REKLAMI GİZLE

50 üniversitenin 305 akademisyeninden barış için 'akil çağrı'

'Göç ettirilmişler, yakınları öldürülmüş ve kaybedilmişler, tacize ve tecavüze uğramışlar, yaşam alanları ve ekolojileri tahrip edilmişler ve yoksullaştırılmışlar sürece dahil edilmeli'

- A +

Barış İçin Akademisyenler Girişimi, barış sürecine öneri ve katkılarını sunmak için düzenlenen basın açıklamasında, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden Yrd. Doç.Dr. Esra Mungan, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Bülent Küçük ve Prof. Dr. Nükhet Sirman, Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü'nden Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, 50 üniversiteden 305 akademisyenin imzaladığı ortak bildiriyi okudu. "Dünyada 1990 ile 2010 arasında 100'ü aşkın barış görüşmesinin gerçekleştiği" belirtilen açıklamada, katılımcı akademisyenlerin "Bu barış süreçlerini incelemeyi ve üretilen bilgileri ilgili aktörlerle, taraflarla, kadınlarla, akil insanlar ve kamuoyu ile paylaşmayı gündemlerine aldıkları" açıklandı. Akademisyenler, çağrı metninde "Amacımız dünyadaki farklı tecrübelerin, Sudan, Meksika, Guatemala, Güney Afrika, İrlanda gibi yerlerde yaşanan barış müzakereleri süreçlerinin, bize ne gösterdiğine bakıp, neler eksik kaldığında süreçler başarıya ulaşmamış, neler devreye girdiğinde ise daha başarılı olunmuş bilgisini edinmek" dedi. Ayrıca, akademisyenler "Akil İnsanlar Komisyonu'nun yasaya bağlanması ve Meclis güvencesinde olması gerektiğini düşündüklerini" belirtti.

Yrd. Doç.Dr. Esra Mungan, sayının dünyada akademik olarak bir ilk olduğunu belirterek, "Metinler genelde ihtiyatla kaleme alınır. Biz barış için akademisyenler girişimi olarak bir araya geldik. Daha barış süreci başlamadan Kürt sorununun çözümü için akademik çalışmalarda bulunuyorduk. Bugün sizleri çağırma nedenimiz üstünde çalıştığımız programı aktarmak” dedi.

'Amacımız dünyadaki tecrübelerin ne gösterdiğine bakmak'

Basın açıklamasında Doç. Dr. Ali Kerem Saysel, barışa en önemli katkının bilgi üretimi olduğunu ifade eden Saysel, "Dünyada 1990-2010 arasında 100'ü aşkın barış görüşmesi gerçekleşti. Bizler bu barış süreçlerini incelemeyi ve ürettiğimiz bilgileri ilgili aktörlerle, taraflarla, kadınlarla, akil insanlar ve kamuoyu ile paylaşmayı gündemimize almış bulunuyoruz. Amacımız dünyadaki farklı tecrübelerin bize ne gösterdiğine bakıp, neler eksik kaldığında süreçler başarıya ulaşmamış, neler devreye girdiğinde ise daha başarılı olunmuş bilgisini edinmek" dedi.

Basın açıklamasını okuyan Saysel şunları söyledi:

"Toplumsal aktörlerin katılımı, çoğulcu ve demokratik bir anayasanın yapılması, anadilinde eğitim hakkının sağlanması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve egemenliğin farklı toplumsal kesimlerle eşit şekilde paylaşılması ile mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca savaş sırasında işlenmiş suçların ortaya çıkması, tazmin ve telafisi gerekiyor. Zorla göç ettirilmişlerin, yakınları öldürülmüş ve kaybedilmişlerin, tacize ve tecavüze uğramışların, yaşam alanları ve ekolojileri tahrip edilmişlerin ve yoksullaştırılmışların sürece dahil edilmesi şart. Nihayetinde onlara danışmadan, onların talepleri karşılanmadan savaşın yaraları sarılamayacaktır."

