Mutfağın -e[ril] hâli: Tasarım ve cinsiyet

Zaman içinde mekânsal anlamda yaşanan tüm değişimlerin aksine, mutfaktaki “kullanıcı kadın” rolü varlığını korur ve toplumsal kabuller doğrultusunda mekân ile birlikte yeniden şekillendirilmek istenir...


@e-posta
Dosya, 01 Şubat 11:42
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

Ev olgusu, modern öncesinden bu yana fiziksel mekândan çok daha fazlasını tanımlar. Ev ile, ait olunan ya da sahip olunan alan, insanın doğduğu, yaşadığı ve öldüğü ya da yemek yediği, uyuduğu yer ya da ailenin mekânı tariflenir. Günlük yaşamdaki farklılıkların ve hiyerarşinin tanımlandığı birincil alandır. Ev, günlük yaşama ait bir olgudur. Her gün, o gün için temizlenip düzenlenerek yaşamın devamlılığını sağlar. Böylelikle, çoğu kültürde evsel alan çağrıştırdığı süreklilik, düzen, temel ihtiyaçların karşılanması gibi kavramlar ile birlikte dişi unsurlarla eşleştirilir.1 Dişi olan ile eşleştirilmesi ve kamusalın karşısında konumlanışı ile ev dikotomik bir anlam kazanır. Evsel alanda güç sahibi olan kadın, tanımlanan sınırların dışında ikincil ve öteki olur. Nasıl “dışarısı” erkeğin sorumluluğuna verilmiş ise, “içerisi” de günlük yaşamı idame ettiren kadına aittir.

Özellikle 19’uncu yüzyılın ilk yarısı ile birlikte eve atfedilen bu dişi kodların, daha çok mutfak ve mutfak işleri üzerinden tartışıldığı görülür. Bu dönemde, sanayileşme ile erkek, zorunlu temel eğitim nedeniyle ise çocuk evden uzaklaşır. Hizmetli olarak çalışan kadınlar için de artık sanayi daha cazip bir seçenektir. Böylelikle Avrupa ve Amerika’da orta ve üst sınıf aile yapısı değişime uğrar ve kadınlar ev ve ev işleri ile baş başa kalırlar. Diğer taraftan da verimlilik ve tasarruf ilkeleri eve girmeye başlar.2

Ev hanımından ev yöneticisine

The Amerikan Woman’s House kitap kapağı

Değişen günlük yaşam, evsel alan ve onunla eşleştirilen kadın imajının yeniden şekillendirilmesi anlamına gelir, bu durum çoğu kadın yazarlar tarafından hazırlanan eve dair rehber kitaplar (etiquette) ile görünürlük kazanır. Mrs. Isabella Beeton, İngiltere’de 1861 yılında yayınlanan Book of Household Management kitabı ile büyük başarı kazanır. Ardında1869’da bu kez Amerika’da, Catherine Beecher ve Harriet Beecher Stowe’un The American Woman’s Home kitabı yayınlanır. Beecher’ların, banliyö evleri üzerine hazırladığı kitapta, günümüzde Amerikan tipi denilen modelin ilk görsel sunumu yer alır. Bu modelde, mekanik servisler evin merkezinde yoğunlaşır, mutfak-çalışma alanı mekânsal kurguda evin en önemli yeri hâline gelir. Konuta ait birimlerin tek tek ele alındığı kitapta, yalnızca mekân organizasyonunun değil, aynı zamanda davranış kalıplarının ve günlük yaşama ait gerekliliklerin de üzerinde durulur. Kadın figürünün, kendini ve evini nasıl şekillendirmesi, ailesine nasıl bakması gerektiğini anlatan bir kılavuz kitap niteliğindedir.3

