Eli kulağında…

Bazı başlangıçların, bitişler ile ilgisi vardır. Veya bazı bitişler, yeni başlangıçlara işaret edebilir. Eğer bitişleri görebiliyorsanız, muhtemel yeni başlangıçları sezebilirsiniz


@e-posta
Dosya, 07 Aralık 11:57
- A +
Yazı aşağıda devam etmektedir.

“Başlamak” kelimesine dair konuşacağım. Ne diyeceğim? Henüz bir fikrim yok. Yolda bakarız diye düşünüyorum.

Hepimiz aynı güne başlıyoruz ama gün hepimiz için aynı başlamıyor. Garip. Garipsemek de garip.

Yağmur, bir film, aşk veya zor günler başladı/başlıyor olabilir. Ancak her başlangıç, kendisini hazırlayan öncellere yaslanıyor. Yani bir şeyler zaten daha önce başlamış... Böyle bakınca, “başlangıç neresi, hangisi başlangıç” sorusu doğar. Yanlış doğumdur. Başlangıç noktası tek değildir. Başlangıç “nokta” değil, süreçtir. Süreç, bazı noktalarda parıldayabilir. Çok gerekli ise o noktalara başlangıç işaretleri dikebiliriz.

Bu bir tespit mi? Emin değilim. Bir işimize yarar mı? Bilmiyorum. Ama bakıcaz. Daha yeni başladık.

Eskiler, “hokka doldurmak” derlerdi. Bir yazarın, yeni bir kitap yazmaya başlamadan önceki biriktirme sürecine dair bir tanım. “Hokka”da bir şeyler birikirken siz de kendinizde birikiyorsunuzdur. Veya sizde birileri/bir şeyler birikiyordur. Birikim sürecinin tümüne “başlamak” diyebilir miyim? Diyebilmek isterim.

Başlamak denilen şeyin, koşucuların fırladığı başlangıç çizgisi kadar yalın/net olmayabileceğini söylemeye çalışıyorum. Sis’li bir tozuma olarak da düşünülebilir başlamak. Dışarıdan bakar bakmaz görülebilen başlangıçlardan değildir. Hatta, mukassi görünür bakınca taşradan. Görülebilmesi için kendini ifade etmesi gerekir. İster eşe dosta şifahen, ister kâğıt kalem ile.

Eğer kâğıda dökülmüş ve bir anlatıya dönüştürülmüş ise, ifade okuyucuya bulaşır. Bulaşan sadece metin değildir. Okuyan kişinin imgelem/anlamlandırma dünyasında yazarın tahmin edemeyeceği süreçler başlar.

Belki de röportajlar sadece yazar ile değil, okur kişi ile de yapılmalıdır. “Okur” soyut bir şey değildir. Sizin gibi biridir. Bu sözler okur kutsaması değildir.

İlk paragrafa döneceğim. Başlangıç, “nokta değil süreçtir” cümlesine. Galiba ifademin ardında bir “döngü” anlayışı var.

Döngü anlayışı, olup bitene sürgit/biteviye tekrarlar olarak bakabilen, başsız sonsuz bir varoluş tasavvuruna savrulabilir bazen. Eğer oraya savrulursam başlangıçlara körleşirim, zerre kadar önemleri olmaz. Büyük hikâyeyi zaten biliyorumdur. Hiçbir şey’e şaşırmam… Bence şaşırmak, bir tür zihni başlangıçtır.

Başladığım yere dönmüş olmak hoşuma gitti.  Belki yeniden başlayabilirim. Mesela başlıktaki “eli kulağında” ifadesi,  “başladı, başlayacak” anlamına gelir. “Ezan okundu mu” sorusuna cevaben.

Muhtemelen, minarelerde ses yükselticilerin olmadığı dönemler. Geçen yüzyıl sur içi İstanbul, Ayvansaray civarlarında mütevazı boyutlarda bir caminin, bodur minaresinde görmüşlüğüm vardır. Müezzin çıkar şerefeye, elini kulağına atar. El kulakta iken, kısa/suskun bir an vardır. Ses, o suskunluğun içinden doğar. Bence o an da başlangıca dâhil. Hatta başlangıcın kendisi.

Bir iddiam yok. İçimden böyle geliyor. İçimden niye böyle geliyor? Galiba görünen ile yetinmek istemiyorum. “Görünüyorsa vardır” algısından veya bu algının bir ezbere dönüşmesinden hoşlanmıyorum.

Bazı başlangıçların, bitişler ile ilgisi vardır. Veya bazı bitişler, yeni başlangıçlara işaret edebilir. Eğer bitişleri görebiliyorsanız, muhtemel yeni başlangıçları sezebilirsiniz. Bu cümle, söz oyunu gibi duruyor olabilir. Ama değil. Bu gibi durumlarda özne, başlangıç veya bitiş değildir. Sürecin tabiatı öznedir. Mesela “tohuma bakıp ağacı görebilmek” diye bir söz vardır. Tohumun tabiatı ağacı kaçınılmaz kılar.

Başlangıç kavramında, beklentileri beslediği ölçüde yanılgı/yanılsamaya müsait bir taraf var. Mesela 2000’lerin bitiminde, 2001 gelişinde yeni binyıl üzerine yapılan güzellemeleri hatırlıyor musunuz? Bayram havası estirilmişti. “Yeni binyıl, insanoğlunu ezen/üzen meseleleri geride bırakmak için bir fırsat olabilir” denildi. Beklentilere girildi. Ne oldu? Her şey daha beter oldu.

Yeni binyıl bir başlangıç mıydı? Değildi. Sadece insanoğlunun onluk, yüzlük ve binlik gibi bir ölçüm alışkanlığı/takıntısı vardı. Bir de beklentilere girmek gibi bir huyu.Ve bu nedenle bazen başlangıçlara zaafı.

Zaaf konusu uzun hikâye, hiç başlamayayım. İzninizle, bir musiki ile kapatayım: “Sevdaluk eyi şeydur/ ben de yeni başladum.”