Dinlenme hakkı anayasaldır!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Dinlenme hakkı anayasaldır!

İş Kanunu'nun işçilere haftada en az bir gün dinlenme hakkı tanıyan maddesine eklenen yeni hükme göre turizm sektöründeki işçiler, hafta tatili kullanmadan on gün üst üste çalıştırılabilirmiş. Güya işçinin onayının alınacağı bu keyfî düzenleme, menfaat çatışmasının kurumsallaşmasına neden olurken dinlenme hakkını fiilen ortadan kaldırıyor

Dinlenme hakkı anayasaldır!

Bu hafta İş Kanunu’nun işçilere haftada en az bir gün dinlenme (hafta tatili) hakkı tanıyan 46’ncı maddesine yeni bir hüküm eklendi.

Yeni düzenleme şöyle:

“Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından turizm işletmesi belgesi verilen konaklama tesislerinde çalışan işçilerin bu fıkra kapsamında hak kazandığı hafta tatili, işçinin yazılı talebi veya onayı ile hak kazandığı günü takip eden dört gün içinde kullandırılabilir. Bu halde işçinin hak kazandığı hafta tatilinde yaptığı çalışmaların günlük normal çalışma süresi kadarlık kısmı fazla çalışmanın hesabında dikkate alınmaz. İşçi verdiği onayı otuz gün önceden işverene yazılı olarak bildirimde bulunmak kaydıyla geri alabilir.”

Yani turizm sektöründe işçi, hafta tatili kullanmadan on gün üst üste çalıştırılabilirmiş.

Güya bunun için başta onay alınacakmış (siz onu “imzala” denip imzalanma olarak algılayın) ve işçi onayından cayacaksa en az otuz gün önce söylemesi lazımmış.

Bu yeni düzenlemeye dair üç şey söylemek isterim.

1-) Menfaat çatışmasının kurumsallaşması: Turizm Bakanı ve kendi sektörüne ayrıcalık

Turizm Bakanı’nın turizm şirketinin (ETS Tur) olması bir “menfaat çatışması” sorunudur.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bu menfaat çatışması sorunu çok yaygın.

Yolsuzluktan çok çeken bazı ülkelerin anayasalarında (Bolivya, Macaristan, Sırbistan, Şili vb.) bakan olarak atanmak için menfaat çatışmasından arınma şartı boşuna getirilmiyor.

Demokrasiye döndüğümüzde bu meseleyi derinlemesine ele almalıyız.

2-) Plansız esneklik: Kalkınma stratejisinden yoksun keyfî bir düzenleme

Çalışma saatlerindeki esneklik bir sorun. Ama bu esnekliğin turizm gibi üretim ekonomisine doğru düzgün katkısı olmayan bir alanda getirilmiş olması başlı başına bir sorun.

Bu durum, ortada bir planlamanın ve kalkınmacı bir perspektifin olmadığını açık ediyor. Görünen o ki turizm bakanı kulis yapmış, milletvekilleri kabul edivermiş.

2010'da Anayasa'ya göstermelik olarak sokulan Ekonomik ve Sosyal Konsey çalıştırılmıyor. Çalışsa iki kelam edecek birileri illa ki çıkardı. Bu alanda da tam bir keyfîlik hüküm sürüyor.

3-) Anayasa ve Avrupa sosyal şartı ihlali: Dinlenme hakkı fiilen ortadan kaldırılıyor

Anayasa md. 50/3 ve Avrupa Sosyal Şartı md. 2/5 kapsamında güvence altına alınan “dinlenme hakkı”, haftalık en çok 45 saatlik bir çalışmanın ardından en az 24 saat kesintisiz dinlenme süresi tanınmasını zorunlu kılar.

Avrupa Sosyal Haklar Komitesine göre bu dinlenme süresi, ilgili ülkede geleneksel olarak kabul edilen günle çakışacak biçimde planlanmalı ve işçinin feragat edemeyeceği bir hak olarak korunmalıdır.

Komite, yalnızca çok istisnai ve zorunlu hâllerde (o ihtimalde dahi 12 günü geçemez) bu kuraldan sapılabileceğini kabul etmektedir. Ancak o durumda bile esnekliğin meşru olabilmesi, üç temel koşulun bir arada gerçekleşmesine bağlıdır:

- Uygulama geçici ve istisnai kalmalı, süreklilik arz etmemelidir.

- Telafi amacıyla işçiye en az iki gün üst üste dinlenme hakkı tanınmalıdır.

- İşçiyi istismardan koruyacak yapısal güvenceler açıkça öngörülmelidir.

Türkiye’de yakın zamanda yürürlüğe giren düzenleme, bu istisnayı özellikle turizm sektöründe olağan uygulamaya dönüştürüyor.

Hafta tatilinin ötelenmesi ve birleştirilmesine ilişkin sınırlar açıkça belirlenmemiş, işçinin rızasının gerçekten özgür iradeyle verilip verilmediğini güvence altına alacak hiçbir denetim mekanizması öngörülmemiş.

Örneğin, uygulamanın geçerliliği için iş müfettişinden izin alınması, sendika ya da işçi temsilcilerinin görüşünün aranması veya kurallara aykırılığın işyeri güvenlik temsilcisi aracılığıyla raporlanması gibi önlemlere yer yok.

Bu boşluğun içtihatla doldurulması yılları alabilir. Onda bile sonuç garanti değil. 

Keza işçinin verdiği “onay”ı ancak otuz gün önceden geri alabilmesi kuralı, ölçüsüz uzun ve hakkın özünü (core obligation) zedeler nitelikte.

Dediğim gibi, işçilere “imzala” deyip geçecekleri şimdiden belli. Açlıkla terbiye edilen milyonlar, önüne konan her evrakı zaten içeriğine bakmadan imzalıyor.

Tüm bunlar, işçinin dinlenme hakkından fiilen feragat etmesine yol açıyor.

Sonuç olarak hüküm, Anayasa'ya ve Avrupa Sosyal Şartı'na aykırı.

Anayasa Mahkemesi çok gecikmeden iptal etmeli.

İlgili İçerikler