REKLAMI GİZLE

Akif Beki: Niye Erkin Koray'ın 'Fesuphanallah' şarkısını başa sarıyoruz yine

"Nereden geri geldi de dilime yapıştı şimdi yine 'Komşu komşu/Hu' diye başlayan o eski tekerleme"

- A +

Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın basın danışmanlığı görevini üstlenen Akif Beki, iktidar partisi AKP'ye birtakım eleştiriler yöneltti. AKP'nin yaptığı en büyük devrimin, sorunların kökünü hep kendinden başka yerde arama zihniyetini geri püskürtmesi olduğunu savunan Beki, son zamanlarda sık sık dile getirilen "dış mihrak" söylemine de tepki gösterdi. 

Karar yazarı Beki, yazısının devamında "Niye Erkin Koray’ın 'Fesuphanallah' şarkısını başa sarıyoruz yine" dedi ve şarkının şu sözlerine yer verdi:

“Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah/Biri biterken öbürü de başlar vermesin Allah/Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah/Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah/Alemin keyfi yerinde yine maşallah/Bize de bir gün kader güler güler inşallah"

Beki'nin 'Kökü dışarıda' sorunlarımızın sorunları gelir inşallah"  başlığıyla yayımlanan (17 Nisan 2018) yazısı şöyle: 

“Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz” sözünü siz de anımsıyor musunuz?

Ben sık sık mırıldanırken yakalıyorum kendimi.

Meclis muhafız taburunun duvarında yazan vecize olarak yayılmıştı.

Ama 2011’deki sivilleşme reformuyla Meclis’ten çekilen tabur, giderken lafzının yanında onu ruhen de götürdü sanki.

Kışla klasiği olarak oraya asıldığı halde, Meclis’tekine subliminal anlamlar yüklendiği de olurdu.

Asker gitti ve fotoğrafta görüldüğü üzere duvardan silindi, artık boş.

Oysa eleştirilecek tek antipatik yanı, lafta kalmasıydı.

AK Parti de başarısızlıklarına sürekli mazeret uyduran eskinin iktidarlarını bu hatırlatmayla vurmuyor muydu?

Kötü yönetimlerin geçmişte arkasına saklandığı bahanelerle mücadele ederken, sevmiyor muydu bu sözü?

AK Parti’nin devraldığı Türkiye’de, devamlı halının altına süpürülen sorunlar, dağ gibi birikmişti.

Sorunları yokluğa mahkum etmek, varlıklarını ortadan kaldırmıyordu.

Kendinde hata, kusur aramayan siyasiler, her konuda suçu başkasına atmayı alışkanlık haline getirmişti.

Onlar yapmamıştı; kah şu dış mihrak, kah bu sömürge valisi, kah o IMF komiseri yapmıştı her şeyi.

Batan ekonominin de, can yakan hayat pahalılığının da, yarınından emin olmayanların kaçış kapılarındaki uzun vize kuyruklarının da, vatandaşların geleceklerine inanç ve ülkelerine aidiyet bağlarındaki zayıflamanın da, patlayan kur ve enflasyonun ateşinde kardan adam gibi eriyen paranın da sorumlusu onlardı.

Sorumluluk üstlenmek yerine, milleti ha babam günah keçisi tokatlayarak oyalayanların, güya şeytan taşlamaktan tavafa fırsat bulamadığı yıllar...

Sorunların üstüne örtülen bir şaldı, dış kaynaklı ekonomik ve siyasi saldırılarla uğraşmaktan baş kaldıramama mazereti.

O şalı kaldırıp attığında, daha fazla ertelenemez, ötelenemez devasa sorunlarla karşılaşmadı mı AK Parti?

Yüzleşip acil eylem planlarıyla üstüne gitmese, gerçekçi çözümlerle göğüslemese, tarihi reformlarla müdahale etmese, sorunları sümenaltına itmeye devam etseydi, ayağa kalkabilir miydik?

Bırakın acı reçetelerin bizi kurtarmasını, topluma çöken karamsarlığı ve gelecek korkusunu yenip bugünleri görebilir miydik?

AK Parti’nin yaptığı en büyük devrim, sorunların kökünü hep kendinden başka yerde arama zihniyetini geri püskürtmesi değil miydi?

Öyleyse nereden geri geldi de dilime yapıştı şimdi yine “Komşu komşu/Hu” diye başlayan o eski tekerleme:

“Oğlun geldi mi/Geldi/Ne getirdi/İncik boncuk/Kime kime/Sana bana/Başka kime/Kara kediye/Kara kedi nerede/Ağaca çıktı/Ağaç nerede/Balta kesti/Balta nerede/Suya düştü/Su nerede/İnek içti/İnek nerede/Dağa kaçtı/Dağ nerede/Yandı, bitti, kül oldu...”

Ve niye Erkin Koray’ın “Fesuphanallah” şarkısını başa sarıyoruz yine:

“Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah/Biri biterken öbürü de başlar vermesin Allah/Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah/Yok mu çaresi dostlar fesuphanallah/Alemin keyfi yerinde yine maşallah/Bize de bir gün kader güler güler inşallah...”