Gündem

3500 yıl önce Çorum: Hitit'te Bey'e iltimas geçilmez; 2018 Çorum: Aile üniversitesi...

"Hitit medeniyeti esas şimdi öldü diyebilir miyiz?"

22 Eylül 2018 12:25

Karar yazarı Yıldıray Oğur Hitit Üniversitesi'nde pek çok akrabanın görev yapmasını eleştiren bir yazı kaleme aldı. Yazısında 3 bin 500 yıl önce Hititlilerin yazdığı kurallara yer veren Oğur, "3500 yıl önce yeni nesillere aktarılmak için çivi yazısıyla tabletlere kazınmış onca tecrübe, birikim, tavsiye Hitit adını taşıyan bir üniversiteye bile ulaşmamıştı" dedi.

"Hitit medeniyeti esas şimdi öldü diyebilir miyiz?" diye soran Oğur'un "Hititler duysa çok üzülürdü!" başlığıyla (22 Eylül 2018) yayımlanan yazısı şöyle:

Bundan 3660 yıl önce Hitit tahtına oturan I. Hattuşili, bugünkü Çorum merkezin bir saat uzağındaki Hattuşaş kentini Hititlerin başkenti yaptı.

Tarihe diğer büyük katkısı ise Suriye’den getirttiği katiplere yazdırdığı tabletlerle Hititlerin yazılı arşivlerinin temelini atması oldu.

Bugün bu Hitit tabletlerinden 30 bini gün yüzüne çıkarıldı. İstanbul, Ankara ve Çorum’daki müzelerde sergileniyor.

O tabletlerin en eskilerinden biri Hitit devlet yönetiminde terfi, liyakat, hesap verme hakkında fikirler vermekteydi.

Malatya-Elbistan civarında olduğu düşünülen Hurma şehrinde meydana gelen bir olay hakkındaki tablette Kral Hattuşili’nin Hurma şehrine yönetici yaptığı Hurmalı Askaliya ile yönetici yaptığı bir çömlekçi arasında geçen olay anlatılmaktaydı:

“Ispudasinara çömlekçi idi.

Hurmalı Askaliya onu aldı.

Onu Udahzumi kentinde yönetici yaptı.

Askaliya onu öldürecekti ve onu hapishaneye koydu.

Fakat Askaliya'ya karşı sorun çıktı.

Onu hapishaneden bıraktılar.

Ve o Askaliya'ya söyledi.

Sen hatalısın.

Krala saygısızlık yapıyorsun.”

Bir çömlekçi sadece yönetici olmamıştı. Aynı zamanda kendisine haksızlık yaptığını düşündüğü yöneticisine de hesap sormaktaydı.

Tabletin devamında Askaliya’nın akıbeti de anlatılmıştı.

Onun sonunu getiren de her devrin klasik ayak kaydırma yöntemi iftira olmuştu:

“Askaliya Hurma şehrinde bey idi.

O her bakımdan bir adamdı.

Onu babama 10 kötülediler (iftira ettiler).

Onu getirtti ve onu Ankuwa'ya sürdü.

O kuvvetli adamlardandı.

Fakat o yoksulluk içinde öldü.”

Ama bir tablete bütün bunları yazdıran Hattuşili’nin oğlu yeni kral I. Murşuli olmuştu. Bu da bu hatayla yüzleşildiğini ve bu tecrübenin bir devlet bilgisi olarak kayıtlara geçirilmiş olduğunu göstermekteydi.

Onlardan beş nesil sonra Hattuşaş’taki Hitit tahtına kanlı bir iktidar mücadelesinin sonunda Telepinu oturdu.

Kral I. Huzziya'nın kızkardeşi İstapariya ile evli olan Telepinu, kralın kendisini öldürmeye çalıştığını öğrenince onu tahttan indirip yerine geçmiş, bu sırada ardarda meydana gelen suikast girişimlerinde de eşini kaybetmişti.

