Mart ayı sonu seçimleri yaklaştıkça gazetelerde seçmenlerin kimleri tercih edecekleri üzerine yazılar artmaya başladı. Bilhassa Anayasa krizinin yaşanmakta olduğu bu dönem içinde kanaatler çoklulaşmış ve bölünmüş durumda. Şu anda birinci parti konumundaki iktidarın oylarının belirli gibi durmasına rağmen, Belediye seçimlerinde, parti seçmenlerinin tam olarak ne yapacaklarını, kime oy atacaklarını kestirmek sanki zor gibi görünmekte. Ayrıca; bazı gazetecilerin de yazdığı gibi, yüzde elliye yakın bir muhalefet oyunun var olduğu göz önünde tutulursa, o zaman belki de artık sanki toplumsal denklemin nerede durduğunu kestirmek zor. Değil mi?
Şu şekilde bakalım diye öne sürebiliyorum: Toplum eskisi kadar homojen değil. Değişik eğilimlerle işleyen kümeler söz konusu, toplumsal alanda. Bunların kimisi laik olarak adlandırılan grupları oluşturmakta. Belki de daha ileri yaşlardaki vatandaşlar "eski Türkiye özlemi" içinde "Atatürk" dünyasının Batılı, Cumhuriyetçi ve laik Türkiye'sinin içinde yaşamlarına devam etmek istemekteler. Bu nedenle de, Nilüfer Göle'nin geçen haftalarda T24'te kavramsallaştırdığı bir noktaya bakmak ilginç olacaktır. Yüzüncü yıl dolayısıyla resmi davetlerin tamamen dışında kalan vatandaşların ellerine bayrak alarak, sokaklara, caddelere çıkmaları bu yeni eğilimin içindeki tekil bakışları ortaya koymakta. "Herkesin bir Atatürk'ü var" bakışı toplumsal alandaki gruplaşmaların da ötesinde hatta, başka bir eğilimi daha ortaya koydu sanki. Herkes bir birey olarak davranmaya başladı (Bir grup seçmen "koyun sürüsü olarak Osmanlı reayası içinden çıkmak arzusunda). Eline bayrak alan ailesiyle bir bireyleşme sürecine girmeye başladı. Eğilimler çoğalmaya ve daha da heterojenleşmeye başlamakta sanki.
Toplumun birbirine benzeyenlerin birliğinden oluşan bir bütünlük olduğunu kabul eden 19. yüzyıl milliyetçiliğinin ötesinde bir toplumsal alana gitmekteyiz. Yaşam biçimleri arasındaki büyük farklılıkların ortaya serildiğini görüyoruz. En radikal dini görüşlerden en seküler hayat biçimlerine kadar Türkiye'nin laik Cumhuriyeti kendi yeni çizgilerini ortaya koymaya başladı belki de. Bütünlüğün oluşmasının zor olmaya başladığı bir döneme girildi.
Aslında bu sosyolojik temayül sadece Türkiye için geçerli gibi durmamakta. Dünyanın çeşitli toplumlarında buna benzer eğilimler son otuz yıldır gözükmektedir. 1990'ların hemen başında "kabileleşmeye" başlayan bir toplumsal alan öne sürüldü. Post-modern toplumlar için, yine 1990'ların başında heterojen yaşam biçimlerinden dünyayı yatay bir biçimde kesen grupların ulus-aşırı birlikteliklerine gidişatından söz ettik. Rocker'ler, Punk'lar, Yuppies'ler vb. veya daha ideolojik olarak, ulus-aşırı radikalleşen dindarlar, sosyal demokrat eğilimliler, sosyalistler, ibadetinde olanlar, tanrı tanımazlar, küreselciler, liberaller, öteki-küreselciler, sadece milliyetçiler hariç gibi durmalarına rağmen, onlar bile, kendi kıyafetleriyle, ideolojileriyle, yaşam biçimleriyle, ibadet yapma şartlarıyla dünyayı kesen bir şekilde, yatay geçirgenlikte işleyen toplumların içinde yaşamaya başladılar.
