aile bireylerinin mağduriyet yasamadan, çocuğun yüksek yararı gözetilerek, boşanma sonrası sürece sağlıklı bir geçiş yapılabilmesi, boşanmış olsalar da ebeveyn sorumluluklarını sağlıklı bir şekilde yerine getirmelerini kolaylaştıracak gerekli tedbirlerin alınması da Komisyonun öncelikleri arasındadır.

“Araştırma Komisyonunun hazırladığı rapor kapsamında aile bütünlüğünü etkileyen unsurlar çok boyutlu bir perspektifle ele alınmıştır. Aile, insan ve toplum arasında bir köprü olması nedeniyle, hem etkileşim ağı hem de kurum olarak nitelendirilmekte olup sağlıklı ve güçlü aile, sağlıklı ve güçlü bireyler ve toplum demektir.

“Aile bütünlüğünü etkileyen unsurlar, ailenin çözüm üretme kapasitesi, iş gücü piyasası, is ve aile yaşamının uyumlaştırılması, medya, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçları, aileye destek mekanizmaları, hukuksal uygulamalar, yurt dışında yasayan ailelerin sorunları, disiplinler arası bir yaklaşım ile incelenmiştir.

“Aile bütünlüğüne dair konular bilimsel veriler ışığında ortaya konulmuş ve öncelikle sorunlar tespit edilmiştir. Türkiye Aile Yapısı Araştırmaları sonuçlarına göre ailelerin en fazla iletişim konusunda sorun yasadıkları ortaya çıkmış olup bu alanda yapılması gereken çalışmalara ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır. Aile bireyleri sorunlarını konuşarak değil sessiz kalarak, küserek ifade etmektedir. Bu durumda sorunlar çözülememekte, aile çözümün değil sorunun merkezi haline gelmektedir. Aileyi güçlendirmek ve sorun çözme kapasitesini geliştirmek amacıyla Evlilik Öncesi Eğitim, Aile Eğitim Programlarının ve Aile Danışmanlığı hizmetinin yaygınlaştırılması önem arz etmektedir.

“Boşanma sürecinin çatışmalı geçmesinin, kadın mağduriyetlerini ve şiddeti artıran en önemli unsurlardan biri olduğu bilinmektedir. Boşanma sürecine ilişkin çeşitli düzenlemeler yapılması da önem arz etmektedir. Boşanma sürecinde eslerin ve varsa çocukların olumsuz etkilenmemesi amacıyla sürecin çatışma çözümleyici bir perspektifle ele alınması boşanma ve boşanma sonrası sürecin sağlıklı devam edebilmesi için psiko-sosyal destek alabilecekleri boşanma süreci danışmanlığının yaygınlaştırılması gerekmektedir.

“Türk Medeni Kanunu’nun “evlilik birliğinin sarsılması” kenar başlıklı 166’ncı maddesinin dördüncü fıkrasında; boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelden sarsılmış sayılacağı ve eslerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verileceği belirtilmiştir. Ancak hükümde geçen üç yıllık bekleme süresinin günümüzde son derece uzun olduğu, dava ve temyiz sürelerinin tamamı göz önüne alındığında uygulamada mağduriyetlere, taraflar arasındaki uyuşmazlığın artmasına ve hatta çatışmanın devamına yol açtığından bu sürenin bir yıl olarak değiştirilmesi yönünde mevzuatta düzenleme yapılması önerilmektedir.

“Türk Medeni Kanunu’nun “Boşanmada yargılama usulü” kenar başlıklı 184 üncü maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 28 inci maddesi gereğince duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına taraflardan birinin talebi üzerine yahut re'sen mahkemece karar verilebileceği belirtilmiştir. Saha çalışmalarında taraflar ve uygulayıcıların belirttiği üzere bu maddelerin uygulanmasında ortak bir görüş olmadığı dile getirilmiştir. Bu nedenle, özel hayatin gizliliği ve kişilik haklarının korunması açısından aile hukukuna ilişkin boşanma, velayet ve çocuklarla kişisel ilişki davalarında duruşmaların gizli yapılması yönünde mevzuatta düzenleme yapılması önerilmektedir.

“Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası”nı düzenleyen hükmüne göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği belirtilmiştir. Saha çalışmalarında görüldüğü üzere, çok kısa süren (birkaç gün), hatta fiili birliktelik gerçekleşmemiş ve/veya eşit kusurluluk halindeki boşanmalarda, eslerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakası ödemesi, bu nafakayı ödeyen eş için orantısız bir ceza haline geldiği ifade edilmiştir. Yoksulluk nafakasının süresiz olarak verilmesi, bir sorun olarak belirtilmiştir. Bunun ayni zamanda kadının güçlenmesinin önünde bir engel olduğu da söylenmiştir.

