Gündem

AKP'li Aydın Ünal: Erdoğan partinin başına geçecek, içimizdeki asalaklar, haşereler teker teker temizlenecek!

"Kriz zamanı kaybolup zafer zamanı ortaya çıkanlar, kıranlar, dökenler, küstürenler..."

20 Nisan 2017 12:15

Yeni Şafak yazarı ve AKP Ankara Milletvekili Aydın Ünal, "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi"nin yüzde 51.4 "evet" oyuyla kabul edildiğini hatırlatarak "Değişen anayasa ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan partinin başına geçecek. AK Parti, yeni bir heyecanla, coşkuyla, değişerek ilerleyecek" dedi. "Hiç merak etmeyin, göreceksiniz, aramıza sızdılarsa eğer, kibir abideleri, asalaklar, haşereler, çıkar sevdalıları, lejyonerler, dönekler, tembeller, varsa Fetullahçılar tek tek ayıklanacaklar" ifadesini kullanan Ünal, "Çakar lambalı arabalarıyla caka satanlar, pahalı güneş gözlükleriyle tepeden bakanlar, kriz zamanı kaybolup zafer zamanı ortaya çıkanlar, kıranlar, dökenler, küstürenler, ayrıştıranlar, nefsini davanın önüne geçirenler tek tek dökülecekler" diye yazdı. 

Ünal'ın köşe komşusu  İsmail Kılıçarslan, gazeteci Cemil Barlas ve Türkiye yazarı Fuat Uğur'un adını anmadan "Kendisini kelepçeyle meclis kürsüsüne bağlayan CHP'li kadın milletvekili üzerinden hiç anlamadığımız, hiçbir zaman da anlayamayacağımız  şekilde 'seks içerikli, derili merili' espriler yapmayı 'uygun' bulan adamla aynı kafada, aynı safta, aynı mahallede sanılmaktan çok bunaldık be reis" demişti. Bunun üzerine Ünal da İsmail Kılıçarslan'ın söz konusu yazısını sosyal medya hesabında paylaşarak Barlas ve Uğur'u hamam böceğine benzetmişti. Ünal, daha sonra kaleme aldığı yazısında AKP reklam kampanyalarının mimarı  Erol Olçok'un "mahalleye dadanan haşerat tarafından 'ihanet'le itham edildiğini" öne sürmüştü.

Türkiye yazarı Fuat Uğur ise,  İsmail Kılıçarslan'a yönelik olarak  "15 Temmuz gecesi saat 23.00’te bile neden 'Aman sükûnette fayda var' diyebildiklerini de. Aynı kişinin ve benzerlerinin 17 Aralık’tan sonra da Fetullah Gülen amcasına toz kondurmamasını unutmuştuk ama artık acı biçimde hatırlıyoruz" demiş, Yeni Şafak gazetesini "Erdoğan karşıtlığına yakıt taşımak"la suçlamıştı. Uğur, Aydın Ünal için ise, "Her neyse, sonuçta bu şeffaflık iyidir. Evvelden ne müttefik belliydi, ne de sığınakların yeri" ifadesini kullanmıştı.

Star yazarı Ahmet Taşgetiren, Fuat Uğur'un söz konusu yazısına tepki göstermişti. Taşgetiren, "Fuat Uğur Yeni Şafak’ı, yıllardır Cumhurbaşkanı’nın konuşma metinlerini yazan Aydın Ünal’ı yargılıyor. Pes artık" ifadesini kullanmıştı. Taşgetiren, 'bunca zaman nerelerde dolaştıkları bilinmeyen ve bugün hasbelkader AKP'nin orasına burasına sıvanmaya çalışan insanların, buldukları her platformda kendisini hedef aldığını' savunarak "Bazıları, benim de zaman zaman rica - minnet davet edildiğim TV ekranlarından Ethem Sancak'a seslenip 'Niye hala Star'da yazdırıyorsun ki' diye soruyor. Sosyal medya diye bir çamur deryası var zaten, oranın trolleri dolu dizgin" diye yazmıştı.

Yeni Şafak yazarı ve eski Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk ise tartışmaya "Bütün birikimimizi heder ediyorlar. Bir sel gelip, sanki tırnaklarımızla biriktirdiğimiz tüm değerleri silip süpürdü. Bütün birikimimiz, bütün çabamız, bir 'kuş' kadar beyni olmayan, yeni yetme yayın yönetmenleri, köşe yazarları, tv yorumcuları tarafından heder ediliyor gözümüzün önünde" sözleriyle katılmıştı. Öztürk, Ahmet Taşgetiren'e yönelik 'mahallede gösterilen tepkilerle' ilgili olarak ise "Bu medyaya doluşmuş lejyonerlerin, önüne gelen herkesi suçlayan, hakaret eden yazılarına, Ahmet Taşgetiren gibi bu camianın en vicdanlı isimleri de hedef oluyor artık" demişti.

Aydın Ünal'ın "Bu burukluk niye?" başlığıyla yayımlanan (20 Nisan 2017) yazısı şöyle:

7 Haziran seçimleri için yapmışlardı aynı hazırlığı. AK Parti tek başına iktidara gelebilseydi, arkalarına Batı'yı da alarak, “seçimlere hile karıştı” yaygarasıyla dünyayı ayağa kaldıracaklardı.

