Gündem

'Asker kurşuna dizdi, PKK yaptı dedim kurtuldum'

19 yıl önce Diyarbakır Kulp’ta dokuz kurşunla vurulup öldü diye bırakılan Abdullah Ayaz, 'Askerler, kızla birlikte evi ateşe verdi' dedi

28 Ekim 2013 11:29

Diyarbakır'ın Kulp İlçesi'nde 1993'te öldürülen 11 köylünün arasında yer alan ve 9 kurşunla sağ kalmayı başaran Abdullah Ayaz  yaşadıklarını anlattı.  Ayaz, Bize ‘Arkanızı dönün’ diye bağırdılar. Arkamızı döndük. Halay çeker gibi yan yana dizildik. ‘Arkamızı dönün’ diye bağıran uzman çavuşa yukardan biri seslenerek, ‘Ramazan işlerini daha bitirmedindi mi’ dedi. O zaman keleşle taradılar bizi. Ben o sesten sonra, bize ateş açanın isminin, Baskın Taburu’ndan Uzman Çavuş Ramazan olduğunu anladım ve hâlâ unutmadım” ifadesini kuullandı. Gözaltında kaldığı 10 gün boyunca tedavi gördükten sonra savcılığa çıkarıldığını söyleyen Ayaz, "Bana ‘eğer olayı PKK yapmadı desen, işin zor’ dediler. Ben de ifademde ‘Bizi PKK vurdu’ dedim. Savcı beni serbest bıraktı" şeklinde konuştu.
 

Kulp’ta 1993 yılında, Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ün emriyle kurşuna dizilen 11 köylü arasında yer alan ancak bu olaydan yaralı kurtulan Abdullah Ayaz, yaşadıklarını Taraf'tan Remzi Budancir'e anlattı.  Ayaz, köylülerin öldürülmesi dolayısıyla hakkında soruşturma başlatılan emekli Tuğgeneral Ertürk’ün infaz emrini verdiğine tanık olduğunu söyledi.

"Ailem gözümün önünde katledildi" diyen Ayaz'ın 19 yıl önce yaşadıklarını anlatığı söyleşinin Taraf'taki ilgili bölüm şöyle:

 

Operasyonu Ertürk yönetiyordu

 

Bölgede yüzlerce köyün yakılması, birçok sivilin ölümü ile anılan Bolu Komando Tugayı’nın faaliyetleri, 1993 yılı Ekim ayında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde öldürülen 11 köylü ile ilgili iddianamede detaylarıyla yer aldı. İddianamedeki ifadeler, bölgede işlenen vahşeti gözler önüne serdi. İfadeleri iddianameye yansıyanlardan biri de Bingöl’ün Genç İlçesi Geyikdere Köyü nüfusuna kayıtlı Abdullah Ayaz. Ayaz, operasyonun başında bizzat Yavuz Paşa’nın olduğunu söyledi.

 

Paşa ile konuştum

 

Abdullah Ayaz her şeyin, 1994’ün Mayıs ayında Kulp’a yakın Ardürek bölgesinden minibüsle Bingöl’e giderken, komandolar tarafından yollarının kesilmesi ile başladığını anlattı. Komandoların, “Bize bu dağlarda rehberlik edeceksin” diyerek kendisini minibüsten indirdiğini söyleyen Ayaz, helikopterle Lice Yatılı Bölge Okulu’na (YİBO) götürüldüğünü anlattı. YİBO’da orta boylu, beyaz saçlı, dolgun birisinin yanına götürüldüğünü belirten Ayaz, “Askerliliğimi 1993’te bitirmiştim. Rütbeleri iyi tanıyordum. Adı Yavuz’du, rütbesi ise Tuğgeneraldi. Saatlerce benimle konuştu. Bana ‘Operasyon sizin bölgede yapılıyor. Askerleri dağlarda dolaştıracaksın, yol göstereceksin. Sen bu bölgedensin, burayı iyi biliyorsun. Operasyon biter bitmez seni serbest bırakacağız’ dedi. Askerler, ‘Operasyondan sorumlu kişi budur’ diyordu. Akşam saatlerinde çıktık, Lice-Genç arasında bulunan bölgelerde askerlerle birlikte yürümeye başladık” dedi.