“Eslerden birinin süresiz olarak yoksulluk nafakasını ödemesi, özellikle eşit kusur ve çok kısa süreli ve/veya fiili birliktelik olmadan sona eren evliliklerde, bu nafakanın yeni bir çatışmaya yol açmaması ve hakkaniyetli bir uygulama için, yoksulluk nafakasını ödeyecek esin yükümlülüğünün süreli olması gerektiği, farklı ülkelerde görüldüğü gibi belirli bir sürede verilmesine yönelik ilgili kurumlarca çalışma yapılması önerilmektedir. Bu süre zarfında nafaka alan yoksul eşin, sosyo-ekonomik açıdan güçlendirilmesi için meslek edindirme ve istihdam imkânlarından faydalanmasının sağlanması gerekmektedir. Yoksulluk nafakası alan esin mağduriyeti tüm tedbirlere rağmen belirlenen süre sonunda hala devam ediyor ise yoksulluk nafakasının bir fon oluşturularak; bu fondan karşılanması önerilmektedir.

“Asgari ücretle çalışanlar aleyhine hükmedilen yoksulluk nafakalarının da oluşturulan bu fondan karşılanmasını sağlayacak düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

“Boşanma sonrasındaki süreçte özellikle işsizlik problemi yasayan ve herhangi bir mesleki tecrübesi olmayan boşanmış bireyler için özel politika uygulanmalıdır. Aile danışmanları, boşanma süreci danışmanları ve is ve meslek danışmanları, işsizlik ve mesleksizlik sorunu yasayan boşanmış bireylere koordineli hizmet sunmalıdır. Özellikle söz konusu kesimin boşanma sonrası süreçte takibinin, izlenmesinin ve değerlendirilmesinin sağlanmasına yönelik özel bir mekanizmanın kurgulanması gerekmektedir.

“Şiddet mağduru ya da koruma veya bakim altında olan, eğitim seviyesi düşük, kırsal veya yoksul bölgelerde yasayan, işgücü piyasasına ilk kez girecek olan kadınlar ve özel politika gerektiren diğer kadın grupları, işgücü piyasasına kazandırılmak amacıyla özel politika gerektiren kişi ve gruplar arasındadır. Dolayısıyla söz konusu hedef kitlenin işgücü piyasasına kazandırılmasına yardımcı olmak üzere ISKUR tarafından geliştirilen kurs, program, uygulama, proje ve protokollerin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

“Aile bütünlüğünü etkileyen önemli unsurlardan biri olan kadına yönelik şiddet konusunda uygulamalardan kaynaklanan aksaklıkların giderilmesine yönelik hukuksal düzenlemeler yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu konu geçtiğimiz yasama döneminde Kadına Karşı Şiddettin Sebeplerinin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda da detaylı olarak ele alındığı üzere 6284 sayılı Kanunun uygulanması sırasında karşılaşılan bazı sorunların mevzuat düzenlemesi ile çözülmesi gerekmektedir;

“6284 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında tedbir kararlarının en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hakiminden, mülki amirden ya da kolluk biriminden talep edilebileceği düzenlenmiştir. Kanunun amacı ve temel ilkeleri göz önüne alındığında, etkili ve süratli bir usul izlenmesi amacıyla tedbir kararlarının ayni zamanda soruşturma yetkisi bulunan Cumhuriyet savcısından da talep edilebilmesine yönelik gerekli mevzuat değişikliğinin yapılması önerilmektedir.

“6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karsı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında; koruyucu tedbir karar verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmayacağı, önleyici tedbir kararlarının geciktirilmeksizin verileceği belirtilmiştir. Komisyon toplantıları saha incelemeleri esnasında görüşülen tüm uygulayıcılar tarafından (kolluk, yargı, savunma makamı) bu maddenin uygulanmasında bazı sorunlar olduğu ifade edilmiştir. Kolluğun risk analizine, vakanın durumuna, ihtiyaçlarına bakılmaksızın maddede geçen tüm tedbirlerin tamamının, hemen hemen her dosyada en üst sınırdan verildiği görülmektedir. Bu durum infazı zorlaştırmakta tedbir kararlarından beklenen faydayı sağlamamakta, zaman zaman da şiddeti ve kadın mağduriyetlerini arttırmaktadır. Kanunun genel amacına uygun olarak; tedbir kararlarının caydırıcı ve etkin olması için başvuru anında evden uzaklaştırmanın en az 15 gün verilmesi, bu karar uygulanırken bir yandan da daha yüksek ve uzun süreli tedbirlere ne şekilde ihtiyaç olduğunun araştırılması ve sonucu uyarınca uygulayıcıların yeni kararlar verebilmesi yönünde mevzuatta düzenleme yapılması gerekmektedir.