1 Kasım'da AK Parti açık arayla, ezici bir zafer elde edince “hile” iftirasını dolaşıma sokamadılar.

7 Haziran seçimlerinde yapamadıklarını şimdi yapıyorlar. Seçim öncesi açık taraf olmuş ve “hayır”a çalışmış Avrupa'yı, PKK'ya çalışan AGİT'i, elbette FETÖ'yü, diğer terör örgütlerini arkalarına alarak, “seçimde hile var” iftirasıyla sokakları hareketlendirmeye çalışıyorlar.

16 Nisan'da çok büyük bir zafer kazandık. CHP, HDP, PKK, FETÖ ve FETÖ'nün maşası olmuş sözde milliyetçiler el ele verdiler. Yetmedi, arkalarına Avrupa'nın en güçlü devletlerini aldılar. Kampanya süresince sınır tanımadılar. Her türlü yalanı boca ettiler. Buna rağmen onlar kaybettiler, biz kazandık, Türkiye kazandı.

1 milyon 300 binden fazla oy farkıyla kazandık. Çok büyük bir fark.

Türkiye'nin tam 56 yılını karartan, Menderes'i idama taşıyan, yeni darbeler üreten, hükümet krizlerine yol açan, ekonomiyi daraltan, özgürlükleri kısıtlayan, Türkiye'nin önünü yarım asırdan fazla tıkayan o meş'um 1961 Anayasası tartışmasız hileli 2 milyon oy farkıyla kabul edilmişti.

1987 Anayasa değişikliği sadece 75 bin oyla reddedilmişti.

Çok partili dönemde Başbakanlar rakiplerinden 300-500 bin fazla oy alarak göreve geldiler.

Kazanmak için 1 oy fazla almak bile yeterliyken biz 1 milyon 300 binin üzerinde fazla oy aldık.

Gerçekten çok çalıştık, çok mücadele ettik, çok direndik ve Allah zaferi bize nasip etti.

Muhteşem bir zafer, tartışmasız bir galibiyet...

Peki, muhteşem zafere rağmen, bu burukluk niye?

Havada neden karamsarlık var?

Eğer, “beklediğimiz oyu alamadık, yüzde 55-60 beklerken yüzde 51.3 çıktı” diyorsanız, demek ki beklentilerinizi gereksiz yere çok yüksek tutmuşsunuz. Matematik, sonucun böyle çıkacağını zaten gösteriyordu. Abartanlar bir yana, kamuoyu araştırma şirketleri zaten 51-53 arası bir oran veriyorlardı.

Hile söylentileri de hiç canınızı sıkmasın. CHP 1946'dan beri her seçimde yenildi ve bir kez bile olsun yenilgiyi kabul etmedi. CHP'nin “hileli” demediği tek bir seçim sonucu yok. Zaten, tartışmayı başka bir yere çekmese, hangi CHP Genel Başkanı o koltukta oturabilir? Kılıçdaroğlu da biliyor ki, bir hile tartışması başlatmazsa, kendisi tartışılacak.

Sokakları mı karıştıracaklar? Bu sefer zor, hatta imkansız. Türkiye solu Gezi olaylarını kendisinin yaptığını zannediyor; Gezi'nin arkasındaki Fetullah Gülen'i ısrarla görmezden geliyor. Artık ne Fetullah, ne de istihbarat örgütleri sokakları karıştıramazlar. Tankların önüne çıkmış bir kitleyi sokakta rahatsız etmeye kimsenin cesareti olmaz.

AK Parti'nin gidişatından mı kaygılısınız? 2019'da yapılacak 2 seçime dair endişeleriniz mi var? Ne kaygıya, ne endişeye mahal yok. Değişen Anayasa ile birlikte Recep Tayyip Erdoğan partinin başına geçecek. AK Parti, yeni bir heyecanla, coşkuyla, değişerek ilerleyecek. AK Parti, her zamanki gibi, özeleştirisini yapacak, hatalarından ders çıkaracak, eksikliklerini tamamlayacak, kendisini yenileyecek ve yoluna daha güçlü devam edecek.

Hiç merak etmeyin, göreceksiniz, aramıza sızdılarsa eğer, kibir abideleri, asalaklar, haşereler, çıkar sevdalıları, lejyonerler, dönekler, tembeller, varsa Fetullahçılar tek tek ayıklanacaklar. Çakar lambalı arabalarıyla caka satanlar, pahalı güneş gözlükleriyle tepeden bakanlar, kriz zamanı kaybolup zafer zamanı ortaya çıkanlar, kıranlar, dökenler, küstürenler, ayrıştıranlar, nefsini davanın önüne geçirenler tek tek dökülecekler. Safralardan, prangalardan kurtularak, ilk günkü heyecanla, ilk günkü dava şuuruyla koşmayı sürdüreceğiz.

Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı boyunca, seçmenlerine, sevenlerine, takipçilerine “özgüven” aşılamanın mücadelesini verdi. Hayatı, “inanıyorsanız üstünsünüz” düsturunu aşılamakla geçti. Yıkıldığımız, umudumuzu yitirecek gibi olduğumuz, karamsarlaştığımız her an, omuzlarımızdan tutup sarsan, “başın öne eğilmesin” diye haykıran, “mü'mine yeis yakışmaz” diyen, “biz seferle mükellefiz, zafer Allah'ın takdiridir” diye hatırlatan hep o oldu. Önümüze düştü, özgüven abidemiz oldu, liderimiz oldu.

Gün, burukluk, karamsarlık günü değil; 7 düvele karşı kazandığımız muhteşem zaferimizle, 80 milyonun, Türkiye'nin zaferiyle, tevazu içinde iftihar günüdür. Başınız öne eğilmesin. Her şey asıl şimdi başlıyor.