Gündem

'AKP Gülen cemaati kavgasının geri dönüşü olmaz'

Mehmet Bekaroğlu: Dershaneler Gülen Cemaati için harekete kadro kazandırılan yerlerdir. Dershaneler bu anlamda göründüğünden daha büyük bir öneme sahip

06 Aralık 2013 17:36

Bir dönem Milli Görüş hareketinin önde gelenlerinden olan Prof. Dr Mehmet Bekaroğlu, AKP ile Gülen cemaati arasındaki “dershanelerin kapatılmasına yönelik yasal düzenlemenin” gerginliğin görünen yüzü olduğunu belirterek, “Aslında dershane sorununu biraz çözdüler en azından ileri tarihe ertelediler gibi görünüyor. Kavga ise kıyasıya sürüyor. Ben bu kavganın geri dönüşünün olacağını düşünmüyorum” dedi.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Şubat 2012’de KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla mahkemeye çağrılmasıyla başlayan ve hükümetin dershanelerin kapatılmasına yönelik yasal düzenleme yoluna gitmesinin ardından zirveye çıkan AKP- Gülen cemaati arasındaki gerginlik kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Bir dönem Milli Görüş hareketinin önde gelenlerinden olan Mehmet Bekaroğlu, AKP – cemaat kavgasını Birgün gazetesinden Can Uğur’a değerlendirdi.

Birgün gazetesinde yayımlanan söyleşi şöyle:

AKP-Cemaat gerginliği Milli Görüş ile Nurcuların tarihsel ilişkilerini gündeme getirdi. Bu iki yapının ilişkisi nasıldı?

- Bu iki yapının tarihsel olarak birbirleriyle olan ilişkileri hep gergin olmuştur. Aralarında ideolojik farklılıklar da dahil olmak üzere çeşitli konularda görüş ayrılıkları olagelmiştir. Milli Görüş çizgisi Erbakan öncülüğüne mevcut siyasal düzlem içerisinde bir parti üzerinden iktidar olmayı hedef olarak önüne koymuştur. Nur hareketi ise farklı yapıları bünyesinde barındırmakla birlikte siyasete daha mesafeli duran ve Said-i Nursi’nin tabiriyle insan yetiştirmeyi esas almış bir harekettir. Dershane vb. yapılarda bu etkinliklerini yürütürken bir bakıma siyaseten çok görünür olmayı tercih etmemiştir. Gerginlik ya da farklılık da buradan kaynaklanmaktadır. Ancak iki yapı da iktidar hedefleyen iktidar olmayı isteyen karakterdedir.

Gülen Cemaati’nin ne gibi farklılığı bulunuyor?

- Gülen Cemaati, Nurcu hareketin kabullerinin yanı sıra mevcut vesayet rejimlerine kendi eğitim kurumlarında yetiştirdiği isimleri koymayı hedeflemiştir.

28 Şubat’a gelecek olursak. O dönem Milli Görüş ile Cemaat’in pozisyonları nelerdi?

- 28 Şubat’ta bilindiği gibi Erbakan iktidardaydı. Kendi dünya görüşü çerçevesinde politikalarını uyguluyordu. Ancak o dönem hakim olan sistem ve batılı güçlerin aldığı pozisyon neticesinde ‘postmodern darbe’ diye adlandırılan süreç yaşandı. Cemaat ise  dönem daha önceki sıkıntılı dönemlerde olduğu gibi ‘buradan zarar görmeden nasıl çıkarımın‘ hesaplarını yaptı ve adımlarını o şekilde attı. Bu nedenle Erbakan’a ya da o dönemin hükümetine hiç destek vermediler. Dönemin gazetelerinde bunların hepsi yazıyor. Bugün demokrat geçinen Cemaat o dönem hükümete ‘bırakın iktidarı’ diyebildi.

Peki bugün neden Cemaat “28 Şubat’ta çok sıkıntı çektik” diyor?

- O dönem İslamcı bilinen herkese topyekûn savaş ilan edildi. Muhtemelen taşrada da Cemaat bunun baskısını hissetti. Ancak Erbakan ya da dönemin hükümetinin yaşadığı türde baskıları kesinlikle yaşamadı.

O süreci nasıl yaşadılar?

- Tıpkı 12 Eylül’de yaptıkları gibi iktidar kimdeyse ve süreç kimin tarafından yönetiliyorsa onun yanında yer almışlardır. Orduyu öven haberler gibi. Ben kendi hayatımdan o döneme dair bir anekdot anlatmak istiyorum. O dönem KTÜ’de Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisiydi. Baskıları da yoğun biçimde hissediyordum. YÖK hakkımda soruşturma açtı. Ben o dönem soruşturmayla uğraşırken kendine islamcı diyen ismini vermek istemiyorum ama bir islamcı kendisine herhangi bir şey sorulmadan aleyhimde beyanatlarda bulundu. Dilekçe verdiler. Bir insan birlikte namaz kıldığı birlikte mescite gittiği bir arkadaşı hakkında böyle karalayıcı bir eylemde bulunur mu? Bulundular. Bu kadar ahlaktan yoksun bir tavır sergilendi.