“Tedbir kararı alındıktan sonra, tedbir veya tedbirlerin amacı doğrultusunda uygulanıp uygulanmadığı, mağdur ve failin izleme ve değerlendirmeye alınması gerektiği, rehabilitasyon ve benzeri uygulamaların planlamasının kanunda açıkça düzenlenmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

“6284 sayılı Kanunun tedbir kararlarının bildirimi ve uygulanmasının düzenlendiği 10 uncu maddesinin altıncı fıkrasında, hakkında barınma yeri sağlanmasına karar verilen şiddet mağdurlarının, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait veya bu Bakanlığın gözetim ve denetimi altında bulunan yerlere yerleştirileceği belirtilmektedir. Ayni maddede, uzaklaştırma tedbiri verilen şiddet uygulayan kişi hakkında da, rehabilitasyon, öfke kontrolü vb. programları kabul etmesi halinde, ayni imkânın sağlanması amacıyla mevzuatta düzenleme yapılması önerilmektedir. SÖNIM’lerde şiddet uygulayan kişilere yönelik öfke kontrolü eğitimlerinin basarisi da bu önerinin gerekçesini oluşturmaktadır.

“6284 Sayılı Kanuna göre; kolluk tarafından alınan tedbir kararındaki süre, mülki amir veya hakim tarafından onaylanmaktadır. Ancak hâlihazırda, mesai saatleri dışında ve resmi tatil günlerinde yaşanan olaylar için hakim ve mülki amirin kolluk tarafından belirlenen tedbir kararı süresini onaylaması mümkün değildir. Bu nedenle, mesai saatleri dışında ve resmi tatil günlerinde alınacak tedbir kararının kapsayacağa süreyi kolluk amirinin belirlemesi konusunda mevzuatta düzenleme yapılması önerilmektedir.

“Türk Ceza Kanunun 103 üncü maddesi “Çocukların cinsel istismarı” suçunu düzenlemiştir. Ancak erken yasta yapılan evliliklerle ilgili bir düzenleme olmadığı için uygulamada erken yasta evlilikler de cinsel istismar kapsamında değerlendirilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 124 üncü maddesinde; erkek veya kadının on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemeyeceği, ancak, hakimin olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebileceği belirtilmiştir.

“Türkiye’de 16 yaşını doldurmadan gayri resmi olarak beraberlik yasamaya başlayan, bir veya birden çok çocuk sahibi olan ve daha sonra yasal evlenme yaşını doldurunca resmi nikah kıyıp, 8-10 yıl gibi uzun bir süre evlilikleri devam ederken; erkek es TCK’nin 103. maddesi gereğince; 8 yıl ve daha fazla hapse mahkum olmaktadır. Komisyon çalışmaları sırasında bu durumunda yaklaşık 3000 çiftin bulunduğu mağdurlar ve diğer yetkililerce de ifade edilmiştir. Söz konusu çiftlerden kadınlar, kendileri ve çocuklarının yaşamlarını sürdürmelerinin zor olduğunu ifade ederek; Komisyonumuza müracaat etmiş ve bizzat sorunlarını anlatmışlardır.  Komisyonda kadınlar, evliliklerinin sağlıklı devam ettiğini, eslerinden şikâyetçi olmadıklarını, nikâhlı esleriyle beraber yasamak istediklerini, çocuklarının ve kendilerinin ağır bir psikolojik ve maddi mağduriyet yasadıklarını ifade etmişlerdir. İlgili toplantının tutanağında da görüleceği üzere farklı partilerden Komisyon üyelerimiz de ülkemizin farklı yerlerinden benzer şikâyetlerin kendilerine geldiğini ifade etmişlerdir. Sadece tanımlanan mağduriyeti ifade eden bu çiftler için, kadın ve çocukların mağduriyetini gidermeye yönelik düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulduğu görülmüştür. Bu nedenle Türk Ceza Kanununda çocuğun cinsel istismarı ile erken evlilik durumunun ayrı maddelerde düzenlenmesi gerekmektedir.