Eski Kral Huzziya'yı bütün ailesiyle birlikte sürgüne gönderen yeni kralın tahta oturur oturmaz yaptığı ilk iş ise bu kanlı taht kavgalarına bir son vermek için bir ferman yayınlamak oldu.

Telepinu Fermanı ilk hükmüyle kimin kral olacağını bir düzene bağlamıştı:

“Önce birinci dereceden bir prens varsa o kral olsun eğer birinci dereceden bir prens yoksa ikinci dereceden bir prens tahta geçsin eğer varis olacak hiçbir prens yoksa birinci dereceden bir prensese iç güveysi alsınlar o kral olsun.”

Ama fermanı esas tarihi yapan Kral’ın bu düzeni korumak için koyduğu başka bir hüküm oldu.

Kral Telepinu, fermanda asiller Meclis’i Panku’ya bu düzeni bozan her kim olursa olsun, isterse kraliyet ailesinden biri olsun onu yargılama ve idam etme yetkisi vermişti:

“Eğer kimse kötülük yaparsa ister evin babası, ister saray oğlanlarının başı, koruma kıtasının (zıpkıncılar) başı, savaş alanı binbaşılarının başı, ister arkadaki ister öndeki biri olsun, siz asiller meclisi onu yakalayın ve onu dişiniz ile kemirin.”

Bir Meclis’e saltanat ailesini denetlemek için verilen bu yetki sayesinde 3500 yıl önceki bu ferman dünyanın ilk yazılı anayasa metni kabul ediliyor.

Telepinu’nun bu adımıyla Hitit yasalarına “Bey’e iltimas geçilmemesi” hükmü yerleşmişti.

O yüzden ondan 300 yıl sonra Hitit tahtına oturan II. Tuthaliya, hakimlere şöyle talimatlar verdi:

" Basit bir davayı zorlaştırmayınız. Zor bir davayı da basitmiş gibi göstermeyiniz.”

"Haklı bir davayı kaybettirmesin! Haksız bir davayı da kazandırmasın! Doğru ne ise, onu yap.”

Nitekim, II. Tuthaliya’dan 100 yıl sonra Hitit tahtına oturan III. Hattuşili dönemine ait bir tablet Hititlerin adalet ve iltimas konusundaki hassasiyetini gösteriyor.

Tablet üst düzey bir tapınak görevlisi hakkında tapınak mallarını zimmetine geçirmesiyle ilgili açılan bir dava hakkındaydı. Fakat davacı Kral’ın eşi Kraliçe Puduhepa'ydaydı. 30 tanığın dinlenildiği günlerce süren davada Kral, davacı Kraliçe olduğu için tarafsızlık gereği yargıçlıktan çekilmişti.

Ve 3500 yıl sonra.

Hititlerin başkenti Hattuşaş’a bir saat, bütün bu çivi yazılı tabletlerin bulunduğu müzeye 11 dakika uzaklıkta Hitit Üniversitesi kuruldu.

Ve geçen hafta gazetelerde çıkan haberlere göre Hitit Üniversitesi bir aile üniversitesine dönmüştü.

Üniversitenin yönetici ve öğretim görevlisi kadrolarında 10 çift ve aynı soyadlı pek çok akraba yer almaktaydı.

3500 yıl önce yeni nesillere aktarılmak için çivi yazısıyla tabletlere kazınmış onca tecrübe, birikim, tavsiye Hitit adını taşıyan bir üniversiteye bile ulaşmamıştı.

Hitit medeniyeti esas şimdi öldü diyebilir miyiz?


Kaynaklar

(Ekrem Akurgal- Hatti ve Hitit Uygarlıkları- Turgut Yiğit- Hitit Krallığı’nda Yönetim Sistemi Üzerine Bir Not- http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/32/245.pdf-Erdal Doğan- Hitit Hukuku-Belleklerdeki Kayıp)