Kadının evdeki çalışma hayatını kolaylaştırmak ve evsel alanı düzenlemek kaygılarıyla mutfak tasarımı ve endüstriyel verimlilik ilkeleri arasında ilk ilişki kuranlar ise Christine Frederick ve Mary Pattison olur. Pattison, Taylor’ın “bedenin dinamik enerjisini verimli iş gücüne dönüştüren bilimsel yöntemleri”ni evsel alana uyarlama iddiasındadır. Pattison’un çalışmalarının (1911) ardından, Frederick, 1914’te The New Housekeeping, Efficiency Studies in Home-Management kitabını, bir yıl sonra ise Household Engineering, Scientific Management başlıklı ikinci kitabını yayınlar. Frederick, ilk kitabının giriş bölümünde, mühendis olan kocası ile meslektaşı arasında geçen endüstriyel verimlilik konulu konuşmaya ve kendisine verimlilik esasları ile ilgili yaptıkları açıklamalara değinir. Kendisini çok etkileyen verimlilik ilkelerinin evsel alana uyarlanması ile ev işlerinde daha az enerjiyle daha fazla başarı elde edileceğini dile getirir. Mutfak mekânının yalnızca bir kadının iş gücünün yeterli olacağı verimli bir çalışma alanı olması için nasıl tasarlanması gerektiğini anlatır ve adım adım tasarruflu mutfak düzenlemesini şemalar ile açıklar. Frederick’e göre, evsel alanda verimlilik ilkeleri doğrultusunda yapılacak bir reform ile basit bir ev hanımı, saygıdeğer ve profesyonel bir ev yöneticisine dönüşecektir. 4 Kitabın Hollanda’da De Denkende Huisvrouw (1926) (The Thinking Housewife) adıyla yayınlanan baskısına ait kapak tasarımı, Frederick’in ev hanımından, ev yöneticisi yaratma düşüncesinin görsel karşılığı gibidir. Modern kahraman kadın imajı, gelişen teknolojinin yardımıyla işlerini daha kısa sürede ve zahmetsizce yapar. Geleneksel ev hanımı ise, geleneksel yöntemler ile çalışmaya devam eder ve bu nedenle de yorgun ve kötü görünür.5

De Denkende Huisvrouw (1926) (The Thinking Housewife) kitap kapağı

Çalışılan mutfaktan yaşanan mutfağa

Frederick’in kitabının Almancaya çevrildiği ve özellikle kadın örgütleri üzerinde büyük etki yarattığı 1920’lerde, Bauhaus da evsel alana dair deneysel projeler üretmektedir. Marcel Breuer tarafından tasarlanan “Haus Am Horn” projesinin mutfağı (1923), verimlilik ilkelerini yansıtan ilk mutfak örneklerindendir. Ardından Stuttgart Werkbund sergisinde (1927), yeni ve farklı mutfak tasarımları yer bulur. Sergide yer alan mutfakların tasarımcıları arasında Jacobus Oud ve Erne Meyer de vardır. Meyer’in mutfak mekânını, Frederick’in “mutfak işi oturularak yapılmalıdır” sözlerine dayanarak düzenlediği görülür.6

Aynı yıllarda Ernst May ve ekibi de, Frankfurt’ta evsel alana dair denemeler yapar. Bunlar arasında Franz Schuster’in 2.3 metrekarelik çok amaçlı dolap mutfağı ve Anton Brenner’in katlanır modeli gibi farklı mutfak tasarımları sayılabilir. Ancak kuşkusuz en iyi bilinen örnek, 1926 yılında Margarette Grete Schütte-Lihotzky tarafından tasarlanan Frankfurt Mutfağı’dır. Frankfurt Mutfağı, cam, metal ve fayans yüzeylerin parlaklığı, basit ve güçlü renkleri, modüler bütünlüğü, barındırdığı çok sayıdaki teknik donanım ile “bir makine olarak mutfak” düşüncesinin somutlaşmış hâli gibidir.7