Cemaat’in pragmatik davrandığını söyleyebilir miyiz?

- Elbette pragmatik ve takiyeci.

Gülen’in Hz. Cebrail parti kursa oy vermem sözünü nasıl yorumluyorsunuz?

- Aynı pragmatizmin parçası. 12 Eylül 2010 referandumunda da mezardaki ölülere oy kullandırın denildi.

Bugüne gelecek olursak taraflar arasında yaşananlara ‘dershane krizi’ diyebilir miyiz?

- Kesinlikle hayır. Dershane işin görünen kısmı. Aslında dershane sorununu biraz çözdüler en azından ileri tarihe ertelediler gibi görünüyor. Kavga ise kıyasıya sürüyor.

Dershaneler Cemaat için ne anlama geliyor?

- Dershaneler Gülen Cemaati için harekete kadro kazandırılan yerlerdir. Dershaneler bu anlamda göründüğünden daha büyük bir öneme sahip. Yanı başında kurulan yurtlar da bu işin bir diğer tarafı. Özellikle zeki çocukları seçiyorlar. Bu anlamda biraz daha ‘geride’ olanlarla kesinlikle fazla ilgilenmiyorlar. Bu kaynağın kurutulmasından korkuyor Cemaat. Eğitim gibi bir dertleri bulunmuyor.

AKP’nin böyle bir derdi var mı?

- Elbette onların da bulunmuyor. İki tarafın da asıl kavgası iktidar olmak ve buradan yürümek üzerine kurulu. Sözlerimden AKP iyi Cemaat kötü yorumu çıkartılmamalı. AKP’nin de Cemaat’in de demokratikleşme insan hakları gibi dertleri bulunmuyor. İki taraf da mevcut sistem içerisinde kendi konumlarını güçlendirmek ve hakimiyetlerini perçinlemek istiyor. Mesele bu kadar basit. İktidarın mahiyeti ve yapısı ile hesaplaşmak değil amaçları.

Tarafların amaçları ne?

- Kemalist iktidarın nasıl bir birey yetiştirme perspektifi varsa bunların da ‘dindar nesil’ yetiştirme projeleri var.

Taraflar arasındaki tartışma giderek sertleşiyor. Çok ağır ithamlar var yöneltilen. Ne düşünüyorsunuz?

- İktidar kavgaları böyle olur. Bütün iktidar kavgaları sert olur ve kural tanımaz. Ölçü ve ahlakı yoktur. Bunların da yaptıkları budur. Dün iktidarı savunan ve ben iktidarı eleştirdiğim için bana mesafeli duran bazı Cemaatçiler bugün benim söylediklerimin aynısını söylüyor. Bu da ilginç bir durum tabii.

İki taraf da kendini ‘mağdur ve haklı’ gösteriyor?

- Vesayet ile hesaplaşma konusunda bu iktidar döneminde bazı adımlar atıldı. Atılan adımlarla birlikte yasa dışı dinlemeler fişlemeler gibi gayri meşru yollar da denendi. Bunun üzerinden insanlar suçlandı ve yargılandı. Bugüne geldiğimizde ise iki taraf dün birlikte kullandıkları yöntemi birbirlerine karşı kullanıyor. Bu araçları kullanan insanların ahlakı ve vicdanı olmaz. Belden aşağıya vurarak yürütülen bir savaş var.

Bu kavga nereye gider?

- Ben bu kavganın geri dönüşünün olacağını düşünmüyorum. Çünkü sadece içeriye dönük içeriden ibaret bir kavga söz konusu değil. Uluslararası ayağı olan bir kavga. Özellikle batılı güçler Erdoğan’dan çok memnun değiller. On yıllık iktidarı döneminde piyasacı yönelimleri Batı için olumluluk gösteren Erdoğan komutasındaki AKP bugün aynı görüntüyü vermiyor. Bu da Batı açısından bir ‘tehlike’ anlamı taşıyor. Ancak içerideki meseleye bakacak olursak iktidarın Cemaat’e yönelik baskıları da artacak ve önemli zararlara yol açacak gibi duruyor.

Tartışma tabana nasıl yansır? Toplumsal bir karşılığı olur mu?

- İlla ki tarafların kendi tabanlarına dönük bir çalışmaları olacaktır. Ancak Cemaat’in taban örgütlenmesi bu bakıma daha aktif ve organik. Klasik bir Cemaat yapılanmasını aşan etkinlikleri ve hegemonyaları var.

Hükümete yakın STK’lerin son yayımladıkları metni nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Gezi sürecinde ortak hazırlanan metni şimdi Hükümet Cemaat’e karşı hazırlamış. Yöntemleri hep aynı. Taraflar arasında ahlaki ve vicdani olmayan kuralsız bir kavga var.

 

İlgili Haberler