'Akil İnsanlar Komisyonu Meclis güvencesinde olmalı'

"Sürecin ve görüşmelerin bu toprakların halklarının özgürlük ve barış talepleri açısından sağlıklı geçmesi, zorlukların aşılması, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve en önemlisi de özgürlük getiren bir barışın ve adil bir ülkenin tesis edilmesi için akademik çalışmalarımıza hız veriyoruz ve sürece her türlü desteği sağlamaya hazırız. Sürecin en geniş toplumsal kesimleri kapsamasını ve tüm etnik kimlikleri, inanç gruplarını, sınıfları ve cinsiyet kimliklerini içine alacak şekilde ilerlemesini kolaylaştırıcı bilgi ve becerileri paylaşmaya adayız. Bu bağlamda yaptığımız incelemede öncelikle akil insanlar komisyonu benzeri bir yapının oluşturulmasının uygun bir yöntem olduğu kanısını paylaşıyoruz. Ancak bunun yasaya bağlanması ve Meclis güvencesinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Komisyonun barış ve yeniden inşa sürecini aktif bir şekilde düzenlemesi ve gözlemlemesini destekliyor, komisyonda Türkiye'nin çoğul yapısının ve mağdur kesimlerinin temsil edilmesini önemsiyoruz. Yine dünya örneklerinden yola çıkarak ve Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda barış sürecinin her aşamasında kurulacak komisyonların yüzde elli kadınlardan oluşması gerektiğini beyan ediyoruz."

'Barış sürecinde kadınların olmazsa olmaz' 

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman da "Akademisyen olmasına rağmen dört yıldır Barış İçin Kadın Girişimi'nin bir üyesi olarak görev yaptığını" kaydetti. Sirman, "Barış için kadın girişimi, 2009'dan beri savaşın kadınlar için tahribatını araştıran bir grup. Akademisyen arkadaşlarımızın özellikle Nazan Üstündağ'ın yaptığı çalışmaya göre, Dünyadaki barış anlaşmalarında kadınların olmasının çok büyük bir rol oynadığını gördük. Barış sürecinde kadınların olmazsa olmaz olduğunu gördük. Ama bunların en önemlisi kadınların gerçekten kurulacak olan tüm komisyonlara, süreçlere en az yüzde katılması. En önemlisi kadın sorunlarının masada barış anlaşmalarının önemli bir parçası olarak ortaya çıkmasını talep ediyoruz. Kadınların hem savaşın mağduru ama aynı zamanda da bu süreç içerisinde güçlü sesini duyurmuş bir kesim olarak var olması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

'Alternatif isim listesi önermek istiyoruz'

Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd.Doç. Dr. Bülent Küçük ise "akil insanlar" listesiyle ilgili olarak, "Biz böyle bir şeyi alternatif bir isim üzerinde düşünüyoruz. Alternatif derken bu bir paralel listede olabilir çalışan liste ya da bir izleme grubu da olabilir. Fakat asıl itirazımızdan bir tanesi bunun bir askeri bir formatta söylendiği için psikolojik harekat mekanizması olarak akil insanları düşünmüyoruz. Biz bu komisyonun veya heyetinin, izleme gruplarının bu sürece aktif olarak dahil olup bu süreci kontrol edecek, kolaylaştıracak, daha fonksiyonel bir mekanizma olarak düşünüyoruz. Kendimiz gelecek günlerde alternatif bir paralel isim listesi önermek istiyoruz." dedi.

Barış İçin Akademisyenler Girişimi'nin çağrı metni şöyle:

Türkiye’de yaşayan toplumların barış isteyen tüm kesimleri gibi akademisyenler olarak biz de Kürt sorununun bir an evvel çözülmesini ve özgürlük ve adalet getirecek bir barışın inşa edilmesini istiyoruz. Bu sebeple biz aşağıda imzası bulunan akademisyenler öncelikle, Ocak ayından bu yana süren barış görüşmelerine destek verdiğimizi ve bu süreç sonunda kalıcı ve adil bir barışın tesis edilmesine yönelik her türlü katkıyı yapacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