Başka doğulu geleneksel bir toplumdan örnek vermeye kalkarsak, Wim Wenders'in Tokyo Ga adlı filminin de gösterdiği gibi, Japon toplumu, film yapımcısı Ozu'nun döneminden uzaklaşarak geleneksel toplumu geride bırakmaktaydı. Bizim toplum da bu değerlerle girdi post-modern 21. yüzyıla.
Parçalanma ve gruplaşma kadar şimdi de bireyselleşme süreçleri tekillikleri ortaya koymaya başlıyor. Her şeyden önce, 1991 yılındaki kitabımın adına gönderme yaparsam (Tekil Düşünce, son baskısı Doğu-Batı Yay. 2006) tekillikler çağında düşüncenin de bireyleşmeye başladığı bir döneme girdik. Eski bir deyişle "her kafadan bir ses" çıkmaya başladı. Burada artık ideolojiden söz etmek de zor duruyor, tahmin edilebileceği gibi. Ama ideolojilerin de sonu değil bu durum aynı zamanda.
O bakımdan insanların tercihleri tüm toplumsal açıdan öyle olmasa bile gitgide daha bireysel tercihlere ve bireysel adaylara doğru dönmeye başladığını ileri sürebiliriz. Büyük mitingler hâlâ yapılabiliyor; fakat bu bireysel tercihlerin belirmeye başladığı insanlara dokunmamaya başlamadı mı? Bugün belki siyasi partiler hâlâ kalabalıkları sokağa dökebiliyor; ama bir o kalabalık kadar veya tabii ki daha fazlası bu mitinglerden çok uzakta durmaktalar.
Tercihleri artık belki de siyasi partilerin söylevlerinin dışına çıkmaya başladı ve bu gruplar da daha da kalabalıklaşmaktalar. Son dönemlerde bilhassa siyasi partilerin oylarındaki düşüş bunun bir göstergesi değil midir? Son Cumhurbaşkanlığı seçimleri için "özel" bir yer açıldı basında; ancak kazananlar için de kaybedenler için de kamuoyu yoklamalarının son zamanlarda gösterdiği duruma göre, artık bu ikili tarafın çok dışındayız, öncelikle. İkinci olarak ise ikili olan koalisyonların yerine parçalı bir siyasi tablo durmakta önümüzde. Buna göre en yüksek yüzdeyi alan düşük de olsa kazanacak gibi durmakta. Ancak en yüksek oy alacak partinin bile bu oy oranına gelip gelemeyeceği belli mi? Bireyselleşmeye başlayan bir toplumsal alanın içinde kendisine nasıl bir yer edinecek? Bugün bu belli ve kesin gibi durmuyor belki de.
Bu toplumsal gidişat içinde düşünürsek seçmen statüsünde olanların artık partilere değil ama kişilere yönelik tercihleri olmaya başladığını belki de gözlemleyebiliriz. "Kim?" sorusu "Hangi partiden?" sorusunun önüne geçme yolunda gelecek seçimler için. Cumhurbaşkanı seçimlerinden çok farklı yerel seçimler. Belediyelerin kimin tarafından yönetileceği, hangi partinin yöneteceğinden çok daha önemli sanki, parçalanmaya başlayan toplumsalın sınırlarında.
Siyaset, bu sosyolojik vaziyetin gidişatını düşünmek zorunda değil midir?
|
Ali Akay kimdir? Ali Akay Paris'te, 1976-1990 yılları arasında Paris VIII Üniversitesi'nde Sosyoloji, Felsefe ve Siyaset Bilim okudu. 1990 yılından beri İstanbul'da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde öğretim üyesidir. Aynı Üniversitenin Resim Bölümü'nde 1992 yılından beri doktora derslerini sürdürmektedir. Yurt dışında Paris, New York ve Berlin'de dersler vermiştir. Türkiye'de ve yurt dışında birçok kurumsal ve kurum dışı sergilerin küratörlüğünü yapmıştır. 1992 yılında Toplumbilim dergisini kurmuş ve 2011 yılına kadar bu dergiyi sürdürmüştür. 2011 yılında, Toplumbilim dergisinin yeni ismiyle şu anda devam etmekte olan Teorik Bakış dergisini kurmuştur. Yurt içinde ve yurt dışında yazıları yayımlanmıştır ve sanat, sosyoloji ve felsefe üzerine birçok kitabı vardır. |