 

Kuşatılan bölge Lice- Genç- Kulp

 

Ayaz, operasyon bölgesini şu sözlerle anlattı: “Beş gün dağlarda kaldık. Gittiğimiz istikamet bizim köydü. Bu süre zarfında, o bölgede bulunan birliklerin hepsini öğrendim. Birliklere bölgede bulunan Kulp-Genç köylerinin korucuları da katıldı. Muş birlikleri de Bingöl tarafından gelmişti. Bildiğim kadarıyla operasyonda Bingöl’den Elmalı, Yenisu, Binekli, Doğanevler, Seyfan, Muradan, Çaytepe ve hatırlayamadığım başka köylerin korucuları da vardı. Bunlar Bingöl tarafından gelmiş, tüm dağları ablukaya almışlardı. Benim birlikte olduğum komandolar da, Lice tarafında yer alan Geyiklere Köyü’ne doğru gidiyorduk. 5 gün sonra Geyikdere’ye vardık.”

Abdullah Ayaz’ın anlattıkları arasında, Bolu 2. Komando Tugayı’na bağlı birliklerin isimleri de oldukça dikkat çekici. ‘Balyoz’, ‘Barut’, Baskın’ ve ‘Barış’ isimli taburların Bingöl, Genç ve Lice arasını kuşattığını anlatan Ayaz, bu taburlara Tuğgeneral Yavuz’un komuta ettiğini söyledi.

 

Vücudumuzu dağladılar

 

Beş gün komandolara yol gösterdikten sonra kendi köyü olan Geyikdere’ye ulaştıklarını anlatan Ayaz, burayı kuşatan taburun Baskın Taburu olduğunu belirtti. Komandoların köyde dört gün kaldığını ifade eden Ayaz, “4. günün sabahı saat 06:00’da kapılarımızı çaldılar. Benimle birlikte amcam H. Aziz Ayaz (70), ağabeyim Tahir Ayaz (43) ve küçük kardeşim Cevdet Ayaz’ı (15) alarak, Sağgöze’nin üst tarafına götürdüler. Hepimiz şaşkındık. Ne yapılacağını bilmiyorduk. ‘Bir yanlış anlaşılma var’ diye düşünüyorduk. Bizi Sağgöze Köyü’nün üst tarafına götürüp, çırılçıplak soydular. Bizi Baskın Taburu aldı. Başlarında bir yarbay vardı. Soruları bu yarbay soruyordu. Bize ‘PKK’ya kim yardım ediyor’ diye soruyordu. Cevap versek de işkence sürüyor, vermesek de. Sopalarla dövüyor, ateşte ısıtılan demirlerle vücudumuzu dağlıyordu. Yarbay, 1,85-190 boyundaydı. Dolgun biriydi, bembeyaz saçları vardı. Her tarafı yakıp yıkan buydu. Kıbrıs’tan sürgün geldiğini askerler anlatmıştı. İşkenceli sorgu akşam saat 19:00 sularına kadar devam etti. Bizi buradan PKK’nın boşaltılan kamplarına götürdüler. Yer kazdırdılar bize” dedi.

 

Tetiği çeken Ramazan çavuş

 

O sırada, aslen Bingöl Kığılı olan ama İstanbul’da oturduğunu söylen bir askerin yanlarına geldiğini belirten Ayaz, askerin kendilerine Zazaca “İni Şıma Kışên (Bunlar sizi öldürecekler)” dediğini anlattı. Kendisinin de bunun üzerine amcasına, ‘Bizi öldürecekler’ dediğini, amcasının buna inanmayarak, ‘Niye bizi öldürsünler. Bir yanlış anlaşılma var’ diye karşılık verdiğini kaydeden Ayaz, “O sırada bize ‘Arkanızı dönün’ diye bağırdılar. Arkamızı döndük. Halay çeker gibi yan yana dizildik. ‘Arkamızı dönün’ diye bağıran uzman çavuşa yukardan biri seslenerek, ‘Ramazan işlerini daha bitirmedindi mi’ dedi. O zaman keleşle taradılar bizi. Ben o sesten sonra, bize ateş açanın isminin, Baskın Taburu’ndan Uzman Çavuş Ramazan olduğunu anladım ve hâlâ unutmadım” diye anlattı.