Lihotzky’nin Frankfurt Mutfağı

20’inci yüzyılın ortalarına doğru ise II. Dünya Savaşı sonrası oluşan liberal ortam ve kadın imajının evcileştirilmesi isteği görünürlüğünü arttırır. Böylelikle evsel alan ve mutfak mekânı özelinde verimlilik ideolojisi ile örtüşmeyen değişimler yaşanmaya başlar. Orta sınıftaki kadınların hem kamusal alanda hem de evde çalışmaları ve değişen günlük yaşam ile birlikte mutfaklar geniş, ferah yaşama alanları hâline gelir ve mutfak-kadın ilişkisi yeniden tanımlanır. Sanayileşme öncesi hizmetlinin yaşama alanı olan mutfak, artık ailedeki kadının yaşama alanıdır.8 Aynı zamanda bu dönemde mutfakta çeşitlilik artmış, modüler sistemler ile farklı alternatifler oluşturulmuş, özellikle renk ve boyut çeşitliliği ile mutfak, alınıp-satılan bir tüketim nesnesine dönüşmüştür. 1960’lar ile birlikte ise, kapıda yapılan alışverişin yerini süpermarketlerin almasının da etkisiyle açık plan şeması Avrupa orta sınıf konutlarında ortaya çıkmaya başlar. 1960-1980 arası süreçte Avrupa’da yaygınlaşan açık plan kullanımı ile mutfak - yemek odası arasındaki duvarların ortadan kalktığı, 50’lerde tasarlanan yüzeylere dönüşen mutfak birimlerinin de, bu yeni mekânda yerlerini aldığı görülür. Yatay ve dikey bantlar hâlinde kullanılan hazır mutfak üniteleri, mekânsal organizasyonun biçimlenişinde etkin öğeler hâline gelir. 1980 sonrası ise, mutfaklar artık geniş yaşam alanlarıdır ve mutfak mekânı işlevsel özelliklerinden çok estetik kaygılara dayalı düzenlenmeye başlanır.

Zaman içinde mekânsal anlamda yaşanan tüm bu değişimlerin aksine, mutfaktaki “kullanıcı kadın” rolü varlığını korur, değişen günlük yaşam ve toplumsal kabuller doğrultusunda mekân ile birlikte yeniden şekillendirilmek istenir. Özellikle sanayileşme sonrası kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlayan kadının, iş yükü ikiye katlanır, evsel alanda sorumlulukları azalmazken, kamusal alanda da yeni görevler edinir. Mekânsal iktidar anlamında bu süreci değerlendirdiğimizde ise, kamusal alanda şekillendirici olmayan yalnızca hazırlanmış düzene uyum sağlamak ve görevlerini yerine getirmek ile yükümlü olan kadının, evsel alanda da şekillendirici gücünün azaldığı söylenebilir. Böylelikle, düzenleyici eril iktidarın, sahibi olduğu ve şekillendirdiği mutfak mekânında kadın, genellikle toplumsal kabuller ile doğallaştırılmış “kullanıcı” rolü ile tariflenir.

Mutfakta zaman kazandırma ve hayatı kolaylaştırma üzerinden yapılan vurgu günümüzde de belirleyicidir. İş ve ev hayatının gerekliliklerini birlikte karşılamak zorunda olan kadının, mutfaktaki kullanıcı konumunu pekiştiren rol modeller yaratma imkânı sunar. Mutfak ise, kadın-a yapılan bir iyilik olarak ve dişi kodlardan arındırılarak tekrar ve tekrar düzenlenir. Böylelikle, her dönem değişen gereklilikler doğrultusunda mutfağı düzenleyen eril iktidar, kelimenin “için” anlamındaki –e hâli ile kullanıcı kadına “hayatınızı kolaylaştırmak için size bu iyiliği yapabilirim” der.

1 The Meaning of Domesticity, Bart Verschaffel, The Journal of Architecture, 7, ss.287-288, 2002
2 ‘Out of My Kitchen!’ Architecture, gender and domestic efficiency., Irene Cieraad, The Journal of Architecture, 7, s.264, 2002
3 Gwendoly Wright, “On The Fringe of The Profession: Women in American Architecture”, der. Spiro Kostof, The Architect, Oxford Universty Press, New York: 1986, s. 286-287
4 Mutfağın Modernizasyonu: Mutfak Tasarımında Kadınlar ve Kadın Mimarlar, Şule Eroğlu, Arredamento Mimarlık, 100+23, s.91, 2000
5 Cieraad, 2002, ss. 264-265.
6 The Process of Elimination: The Bathroom, The Kitchen and The Aesthetics of Waste, Ellen Lupton ve J. Abbot Miller, New York: Princeton Architectural Press, s.49, 1992
7 Eroğlu, 2000, s. 92.
8 Cireaad, 2002, ss. 275-276.