“15 yaşın altında evliliğin mutlak suretle suç olarak kalmaya devam etmesi, asla özendirilmemesi gerekmektedir. Komisyonumuza müracaat eden, yukarıda bahsi geçen kadınların mağduriyetlerinin giderilmesi adına, belirtilen durumun doğruluğunun ilgili kurumların yetkili uzmanlarınca hazırlanan detaylı raporlarda tespit ve teyit edilmesi ve koşulların uygun olması halinde, hüküm altına alınan cezanın infazının bir kısmının denetimli serbestlik kapsamında değerlendirilmesi veya ifade edilen mağduriyetle ilgili farklı çözümlerin de Bakanlık, Meslek örgütleri ve STK’larla yapılacak çalıştay benzeri toplantılarla ele alınması da faydalı olacaktır.

"Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin (İstanbul, 11.V.2011) 3 üncü maddesine aykırı olmamak kaydıyla, "aile içi şiddet" iddiası içermeyen, boşanma davalarında, dava süreci sırasında ve sonrasında “sıfır çatışma için” (velayet, çocukla kişisel ilişki, mal paylaşımı, tazminat ve nafakalar için) arabuluculuk sürecinin kullanılmasının faydalı olacağı değerlendirilmektedir.

“Çocuk teslimi ile çocukla şahsi münasebet tesisi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun “ilamların icrası” başlıklı ikinci babında, 25, 25/a ve 25/b maddelerinde düzenlenmiştir.

“Uygulamada, (boşanma ya da velayet davası devam ederken ve bu davalar sona erdikten sonra) çocuk teslimi ve çocukla şahsi ilişki tesisine yönelik mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin icra müdürlükleri aracılığıyla yapılmasının, taraflar arasındaki gerginliği artırdığı, çocuğun ve tarafların manevi olarak zarar görmesine neden olduğu anlaşılmaktadır.

“Yukarıda belirtilen nedenlerle, çocuğun yüksek menfaati de göz önüne alınarak çocuk teslimi ve çocukla şahsi ilişki tesisine yönelik mahkeme kararlarının infazının icra dairelerinin görev alanından çıkartılması gerekmektedir. Bu amaçla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bünyesinde oluşturulacak, içerisinde sosyal hizmet uzmanlarının yer aldığı, teslim ve kişisel ilişki sağlanması sürecinin her aşamasında çocuğun ve tarafların zarar görmesine engel olacak, mahkemelerce verilen kararların uygulanması ve takibini sağlamak üzere kamu gücüne sahip bir idari birim içerisinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi, ayrıca bu işlemlerin tamamının harçtan ve diğer ücretlerden muaf olması yönünde mevzuatta düzenleme yapılması önerilmektedir.

“İş gücü piyasasında aile bütünlüğünü etkileyen unsurların azaltılması amacıyla is ve aile yaseminin uyumlaştırılması konusunda çalışmalar devam etmelidir. Kadınların istihdama katılımlarının arttırılması ile is ve aile yaşamlarının uyumlaştırılmasıyla ilgili yasal çalışmaların yani sıra zihniyet dönüşümüne de ihtiyaç vardır.

“Bagimlilik, ihmal, istismar ve siddet aile hayatini olumsuz etkileyen sorunlar olarak karsimiza çikmaktadir. Bagimlilik madde ve davranis bagimliligi  (teknoloji/internet bagimliligi, sans oyunlari, kumar, siddet vb.) olarak iki sekilde degerlendirilmektedir. Bagimlilik tedavisine iliskin merkezlerin nitelik ve nicelik olarak yeniden degerlendirilmesi önerilmektedir. Ancak esas önem arz eden husus bagimlilikla mücadelede koruyucu önleyici çalismalarin yayginlastirilmasidir. Bagimlilikla mücadelede etkili yöntemlerden bir tanesi olan akran egitimine iliskin projelerin gelistirilmesi gençlerimizin konuya iliskin duyarliligini arttiracaktir ve bu sayede bagimlilikla etkin bir sekilde mücadele edilebilecektir.          

Komisyon raporunda ayrica, ailenin bireylerinden özel gereksinimli olanlar ile yaslilarin yasam kalitelerinin yükseltilmesi de aile bütünlügünün saglanmasi açisindan önemli görülmektedir. Bu konu raporda detayli bir sekilde ele alinmistir.

Aile canli bir sistemdir ve her ailenin yapisinin farkli oldugu bilinmektedir.  Dolayisiyla, ailenin varligini “güçlü ve saglikli” bir sekilde sürdürmesini amaçlayan, aileyi “sorunun  degil çözümün merkezi” olarak gören, kadim dogrular ve yeni gerçekleri dikkate alan bütüncül politikalar üretilmeli ve uygulanmalidir.