 

Nasıl sağ kaldı

 

Açılan ateş sonrası bayıldığını, gözlerini açtığında sabah olduğunu söyleyen Ayaz, o anı, “Sabaha kadar baygın kalmışım. Kaç saattir ordaydım bilmiyordum. Vücuduma 9 kurşun isabet etmişti. 3 kurşun karın bölgemin sol tarafına, 5 kurşun bacaklarıma ve 1 kurşun da sağ koluma isabet etmişti. Nasıl ölmemişim ben de bilmiyorum. İki kardeşim ve amcam ölmüşlerdi. Yapacak hiçbir şey kalmamıştı” sözleriyle anlattı. Kendileri gibi başka ailelerden köylülerin de kurşuna dizildiğini sonradan öğrendiğini belirten Ayaz, orada kurşuna dizilenlerin Zübeyir, Mustafa ve Sıdık Uygun olduğunu, Uygun ailesini öldüren taburun Balyoz Taburu olduğunu söyledi.

 

Genç kızı yaktılar

 

Çok kan kaybettiğini ve halsiz düştüğünü söyleyen Ayaz, bundan sonra yaşananları şu sözlerle anlattı: “Saatlerce saklanarak yürüdüm. Köye ulaşıp, haber vereyim dedim. Köyümüzün mezrasına geldiğimde köylülere olayı anlattım, kimse inanmadı. Kimse inanmayınca uzaklaştım. Çünkü sıra bu mezradaydı biliyordum. Saklandım ve uzaktan izledim. Mezrayı Barut Taburu bastı. Tüm evleri boşalttı. Kimse eşyasını alamıyordu. Karşısında saklandığım eve 30 yaşlarındaki Kıyamet Tuğa girdi, bir iki parça eşya almak istedi herhalde. Askerler, kızla birlikte evi ateşe verdi. Kız sağırdı zaten. Dışarı çıkarmadılar. Evle birlikte diri diri yandı. Köyün üzerine bir sürü helikopter geldi. 20 mezra ateş içindeydi.

Daha sonra Doğanevler Karakolu’na sığındığını, başından geçenleri Zekeriya Astsubay’a anlattığını ifade eden Ayaz, Zekeriya Astsubay’ın telsizle, o olayı yapan komutana, ‘Siz burada teröristlere karşı mı operasyon yapıyorsunuz, yoksa sivil insanları mı öldürüyorsunuz’ diye sorduğunu söyledi. Karşıdaki rütbelinin ‘Abdullah yanında mı’ diye sorduğunu, Zekeriya Astsubay’ın ‘evet’ demesinden birkaç dakika sonra, bir helikopter geldiğini anlatan Ayaz, “Zekeriya komutan beni uzakta bekletti. Helikopterden inen komutan ile konuşmaya başladı. Helikopter gittikten sonra bana, ‘Seni helikopterden atacaklardı. Çabuk kaybol, nereye gidersen git. Seni ölmüş biliyorlar ve öyle kayda geçmişler’” dediğini söyledi.

 

Jandarma sakladı

 

Karakoldan uzaklaştıktan sonra akrabaları tarafından Bingöl merkeze getirildiğini belirten Ayaz, şöyle devam etti: “Birkaç gün sonra Binekli Köy Muhtarı ve korucubaşı Ahmet Uta, askerlerle gelip beni Bingöl İl Jandarma Komutanlığı’na götürdü. Burada beni Nevzat Yüzbaşı sorguladı. Her şeyi anlattım. Yaralıydım. Beni tedavi ettirdi. Hücrede tutuluyordum. Sadece kontrol için götürüp getiriyorlardı. Birileri gelip beni istiyordu ama komutan beni vermedi. Beni öldüreceklerini biliyordu.”