Akademisyenlerin barışa yapabilecekleri en önemli katkının bilgi üretimi olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki süreç kolay olmayacak. Engelleri aşmak için hem soğukkanlı hem yaratıcı olmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Dünyada 1990 ile 2010 arasında 100ü aşkın barış görüşmesi gerçekleşti. Bizler bu barış süreçlerini incelemeyi ve ürettiğimiz bilgileri ilgili aktörlerle, taraflarla, kadınlarla, akil insanlar ve kamuoyu ile paylaşmayı gündemimize almış bulunuyoruz. Amacımız dünyadaki farklı tecrübelerin, Sudan, Meksika, Guatemala, Güney Afrika, İrlanda gibi yerlerde yaşanan barış müzakereleri süreçlerinin, bize ne gösterdiğine bakıp, neler eksik kaldığında süreçler başarıya ulaşmamış, neler devreye girdiğinde ise daha başarılı olunmuş bilgisini edinmek. Sonrasında Türkiye ile karşılaştırmalı çalışmalar yaparak daha kalıcı ve gerçekçi bir barış süreci yaşanabilmesine ve barışın toplumsallaşabilmesine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.

Türkiye’de barışı inşa etmek için hem savaşın sebeplerini anlamak ve çözmek hem de savaşın yarattığı ağır tahribatı saptayarak tazmin ve telafi etmek gerekiyor. Dünyada benzer örnekler kalıcı ve sürdürülebilir bir barışın her şeyden önce toplumsal aktörlerin katılımı, çoğulcu ve demokratik bir anayasanın yapılması, anadilinde eğitim hakkının sağlanması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve egemenliğin farklı toplumsal kesimlerle eşit şekilde paylaşılması ile mümkün olduğunu gösteriyor. Ayrıca savaş sırasında işlenmiş suçların ortaya çıkması, tazmin ve telafisi gerekiyor. Zorla göç ettirilmişlerin, yakınları öldürülmüş ve kaybedilmişlerin, tacize ve tecavüze uğramışların, yaşam alanları ve ekolojileri tahrip edilmişlerin ve yoksullaştırılmışların sürece dahil edilmesi şart. Nihayetinde onlara danışmadan, onların talepleri karşılanmadan savaşın yaraları sarılamayacaktır. Barışın inşa edilmesi ancak hakikatlerin ortaya çıkarılması ve bunların bir daha gerçekleşmemesini sağlayacak yasaların ve mekanizmaların hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır.

Biz aşağıda imzası bulunanlar bir kez daha açıklıyoruz ki barış sürecinin ve görüşmelerinin arkasındayız. Sürecin ve görüşmelerin bu toprakların halklarının özgürlük ve barış talepleri açısından sağlıklı geçmesi, zorlukların aşılması, kamuoyunun bilgilendirilmesi ve en önemlisi de özgürlük getiren bir barışın ve adil bir ülkenin tesis edilmesi için akademik çalışmalarımıza hız veriyoruz ve sürece her türlü desteği sağlamaya hazırız. Sürecin en geniş toplumsal kesimleri kapsamasını ve tüm etnik kimlikleri, inanç gruplarını, sınıfları ve cinsiyet kimliklerini içine alacak şekilde ilerlemesini kolaylaştırıcı bilgi ve becerileri paylaşmaya adayız.

Bu bağlamda yaptığımız incelemede öncelikle akil insanlar komisyonu benzeri bir yapının oluşturulmasının uygun bir yöntem olduğu kanısını paylaşıyoruz. Ancak bunun yasaya bağlanması ve meclis güvencesinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Komisyonun barış ve yeniden inşa sürecini aktif bir şekilde düzenlemesi ve gözlemlemesini destekliyor, komisyonda Türkiye’nin çoğul yapısının ve mağdur kesimlerinin temsil edilmesini önemsiyoruz. Yine dünya örneklerinden yola çıkarak ve Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda barış sürecinin her aşamasında kurulacak komisyonların yüzde elli kadınlardan oluşması gerektiğini beyan ediyoruz.

Önümüzdeki süreç Türkiye’nin yüz yıldır en can almış sorunlarının tartışılacağı bir dönemdir. Herkesi bu sürece aktif katılıma davet ediyoruz.


Okuyucu Yorumları