 

Ölü kaydı yapıldı

 

Gözaltında kaldığı 10 gün boyunca tedavi gördükten sonra savcılığa çıkarıldığını söyleyen Ayaz, “Bana ‘eğer olayı PKK yapmadı desen, işin zor’ dediler. Ben de ifademde ‘Bizi PKK vurdu’ dedim. Savcı beni serbest bıraktı. Bizi öldürmeye götürdüklerinde kimliklerimiz alınmıştı. 40 gün sonra, Genç İlçesi’nde jandarmaya gittik, ifade verdik. Bizi Kulp’a yönlendirdiler. Kimliğimi Kulp’ta askeriyeden aldık. Dilekçe vererek, hayatta olduğumu belirttikten sonra, tekrar nüfusa yaşıyor diye kayda geçildi. Tespit davası ise 3 yıl sürdü. Tüm raporlar jandarma aldı, elimde hiçbir şey kalmadı” diye konuştu.

 

Bolu Tugayı’nın kayıtları kayıp

 

Güneydoğu’da köy yakmalar ve faili meçhul cinayetlerle anılan Bolu 2. Komando Tugayı’nın bilgileri muammaya dönüştü. Savcılığın tugayı sorduğu Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı, ‘Arşivimizde bilgi yok’ derken, Bolu 2. Komando Tugay Komutanlığı tüm arşivin deprem altında kaldığını öne sürdü. Kara Kuvvetleri Komutanlığı da iç güvenlik harekât bölgesinde icra edilen operasyonlara ait bilgilerin kayıt altına alınmadığını belirtti. Komutanlık sadece 1994 yılında 2. Komando Tugay Komutanlığı’nda görev yapan muvazzaf ve emekli subay listesini savcıya gönderdi. Olayla ilgili iddianameyi tamamlayan savcılık, Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 köylünün öldürülmesi ile ilgili dava açtı. Bu davanın yanı sıra yine Bolu Tugayı tarafından 1994 yılında öldürüldüğü iddia edilen 25 kişiyle ilgili soruşturmalar devam ediyor.

 

Birliğimiz OHAL'e bağlıydı

 

İddianamede sanık Yavuz Ertürk’ün savunmasına da yer verildi. Savunmasında 2. Komando Tugay Komutanı olarak Mart-Nisan aylarında emirle Güneydoğu’ya gidip, Kasım-Aralık aylarında Bolu’ya döndüklerini anlatan Ertürk, “Birliğimiz, OHAL Valiliği emrinde Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın komutası altında görev yapmaktaydı. Tugayda, ortalama 450 subay ve astsubay, 4-5 bin er ve erbaş bulunuyordu. Güvenlik komutanlıklarının baş edemediği terör eylemlerine Jandarma Asayiş Komutanlığı’nın emri ile operasyon yaptık” dedi.

 

Sorgulayıp öldürdüler

 

Maktullerden çoğunun PKK ile ilişkilerinin tespit edilemediğinin vurgulandığı iddianamede, “Örgütün yapısı” başlığı altında, Yavuz Ertürk’ün idaresi altında, “Yarbay Ramazan” kod ismini kullanan subay ile diğer görevlilerden oluşan bir grup oluşturulduğu belirtildi. Bu grubun asli görevinden ayrılarak, gözaltına aldıkları kişileri sorgulayıp bir kısmını öldürdüğüi, bu şekilde suç işlemek amacıyla kurulmuş bir teşekkülle dönüştüğü anlatıldı. Bu yapının, “Kasten öldürme” suçu başta olmak üzere birçok suçu Yavuz Ertürk’ün talimatıyla işlediği belirtilen iddianamede, suçların “Terörle mücadele adı altında işlendiğinin mevcut delillerden anlaşıldığı” tespitine yer verildi.